AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Acaba?

Şöyle bir soru ile başlasak: -Acaba hükümet, başörtüsü alanındaki kısıtlamaları kaldırmak ve meslek liseleri ile ilgili adaletsizliği sona erdirmek için adım atsa nasıl bir tepki ile karşılaşır?

Bu soruyu, bir yandan "Derin devlet" tartışmaları sürdüğü için, bir yandan da Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mustafa Karaalioğlu'na "Bir takım çevreler dönemi bitti, hükümet her şeye hakim" gibi bir açıklama yaptığı için gündeme getiriyorum.

İnsanlar bazan taleplerini erteliyorlar. "Hükümeti şu anda zorlamayalım, güçlerinin yetmeyeceği şeyleri onlardan isteyip de gerilimlere sürüklemeyelim, elbet ülke durulur, her şeyi çözmenin zamanı gelir" gibi bir değerlendirme yapıyorlar. Başörtüsü ve İmam Hatiplerle ilgili taleplerin ertelenmesi de bu değerlendirmeyle alakalı. "Bir takım çevrelerin bu konularda özel hassasiyeti var, Hükümet bunları gündeme getirirse, o çevrelerin duyarlılığı harekete geçer ve hem netice alınamaz hem de bundan ülke ve hükümet zarar görür, ortaya daha büyük rahatsızlıklar çıkar." yolundaki değerlendirmeler de bu çerçevede gündeme geliyor.

İnsan, sayın Gül'ün açıklamasına baktığında ertelemelerin boşuna olduğu gibi bir hisse kapılıyor. Ya da en azından "Öyleyse hükümet neden bu alanlarda toplumdaki sancıyı giderecek adımları bir an önce atmıyor, yoksa öncelikleri içinde mi değil?" sorusunu soruyor.

Oysa ben, şahsen, hem başörtüsü hem de İHL - Meslek Lisesi sorununun hükümetin öncelikleri içinde olduğunu düşünüyorum.

Peki öyleyse neden?

Yoksa başörtüsü ve İHL konusunun "derin devlet"le ilgisi mi var?

Ya da hükümet, "Her şeye hakimiz" demesine rağmen, gerçekte "Bir takım çevreler"in hâlâ bulunduğu ve o çevrelerin başörtüsü - İHL konusunda derin bir muhalefet yaptığı kanaatinde mi?

Üçüncü ihtimal, gerçekte böyle bir vakıa yok da, hükümet var sanıyor ve sanal bir korku ile çözümü mü erteliyor?

Demirel, bu ülkede hem Başbakanlık hem Cumhurbaşkanlığı yaptı. İki kere askeri müdahaleye maruz kaldı. Ona göre "Bir Derin devlet var." "Devletin raydan çıkmış hali" olarak... "İşler kontrolden çıktığı zaman derin devlet devreye giren!" bir yapılanma olarak...

12 Eylül'ün, yani bir "derin devlet" uygulamasının mimarı olarak Kenan Evren'e göre de "Derin devlet" var.

Çeyrek asırlık arayla iki kere bu ülkede Başbakanlık yapmış bir insan olarak Bülent Ecevit de, hem de bizzat kendi yaşadığı olaylardan yola çıkarak "Bu ülkede derin devlet vardır ve bu kontr gerilladır" diyor.

Üstelik Demirel'e 5 soru soruyor:

"-1974 öncesinde Özel Harp Dairesi'ni biliyor muydu?

-Bu dairenin sivil uzantısının bazı iç olaylarda kullanıldığını biliyor muydu?

-Haberi varsa bu durumdan huzursuzluk duydu mu?

-Eğer bir huzursuzluk duyduysa herhangi bir önlem aldı mı?

-Demirel, Özel harp Dairesi'nin özelliklerinden memnun muydu?" (Balçiçek Pamir'in mülakatı, Sabah, 11 nisan 2005)

Aslında Ecevit'in bu sorularının altında Demirel'e yönelik örtülü bir ithamın saklı olduğu aşikar. Tıpkı 28 Şubat'tan Demirel'in "memnun olduğu" yolundaki değerlendirmeler gibi...

Aslında başörtüsü yasağı ve İHL kıyımı, bir 28 Şubat operasyonu oldu.

28 Şubat Demirel'in değerlendirmesine göre "sonunda devlet haline gelen" bir "Derin Devlet" işidir.

Bu durumda öğrenim ve inanç özgürlüğüne büyük darbe anlamı taşıyan "başörtüsü yasağı" ve binlerce gencin önünü kesen "İHL - Meslek Lisesi kıyımı" bir derin devlet uygulaması olarak gözüküyor.

Öyleyse, bu yasağa sahip çıkmak, derin devlet uygulamasına sahip çıkmak anlamına gelir.

Yasak devam ettiği sürece, görünürde "Normal devlet" varolsa bile bir de derinden akan bir yapı bulunduğu sonucu çıkar.

Tabii böyle bir durumda ele alınması gerekli bir çok husus vardır.

-Şu anda "normal devlet"i kim, "derin devlet"i kim temsil etmektedir? Derin devlet varsa bu, gücünü, daha önemlisi meşruiyyetini nereden almaktadır?

-Başörtüsü ve İHL, derin devletin hangi duyarlılığını rahatsız etmektedir?

-Başörtüsü halkın yüzde 75'inin serbest olmasını istediği bir meseledir. İHL'ler de bütünüyle halkın katkısıyla oluşmuş müesseselerdir. Bu alanlardaki uygulamalar halkla devlet ilişkilerini yaralamaktadır. Derin devlet, eğer varlık gerekçesini ülke güvenliği ve devlet duyarlılığına bağlamış ise, böyle bir sonucu devlet duyarlılığı ile nasıl bağdaştırmaktadır?

"Acaba?" diye başladım yazıya...

Yazıyı, "Evet, bir derin devlet var" diye bitirmek beni rahatsız ediyor. Bunun, halk iradesinden öte ve denetimsiz bir yapıya ülke yönetimine el koymak dahil, akıl almaz yetkiler verdiği için rahatsızlık duyuyorum.

Hele böyle bir yapının, devlet hassasiyetinden yola çıktığı halde, devlet - toplum ilişkilerini dinamitleyen uygulamalara zemin hazırlaması daha da olumsuz nitelik arzediyor.

Son söz: Dışişleri Bakanı Gül'ün "Artık birtakım çevreler dönemi bitti" sözünü okuduğumda, sadece "keşke" dedim.


12 Nisan 2005
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED