AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
"Baktım ki gitmiyor, fırlatıp attım..."

Kaç aydır aynı cümleyle karşılaşıyorum... Bir hafta kadar yoktum, olabildiğince televizyondan ve gazetelerden uzak durmaya çalıştım, ama, entelektüel düzeyimiz hakkında fikir veren o talihsiz cümleden kurtulamadım.

Fikir adamlarımız, kanaat önderlerimiz, siyasetçilerimiz, hele de yetkin faşistlerimiz okuduklarından "hiçbir şey anlamıyor", okuduğunu anlamamış olmayı da bir meziyet, bir üstünlük, hatta vatanseverliğin olmazsa olmaz şartı sayıyor.

Evet, Orhan Pamuk meselesi.

Kapıyı, tıpkı Flaubert gibi, kitapları yılda ancak 200 adet satan bir değerli eleştirmen, akademisyen ve romancımız açmıştı; "Ben Orhan Pamuk'un yazdıklarını anlamıyorum, zor okunuyor, üstelik Türkçesi kötü" demişti.

Bir zamanlar Kültür Bakanı olarak Türkiye'nin kültür politikalarına yön vermiş terör mağduru kemalist yazar da, ünlü akademisyene destek çıkmıştı: "Evet, zor okunuyor... Ben de anlamıyorum."

Fatih Bey de anlamadığını itiraf etmişti.

Kürşat Bumin'in Fatih Bey'i...

Her konuda söz söyleme hakkına sahip Fatih Bey'e göre, Orhan Pamuk hiç kimsenin anlamadığı kitaplar yazmayı marifet zannediyordu. Oysa öyle mi olmalıydı? Yazar dediğin hemen kendini ele vermeli, herkeslerin karşılık bulacağı kolay ve grift olmayan metinler yazmalıydı. Hem "zor okunan" şeyler yazacaksın, hem de üzerine vazife olmayan konularda, diyelim ki Ermeni meselesi hakkında söz söyleyeceksin! Hiç olur mu?

Önceki gün kanalları dolaşıyorum; hemen "aydın" ve "entelektüel" sıfatını yapıştıracağımız biri (evet, o da bir akademisyen), haddini aşıp Ermeni meselesi hakkında söz söyleyen Orhan Pamuk'a verip veriştiriyordu: "Tarihçi değil, hiçbir belgeye dayanmadan konuşuyor; üstelik hem kötü bir yazar, hem de 'zor okunuyor'; son kitabını iki-üç sayfa okudum, baktım ki gitmiyor, fırlatıp attım..."

Neden ikide birde şu "zor okunuyor" ifadesine vurgu yapıyorum?

Başta da söylediğim gibi, okuduğunu anlamamak, anlamadığını övünerek itiraf etmek son zamanlarda ulusalcılığın yordamlarından sayılır oldu.

Ulusalcılar okuduklarını anlamıyorlarmış.

Olabilir.

Daha doğrusu, insanlık hali...

Fakat işin hazin tarafı şu: Ulusalcı entelektüellerimiz, "okuduklarını anlamayan" aydınlarımız, gitmeyen kitabı fırlatıp atan akademisyenlerimiz ("baktım ki gitmiyor fırlatıp attım"), bir de bu nakısayı "suç bastırmada" kullanıyorlar... Mesela, kendisine canlı yayında Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar'ın tutumu sorulan akademisyen, "İyi de birader, Orhan Pamuk dediğiniz adam zaten son derece kötü kitaplar yazıyor; ben hiçbirini anlamıyorum!" diye cevap vermişti.

Değerli romancı ve eleştirmen Tahsin Yücel, bir yazısında, "zor okunan yazar" Orhan Pamuk'un adına yaraşır bir romancı olmadığını, kitaplarının tutucu içeriği yüzünden bu kadar el üstünde tutulduğunu, Pamuk'u el üstünde tutan çevrelerin aynı kötülüğü vaktiyle Kemal Tahir'in pehlivan tefrikalarını andıran romanlarına da yaptığını ileri sürmüştü.

Tutuculuk bir ideolojiye, bir dine, bir "izm"e körü körüne bağlılıksa, Tahsin Yücel gibi kemalist retoriği neredeyse "dogmalaştırmış" bağımsız bilim adamlarını nereye koyacağız?

Değerli bilimadamı belki de, "Kemal Tahir ve Orhan Pamuk gibiler, resmî tasavvura karşı bağımsız bir yazarlık tutumunu benimsedikleri için biz ulusalcı akademisyenler onları başarısız ilan ediyoruz" demek istiyordur da, lafı dolaştırmayı tercih ediyordur.

Olamaz mı?.


19 Nisan 2005
Salı
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED