AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Erguvanlar açmadan şiir okunmaz

"İstanbul'un böyledir baharı" derken Yahya Kemal ne kadar aşina bir duygudan bahsediyor. Zaten bir aşka dönüşen aşinalıktan bahsederken kendi aşinalığı kadar Bogaziçi'ni hiç görmemiş, İstanbul'un baharını bir an için olsun yaşamamış biri için bile ne kadar 'aşina' oluşunu anlatmıyor mu?

İstanbul'un baharı her seferinde ne kadar çarpıcı olsa da bir o kadar da olması gereken bir aşinalık… Her geçen mevsim elimizden kayıp gittiğini hissettiğimiz, kopan gönül teli kadar hüzün veren, hiç bitmesin istediğimiz dingin duyguların kışkırtıcı sükunetiyle önümüze serilen ama her gelişinde içimizde öksüz kalmak gibi bir tür yitik duyguları davet eden mevsimidir İstanbul'un baharı…

Hep kaybetmekte olduğumuz, belki hiç geri gelmeyecek aşinalıklar her gelişinde hayrete düşüren 'aşkın duygular'ın havuzunda yani gönül köşemizde, içimizde Bogaziçi'nde her dem tazelenerek filizlendiği bir iklimin adı.

'Hayret makamında aşkınlıklar'ın yurdu Boğaziçi'nin, bizi kendine cezbeden, alıp götüren, şükrün ve güzelliğin iç içe sarmalandığı bir buhur gibi tütsülendiği bu iklimi ancak renkler dile getirebilir. Ne guruba karşı boğazın kıvrak sularının raksı ne mehtabın gümüş rengiyle serin sularda göz kırpışı baharın gelişi kadar bizi teslim alamaz.

İstanbul'un baharına 'aşkın duygular'ı kışkırtan, hayret makamında apansızın aşinalık oluveren o renk, olsa olsa erguvanların bizi bizden alıp götüren rengidir. Bizans'a rengini vermiş olması ne köhneliği hatırlatır ne de bizdeki aşinalıkları eksiltir…

Aşiyan'da gecenin derinliğinde dinlenen bülbül sesleri, gümüş renginin henüz altın sarısı çırpınışlara teslim etmediği, sabah ezanına karşı seyredilen, Boğaz'ın iki yakasında selamlaşan müezzin seslerinin yankısını gizleyen suların esrarı İstanbul'da baharın rengi olabildi… Mihrabad'ın dik yokuşlarına yaslanarak benliğimizin derinliklerine kadar çekeceğimiz erguvanların büyüsü ne Bizans morundan bir işarettir ne de dünyamıza ta maveradan getirdiği duyguları bastırır.

Mihrabad'dan erguvanların rengini duyumsamak, modern zamanların çelik kollarıyla iki yakaya gerdiği metal soğukluğuna karşı içimizi ısıtan erguvan sıcaklığının iklimini davet etmektir. O metalik homurtuyu ergvanlara bakarak susturabilirsiniz ancak.

Boğaz sırtlarını tarumar eden, yeşilliklerin işgal edilen tarihsiz ve geleneksiz beton yığınların bahçelerinde erguvan ağaçlarını göremezsiniz .

Aşinalık çağrıştırmayan hiçbir mekanda erguvan kendini hatırlatmaz. Tarihi ve geleneğe saygı duymayanlara kendini açmaz.

Aşinalıklarımızın teker teker elimizden alınışı gibi erguvanlar da her geçen gün daha münzevi, daha mahçup açıyor. Gizleniyor adeta boğazın yitik baharları gibi.

Boğaz içi kadar muhteşem ama şahşahasız bir güzelliği temaşa etmenin sırrı erguvarnda gizli..

Artık herksin aşına olamadığı ancak renklerin aşkın boyotuna boyanmaya talip olanlara kendi rengini veren erguvanlar açmadanne bahar gelir ne "İstanbul'da bahar" şiiri okunabilir…


12 Nisan 2005
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED