|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin son bir, hatta iki yıldır çizdiği büyüme performansını detaylı bir şekilde tahlil etmek gerekiyor. Zira geçtiğimiz yıl için açıklanan ve bu anlamda ekonomimizi 2004 yılının en hızlı büyüyen ekonomisi yapan %9,9'luk büyüme performansının, geçmiş dönemlerde yaşanan büyüme süreçlerinden farklı bir resim çizdiği ortada. Özellikle Anadolu'da ve yine özellikle belli sektörlerde ve belli ölçeklerin altında çalışan kesimler, genel büyümenin aksine ciddi sorunlar yaşıyor. Son iki yazımızda bu süreci değerlendirmeye başlamış ve büyüme ile birlikte ortaya çıkan gelişmelerin temin ettiği istikrar ve artan rekabet ortamının esasında ortalama Türk müteşebbisi için ciddi tehditler taşıdığını ifade etmiştik. Türk insanının tüccar ruhlu müteşebbis ruhunun, fırsatlardan ziyade ölçek ekonomilerini avantajlı bir konuma yükselten mevcut ortamda ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu gözlemlemiştik. Bağımsızlığı seven Türk insanının bu özelliğini yaptığı işe de taşıdığını ve bu anlamda "küçük olsun, benim olsun" mantığıyla küçük sermayelerle çalıştığını, ancak küçükler lehine bugüne dek oluşan kısmi rekabet avantajının istikrarlı ortamlarda hızla kaybolduğunu belirtmiş, Türkiye'nin değişen ekonomik ortamında bundan sonra küçük ve kayıtdışı kalmanın zor olacağını dillendirmiştik. Ekonomi yönetiminin bu yeni durumu teferruatıyla çözümlemesi gerekiyor. Sadece makro verilerden hareketle ve piyasa mekanizmalarına haddinden fazla bir güvenle bu yeni sürece gereken ilgi ve alakayı göstermezse, Türkiye'deki KOBİ'ler arasında büyük çaplı bir yıkım gayet büyük bir ihtimal olarak karşımıza çıkacaktır. Böyle bir yıkımın külleri arasından ölçeğini büyütmüş başarılı kurum ve şirketler tabii ki çıkabilecek ve bunların önleri de muhtemelen açık olacaktır. Ancak süreç, bu ülkenin küçük esnafını, çiftçisini, KOBİ sahibini, çalışanlarını ve bunlara bağımlı yaşayan insanları, bu esnaf ve şirketlerle iş yapanları ve bunlarla ilişkili faaliyet gösteren mali kesimi ciddi bir şekilde vuracaktır. Böylesi bir yıkıma, serbest piyasa bayraktarlığı adına kaç kişi göz yumabilecektir? Kaldı ki, ülke nüfusunun bu önemli kısmı bu süreçte, ciddi bir seyyaliyet kazanacak, sosyal hareketlilik artacak, tüm bunlar ülkenin planlama, asayiş ve adalet mekanizmalarına önemli yükler getirecektir. Ekonomi yönetimi, öncelikle Hazine ve Sanayi Bakanlığı aracılığıyla bu kesimlere sahip çıkmalı, süreci yavaşlatacak tedbirleri almalıdır. Ticari, zirai ve sınaî yatırımların gelişip serpileceği fiziki, iktisadi, ama özellikle de hukuki ortamları geliştirmelidir. Vergi mevzuatını sadeleştirip gerçekçi oranlar tesis etmeli, kayıtiçine geçişi kolaylaştırmalıdır. İş hukuku, yatırım mevzuatı, ticaret hukuku, borçlar kanunu ve icra - takip mevzuatı yeniden düzenlenmelidir. Herkese faydası olacak bu genel politikaların hemen ardından, devlet özellikle küçük sermayelerin bir araya gelmesini teşvik edecek düzenlemeler yapmalıdır. Başta teşvikler olmak üzere devletin KOBİ'lere, küçük esnaf ve ziraatçıya yaklaşımına, sermaye birleşmeleri ve ölçek ekonomileri kurdurmak ve kurulmasını müteakip verimli bir şekilde işletilmesine imkân sağlamak, temel amaç olmalıdır. Sözgelimi, teşviklerde asgari sermaye limitleri belirlenebilir, başvuranların çok ortaklı şirketler olmaları istenebilir. Kayıtiçine geçildikçe bu tür şirketlere borsa yolu açılmalıdır. Türk insanının özellikle borsa üzerinden tasarruf etmeleri teşvik edilmeli, borsaya derinlik sağlanmalıdır. SPK mevzuatı bu bakış açısıyla yeniden güncellenmelidir. Öte yandan, verimlilik çalışmalarına ağırlık verilmeli, şirket içi ve dışı eğitimler teşvik edilmeli, profesyonellik özendirilmelidir. Türkiye'nin başta mesleki olmak üzere eğitim politikaları gözden geçirilmeli, eğitim süreçleri okullarla sınırlı kalmamalıdır. Türkiye'nin avantaj sağlayabileceği katma değeri yüksek sektörlere ağırlık verilmeli, insanımızın bu sektörlere yönelmesi için gerekli birikimi ve pazar imkânlarını kısa sürede tedarik edebileceği şartlar hazırlanmalıdır. Tüm bunlara rağmen, birçok küçük esnafın ve KOBİ'nin kepenk indireceği, insanlarımızın meslek değiştirmek durumunda kalacağı, köylerden şehirlere göçlerin artacağı öngörülmeli, bu yüzden iş hukuku ve iş piyasalarına elastikiyet kazandırılmalıdır. Süreçleri okuyabilen, sorumluluk taşıyan ve iyi niyetli bir hükümet için IMF kıskacında dahi olsa yapılabilecek çok şey var. Kendimizi kandırmayalım. Türkiye kalkınacaksa, çok ciddi bir dönüşüm geçirmek zorunda kalacak. Bu süreçte devlet üzerine düşeni yapmak durumundadır. Devletin vizyonu, stratejisi, planı ve politikaları olmadan bugüne dek tek bir ülke kalkınabilmiş değildir. Kolay olacağını kimse söylemedi. Zor olanı yapma cesareti bulamazsak, zor yoldan rezil oluruz o kadar.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |