|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu hafta Suriye'ye gidiyor. Sayın Sezer'in Suriye ziyaretiyle ilgili bir sürü spekülasyon yapıldı, yapılıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Ankara Büyükelçisi'nin Sezer'in ziyareti konusundaki memnuniyetsizliğini açık şekilde telaffuz etmesi tartışmaların fitilini çekmiş oldu. Büyükelçi, Cumhurbaşkanı Sezer'in dünya kamuoyuyla birlikte hareket etmesi gerektiğine dikkat çekmişti. Herkesin tavrının ne olacağı konusundaki merakına Sayın Sezer'in, "Elbette Suriye'ye gideceğim" diyerek son noktayı koyması tartışmaları yatıştırmışsa da yine de belli çevrelerin bu ziyaret konusundaki olumsuz tavırlarını sürdürdükleri görülmüştür. Bütün bu tartışmalar bir yana kalmış ve Sayın Sezer Suriye'yi resmen ziyaret edecektir. Öncelikle Sayın Sezer'in bu ziyaretinin Amerika Birleşik Devletleri'yle çatışma veya Amerikan politikalarına karşı bir oluşum içinde yer alma anlamına gelmeyeceğini ifade etmek gerekiyor. Unutulmaması gereken önemli bir husus şu ki Türkiye Ortadoğu bölgesinin önemli bir ülkesidir. Komşularıyla yakınlaşmaya, işbirliğine ve belli alanlarda dayanışmaya çalışmaktadır. Bölge son yıllarda ivmesi giderek artan bir değişim süreci yaşamaktadır. Türkiye de bu değişim sürecinin içerisinde olup başı çeken ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye'nin bölge ülkeleriyle ilişkilerinde acı tecrübeleri var… Türkiye'nin bölge ülkeleriyle ilişkilerinde ABD ve Batılı ülkelerle birlikte hareket etmesi, hatta onlar adına öncü bir rol oynaması şeklinde özetlenebilecek politika tecrübeleri, yakın dönem Türk dış politikasının acı örneklerini oluşturmaktadır. Ellili yıllarda Soğuk Savaş'ın en şiddetli olduğu dönemde Türkiye bölge ülkeleriyle Amerikan stratejileri doğrultusunda ve Batılı ülkelerin öncü bir aktörü olarak hareket etmiştir. Bağdat Paktı'nın kuruluşu öncesindeki Ortadoğu Komutanlığı Projesi'nde, Bağdat Paktı'nda ABD ve Batılılarla birlikte hareket etmiş bulunmaktadır. Soğuk Savaş yıllarında Türkiye bölge ülkelerinin hassasiyetlerini fazla dikkate almadan içinde yer aldığı Batı Blokunun stratejileri çerçevesinde ve bir öncü aktör olarak hareket etmiştir. Bu politikasında da çoğu defa hayal kırıklığı yaşamıştır. O yıllarda gelişen kırgınlıklar ve husumetlerin etkisi hala devam etmektedir. Türkiye ellili yıllardaki bölgede Batılı eski sömürgeci ülkelerle birlikte hareket etmenin yanlışlığını ancak altmışlı yılların ortasında anlayabilmiştir. O dönemdeki tamamen tek yanlı dış politikası iflas etmiş ve Kıbrıs konusunda müttefikleri yapayalnız bırakmışlardır. Bunun üzerine Batı yanlılığından çok yanlılığa geçerek hem Doğu Bloku ülkeleri hem de başta Ortadoğu ve İslam ülkeleri olmak üzere Üçüncü Dünya ülkeleriyle ilişkileri geliştirmenin yollarını aramıştır. Bugün gelinen noktada altmışlı yılların ortasında atılmış adımların ve belirlenen yeni stratejilerin önemli katkısı vardır. Yeni dönemde yeni politikalar gerekli … Soğuk Savaş döneminin tarihe karıştığı, yeni dünya düzeninin kuruluşu yönünde bir sürü gelişmenin olduğu ve Ortadoğu'nun yeniden yapılanmaya yöneldiği bir sırada hiçbir şey olmamış gibi Türkiye'den bölgede Amerikan politikalarına angaje olarak ve Batılı eski sömürgeci ülkelerin öncü bir aktörü gibi Batılılardan daha Batıcı menfaatleri savunan bir stratejiye teslim olmasını beklemek asla kabul edilebilir bir politika değildir. Ne Türkiye ellili yılların Türkiye'sidir, ne de bugünkü şartlar ellilerin şartlarıdır. Bölge ve dünya değiştiği gibi Türkiye de değişmiştir. Türkiye Ortadoğu'da Amerikan politikalarıyla rekabet edecek veya çatışacak değil. Ancak Amerikan menfaatlerinden ayrı ve farklı kendi politikalarını geliştirmesinden daha tabii bir durum olamaz. Türkiye yüzlerce yıldır bu bölgededir, bu bölgenin geleceği aynı zamanda Türkiye'nin de geleceğidir. Belki yarın ABD ve Batılılar bu bölgede olmayabilirler, ancak Türkiye her zaman burada olacaktır. Bölgenin mukadderatı üzerinde diğer ülkeler gibi Türkiye'nin de rolü büyüktür. Geçen ayın son haftasında yapılmış bir kamuoyu araştırmasında deneklere sorulan "Türk halkı Suriye konusunda ABD ile ortak hareket etmeli mi?" sorusuna % 16.2 evet; % 66.3 hayır, % 17.5 fikrim yok şeklinde cevap vermiştir. Irak konusundaki benzer soruya verilen cevaplar %16 evet; % 72.5 hayır ve % 11.6 fikrim yok şeklinde iken İran konusunda durum şu şekilde ortaya çıkmıştır: Evet %19; hayır %60; fikrim yok %13.9. Bu sorular cevap veren Ak Partililer ile Cumhuriyet Halk Partililer arasındaki eğilimde fazla bir farkın olmadığını belirtmemiz gerekir. Sadece bu sorulara verilen cevaplar bile Türk halkının Suriye, Irak ve İran konusunda ABD ile birlikte hareket edilmemesini istediğini ortaya koymaktadır. Türkiye ne Suriye, ne Irak, ne İran ne de tüm Ortadoğu bölgesinde ABD ve Batılı ülkelerle tamamen birlikte ve onlar adına hareket edemez. Hareket edemeyeceğini Sayın Sezer'in Suriye ziyareti ortaya koyacaktır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |