AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
Biijii, demokratik konfederaliiizim önderliiiğiii...

Hep söylüyoruz: "Mizah" bu dünyanın siyasi dertlerinin de başta gelen devasıdır... Eğer bir "siyasi dert" sonunda "mizah" konusu olmaya başlamış ise, artık korkmayın, gerisi kolaydır... Bakalım Birgün'den Muhsin Kızılkaya'nın (kesmeye kıyamadığımız) bu yazısını siz nasıl bulacaksınız? Bu arada ekleyelim, bu güzel yazıda, Öcalan'ın artık kendisine "Serok" (başkan) yerine "Demokratik Konfederalizm Önderliği" diye hitap edilmesini istediği gibi "haber"ler de var...

Kaç ezber bozuldu! Abdullah Öcalan'ın 1999 yılında Kenya'da yakalanıp İmralı Adası'na kapatılmasından bugüne kadar aradan geçen altı yıl boyunca Kürtlerin ezberi defalarca bozuldu.

Henüz uçaktayken "Benim annem de Türk'tü, fırsat verilirse hizmet etmeye hazırım" dedi. Bozulan ilk ezber, bu ilk açıklamaydı. İkinci ezber, bu kez yargılanma sırasında yine Öcalan'dan duyuldu, "Şehit annelerinden özür dilerim" dedi. Üçüncü ezber ise, "Demokratik Cumhuriyet" tezi ile bozuldu. Bu teze göre, Kürtlerle Türkler birbirinden ayrılmaz bir bütündü; Kürtlerin ayrılık talepleri olmayacak, hep birlikte Türkiye'nin demokratik bir ülke olması için çalışacaklardı. (Ne kadar güzel!)

Bu tezin kabul görmesinin ilk jesti olarak, PKK kendini feshetti; silahlı güçlerini ülke topraklarının dışına çıkardı ve yapılmakta olanın bir ateşkes değil, savaşın sona erdirildiği anlamında bir gelişme olduğu ilan edildi. Üzerlerine gidilmediği sürece de, hiçbir PKK gerillası bir daha silaha sarılmayacaktı. Jestlerin devamı da geldi; Cumhuriyetin kuruluş yıldönümünde "Barış ve diyalog grubu" olarak nitelendirilen bir grup Avrupa'dan, bir grup da dağdan gelip kendiliklerinden devlete teslim oldular.

O günden sonra haftada bir avukatların getirdiği görüşme notlarında, her hafta yeni bir sürpriz çıktı. "Dış güçler bizi kullandı." "Kemalizm birleştirici bir ideolojidir" gibi cümleler basit örneklerdi.

Uzun bir süre Kürtler bu yeni ezber bozma cümleleriyle uğraştı durdu. Ardından AB müzakere tarihi süreci başladı. Mevcut yasalarda ardı ardına değişiklikler yapıldı. Bütün bunlar olurken Irak'ta da gelişmeler oldu. Türk resmi söyleminde "aşiret ağaları", "küstahlar" gibi sıfatlarla nitelendirilen ve Abdullah Öcalan'ın sözlüğünde de "ilkel milliyetçiler" olan Irak Kürtleri, ABD'nin yanında yer aldı. Öcalan, İmralı'da milliyetçilik yapmıyor, her hafta onun okuduğu kitapları henüz kimse okumadığı için yepyeni tezlerle ortaya çıkıyor, okuduğu yazarları (Negri, Hardt, Wallerstein, Braudel, Bookchin) bilmedikleri için de yandaşları bu yeni tezleri Öcalan'ın özgün tezleri sanıyor, bir ermişe, bir peygambere yaklaşır gibi yaklaşıyor, ortaya attığı her teze kutsal bir ayetmiş gibi sahip çıkıyorlardı. "Demokratik Cumhuriyet" tezi henüz ete kemiğe bürünmemişken bu kez "Demokratik ekolojik toplum" tezi çıktı ortaya. Demokrasiyle hiçbir şekilde tanışmamış, "ekoloji" kelimesini hayatında duymamış Kürt toplumu, bu kez kadınıyla erkeğiyle "ekoloji" dersini çalışmaya başladı. "Ekoloji"yi "çevre temizliği" sanan birçok insan elde süpürge çevre temizliğine çıktı. İyi bir şeydi, temizlik imandan geliyordu. Tam "ekolojiye" alışılmışken, bu kez savaşı bırakmış olan, adı yine Öcalan tarafından önce KADEK, sonra "Kongra Gel"e dönüştürülmüş olan PKK, "tek taraflı ateşkesi bozduğunu" ilan etti. Herkes, "Önderi tutuklanmış, cephede yenilmiş bir ordu nasıl ateşkes bozar?" sorusuyla uğraşırken; Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak, on yıl yattıkları hapishaneden çıktılar. Müthiş bir umut dalgası yayıldı. Leyla Zana uluslararası bir "barış figürü" olmaya adayken, bir anda mevcut siyasal parti (DEHAP) ihtiyaçlara cevap veremiyor diye "Demokratik Toplum Hareketi"nin başında buldu kendini. Kafalar iyice karıştı. Bir yandan belediye başkanları, bir yandan bir önceki dönemde görev yapıp da bu dönem aday gösterilmeyenler, bir yandan DEHAP öncesi kapatılmış partilerin yöneticileri, bir yandan Avrupa'dakiler, dağdakiler, basın yayın faaliyetini yürütenler gibi bir sürü grup, ne yapacağını bilmez bir halde, her kafadan bir ses çıkarak bir çıkış yolu aradılar.

Dışarıda bütün bunlar olurken Öcalan yine boş durmadı. "Ekolojik toplum" projesinin ne menem bir şey olduğunun cevabı henüz tam bulunmamışken bu kez "Demokratik Konfederalizm" tezini ortaya attı. Bununla yetinmedi, "Serok" olan adını değiştirdi, bundan böyle herkesin kendisini "Demokratik Konfederalizm Önderliği" olarak anmasını istedi ve onayladı. O zamana kadar "Biji serok Apo" sloganına alışmış olanlar, bundan sonra telaffuzu hayli zor olan "Biji Demokratik Konfederalizm Önderliği" sloganını nasıl atacağını kara kara düşünmeye başladı. Bitmedi, ihtiyaçlara cevap vermiyor diye önce "KADEK" ve sonra da "Kongra-Gel" olarak adını değiştirip feshettiği PKK'yi, bu kez "Kongra Gel" ihtiyaçlara cevap vermiyor diye tekrar adını PKK olarak yeniden değiştirdi.

Şimdi herkesin kafası çok karışık. Bölgeye gidip gelen her gazeteci görüyor, şimdi oralarda "Apo'ya rağmen" politika yapmak çok zor, ama "Apo'yla politika yapmak" bir o kadar zor. Daha bozulmamış ve bozulacak o kadar çok ezber var ki...


Banka, serada yetiştirilip satılan domates midir ki?

Dışbank'ın Fortis'e satışından söz edeceğiz... Ancak hemen belirtelim ki, bilmediğimiz konuda ahkâm kesmeye niyetli olmadığımız için, biz sadece işin habercilik yönünü gözden geçireceğiz...

Evet bilmeyen kalmadı: Dışbank'ın yüzde 89,3 oranındaki hissesi 880 milyon 25 bin avroya Avrupa'nın önde gelen finans kuruluşlarından Fortis'e satılıyor.

Fortis'in Dışbank'ın geriye kalan yüzde 10,7 hissesi için de İMKB'ye çağrı yapacağı söyleniyor. Bu beklenti yüzünden İMKB'de işlem gören Dışbank hisseleri şimdiden yerinden oynamış durumda zaten. Hürriyet bu gelişmeyi "Fortis'in 'çağrı' jestine borsacılar şapka çıkardı" başlığıyla vermiş.

Dışbank'ın satışına ilişkin haberler (okumuşsunuzdur) basında büyük bir sevinçle duyuruldu... "Fortis Dışbank'ı alıyor", "Dışbank, yabancı sermaye rekoruyla Fortis'in oluyor", "Türkiye'nin en büyük yabancı sermayeli bankası doğuyor", "Avrupa devi Dışbank'ı aldı" gibi başlıklar bu sevincin ifadesi.

'BRAVO AYDIN DOĞAN'A'

Güzel, bir şey dediğimiz yok; satış karşılığında ülkeye girecek olan 1 milyar dolardan fazla para, başta bankanın en büyük hissedarı olan Doğan Holding olmak üzere (Dogan Holding'in bu satış sonrasında kasasına girecek para 800 milyon dolar) irili ufaklı bütün hissedarları mutlaka memnun edecektir.

Dışbank'ın -hele de böyle iyi bir fiyattan- satışına sevinenler ve dolayısıyla bu münasebetle Aydın Doğan'ı kutlayanlar sadece Doğan Grubu içinde yer alan gazeteler ve gazetecilerden ibaret değil. Satış sevinci rakip gruplar içinde yer alan bazı gazetelerde de gözleniyor. Akşam gazetesinin olayı fazla büyütmeden duyurmasına rağmen mesela Sabah'tan Yavuz Semerci 13 Nisan tarihli yazısına şu başlığı atmış: "Bravo Aydın Doğan'a".

Söylediğimiz gibi, bilmediğimiz konuda ahkâm kesecek ve hemen herkesin sevinçle karşıladığı söz konusu satışa ilişkin ortaya "teknik" itirazlar sürecek değiliz. Ancak bizim bu işte (yani satış ve arkasından sevinç) anlayamadığımız bir husus var ki, gazetelerde bu satışa ilişkin yayımlanan haber ve yorumlarda işin bu kısmına hiç mi hiç değinilmemiş.

Yani şu husus: Siz de hatırlıyorsunuzdur; şu sıralar değil ama çok yakın geçmişte medyada Dışbank'ın "sağlığı"na ilişkin bir takım olumsuz yorumlarla karşılaşmak mümkündü. (Bakın şimdi hatırladık: Bir dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan katıldığı bir canlı yayında Dışbank hakkında olumsuz sözler söyleyince Aydın Doğan cevap vermek için programa telefonla bağlanmamış mıydı?) Biz bankacılıktan anlamadığımız için bu işin aslını da tabii ki bilmiyoruz.

Neyse, bu hatırlatmayı da yaptıktan sonra biz dönelim yine satış meselesine. Satışa ilişkin haberlerde cevabını bulamadığımız ve dolayısıyla kafamızı meşgul eden soru şu:

FİYAT MI ÇOK İYİ?

Bir banka serada (ya da tarlada) yetiştirilen ve zamanı gelince pazara (yani alıcıya) sunulan domates midir ki, Dışbank'ın satışı bu derece sevince neden oldu? Bilmiyoruz, belki de öyledir. Ama bize sanki böyle değilmiş gibi geliyor. Bir insan (bir grup) bir bankayı almış, iyi çalıştırmış, iyi kâra geçirmiş, tıkır tıkır işleyen bir duruma kavuşturmuş ise, bu bankayı niçin satsın ve eğer satmış ise niçin sevinsin? Tamam, "Ama çok iyi fiyat verdiler de ondan!" diyebilirsiniz. Ama bu makul bir gerekçe oluşturur mu? Bize göre oluşturmaz, çünkü bu malı (banka) alan da bir "grup" ve o da bu alışverişten kârlı çıktığını düşünüyor mutlaka... Dışbank'ı satın alan Fortis'in CEO'su Jean-Paul Votron da bakın zaten ne diyor: "Doğru yatırım yaptık". Herhalde yani, Avrupa'nın önce gelen bir finans kuruluşu sırf bizim gazetelerimiz ve Dışbank hissedarları sevinsin diye düşünerek "kötü yatırım" yapacak değil ya...

Dolayısıyla meseleye tamamen "mantıken" bakacak olursak, bankacılık sektöründe gerçekleşen bir alışverişte de, satışa sunulan ve satılan bir malın sahibine-sahiplerine artık eskisi gibi çekici gelmediğini ve bunun için satışa sunulduğunu ve satıldığını varsaymak çok daha makul bir açıklama değil mi?

Bakmayın böyle "ihtimaller hesabı" içine girdiğimize; işin şu yönü belki de daha belirleyici olmuştur: Dışbank'ta söz sahibi olan grup, bankanın çok iyi işlemesine rağmen, bankayı yine de elden çıkartmak ve bu satış sonrasında kasasına girecek para ile aklında olan bambaşka yatırımlara yönelmek istemektedir. Bakın, böyle bir açıklama doğrusu çok makul bir açıklama olurdu. Ama maalesef Dışbank'ın satışına yönelik haber ve yorumlarda bu tarz bir açıklamadan eser yok...

İşte böyle... Biraz da "zenginin malı züğürtün çenesini yorarmış" hesabı bir değerlendirme size... Önemli not: Meğer biz zamanında Medyakronik'te (Ah Medyakronik ahh!) yukarıda değindiğimiz Sadettin Tantan'lı programa ilişkin bir değerlendirme de yayımlamışız... Biraz gayretle bu yazıya da ulaştık. Övünmek gibi olmasın ama 13 bin vuruşluk bu uzun yazı bize bugün de aynı tazelikte geldi. İlginizi çekiyorsa, bir gün sabredin, Kronik Medya'nın pazar sayfasında yazıya konu olan sahneleri siz de hatırlayın... (K.B.)


15 Nisan 2005
Cuma
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED