AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
Gazetecinin 'tehlikeli' bulduğu
anket soruları...

Sonunda bu da oldu... Belli bir coğrafi bölgede yaşayan insanların çeşitli konulardaki eğilimlerini, düşüncelerini anlamak amacıyla yürütülen bir araştırma için hazırlanan sorular, hem de asli işi "soru sormak" olan bir mesleğin mensuplarından biri tarafından "abuk, tehlikeli, tutarsız, anlamsız, gereksiz, saçma sapan" ilan edildi... Unutmayın bir "araştırma"dan söz ediyoruz...

Emin Çölaşan'ın yazısı (15 Nisan), "1995 yılında meşhur Doğu Raporu'nu TOBB'dan aldığı büyük paralar karşılığında hazırlayıp ortalığı karıştıran Doğu Ergil isimli şahıs yine piyasada" cümlesiyle başlıyordu.

"Doğu Ergil isimli şahıs" bu kez "Güneydoğu'da yeni bir anket uyguluyor"du... "34 sorudan oluşan anket formunu lise öğrencilerine para ödeyerek doldurtuyor"du... "Anketi Van, Tunceli, Batman, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak'ta bizzat başında bulunarak yapıyor"du..

Araştırma, en başında yazılı olduğu gibi "Ankara Üniversitesi için" yapılıyordu, fakat Çölaşan, yöreden kendisine ulaşan bilgilere dayanarak Ergil'in kendisini "Başbakanlık Danışmanı" olarak tanıttığını öne sürüyordu. Nitekim işin bu yanı büyüdü ve sonunda, Başbakanlık danışmanlarından Ahmet Tezcan "yok böyle bir şey" açıklaması yaptı...

İşin bu tarafı bizi fazla da ilgilendirmiyor zaten... Bizim için önemli olan, yürütülen şeyin bir araştırma olması ve bunun da Ankara Üniversitesi adına yapılıyor olması...

Çölaşan, anketteki 34 soruyu hiç mi hiç beğenmemiş. Onları "abuk, tehlikeli, tutarsız, anlamsız, gereksiz, saçma sapan" buluyor... Yazar, "işte anketten bazı sorular" diyerek 21 soruyu sıralıyor. Belli ki en "tehlikeli, vb" olan, yazarın "favori" soruları bunlar... Aynen aktarıyoruz:

"Etnik kökeniniz nedir? Türk, Kırmanç, Zaza, Arap... Bir tarikata mensup musunuz?.. Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Türkiyeli, Türk, Kürt, Arap, Müslüman... Seçilmişler mi, yoksa din adamları mı ülkeyi daha iyi yönetir?.. Sizin için bu dünya mı, öbür dünya mı önemli?.. Ülkede demokrasi mi, yoksa dine dayalı bir yönetim mi tercih edersiniz?.. Din hükümlerine göre düzenlenmiş Türkiye'de yaşamak ister misiniz?.. İntihar saldırısı terör müdür?.. Bir Hıristiyan veya Yahudi ile komşu olsanız onunla görüşür müsünüz?.. Terör halkın çıkarını gözetebilir mi?.. Dindar biri terörist olabilir mi?.. Ramazan ayında iftardan önce lokantalar açık olmalı mı?.. Sizce kadın erkek eşit olmalı mı?.. Kadınlar başbakanlık, milletvekilliği, hâkimlik yapmalı mı?.. Kızların okuması gerekli mi?.. Kızlarla erkek çocuklar beraber okumalı mı, ayrılmalı mı?.. Okullarda din eğitiminin yeterince verildiğine inanıyor musunuz?.. Bir haksızlığa uğrayınca ilk nereye başvurursunuz? Mahkeme, aile büyükleri, aşiret, şeyh, yerel yöneticiler?.. Dini bir yönetim yolsuzlukları önler mi?.. Dürüst bir yönetici dindar olmalı mı?.. Hangi mezhebe mensupsunuz? Alevi, Sünni, diğer."

Gazetecinin bu sorulara ilk tepkisi şöyle: "21. yüzyıl Türkiye'sinde böyle sorular sorulur mu?"

Ve ikinci tepki: "Bu anketle kime hizmet ediyor, neyi amaçlıyor?"

İlave hiçbir şey söylemeye gerek yok aslında; her türlü eleştirinin "saçma" olacağı, kendi kendini teşhir eden o tipik metinlerden biri işte... Sadece şunu soralım: Sayın Çölaşan, "Van, Tunceli, Batman, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak"ta yaşayanların çeşitli konulardaki eğilimlerini ölçmek için bir araştırma yapmak isteyen akademisyenlerin aklına bunlar gelmiş. Siz bu soruları beğenmediniz, peki "21. yüzyıl Türkiye'sinde" siz olsaydınız hangi soruları sorardınız? (A.G.)


Linçler ve erguvanlar...

Radikal'den Haluk Şahin'in "İstanbul erguvanlara layık mı?" başlıklı yazısı (17 Nisan), kendisi hiç öyle bir vurgu yapmasa bile, vatan sevgisinin birilerini linç etme marifetiyle gösterilmesine alternatiif bir "vatanı sevme biçimi" önerisi gibi geldi bize... Nitekim ertesi gün Milliyet'ten Ece Temelkuran, Haluk Şahin'in bu yazısına "hak edi-yoruz" diye cevap verirken aynı karşıtlıktan hareket ediyordu... Bu tatsız günlerde, hepimize iyi gelsin diye Şahin'in kısa yazısının tümünü, Temelkuran'ın yazısının da bir bölümünü yayımlıyoruz...

Mor salkım zamanıdır. Ve de tabii erguvan. İstanbul'un renk ve koku takvimini çok yakından izleyen bir dostum, Çamlıca yakınlarında her ikisinin de açtığını gördüğünü söyledi. Biri sarmaşık, öteki ağaçtır ama her ikisi de erken baharı severler. Renkleri birbirine karışır. Pembe, beyaz ve mavinin alaşımıdır. Orhan Pamuk İngilizce baskısı yeni yayınlanan İstanbul adlı kitabında, kendisi için bu kentin renklerinin siyah ve beyaz olduğunu yazmıştı. Benim için kurşuni ve mavidir. Yazın, sokakların sonunda insanın karşısına çıkıveren Marmara mavisi bence diğer renkleri bastırır. Kışın ise, gri bir şemsiye gibi insanın başının üstüne kadar inen kurşunilik diğer renklere şans tanımaz.

Bahar hariç. Nisanın ikinci yarısı ve mayısın hemen hemen tamamı. O zaman İstanbul'un tepeleri, özellikle Boğaziçi'nin iki yamacı pembe, eflatun, erguvana boyanır. Hiç umulmadık yerlerden aşağılara sarktığını görürsünüz mor salkımların. Ve hiç beklemediğiniz ağaçların silme erguvan kestiğini...

Bizans döneminde İstanbul'un resmi rengiymiş erguvan. Osmanlı döneminde daha sessizce ama keyifle sürdürmüş bir aylık saltanatını. Cumhuriyet'in ilk 50 yılında da fazla tehdit edilmediği söylenebilir...

Günümüzün göçlerle, kültürsüzlükle, tamahkârlıkla örselenmiş İstanbul'unda hâlâ devam ediyor olması ise madalyaya layık bir direnç örneğidir.

Bu kent hâlâ o çiçeklere layık mı dersiniz?

Öyleyse, niçin kutlamıyor mor salkımların ve erguvanların gelişini? Örneğin, Amerikan başkenti Washington'ın nisan ayında Japon kirazı ağaçlarının çiçek açışını kutladığı gibi. Niçin o bir ay boyunca o ağaçları (ve kentin diğer ağaçlarını) öğrenmiyor ilkokul çocukları, erguvan renkli kurdeleler takmıyorlar yakalarına. Evlerinin önüne, okullarının bahçesine mor salkım (wisteria sinesis) ve erguvan (cereis siliquatrum) dikmiyorlar?

Niçin yılın en güzel erguvan ağacı ya da mor salkım sarmaşığını ödüllendirmiyor belediyeler, sivil toplum kuruluşları, gazeteler? Niçin yazı, müzik, resim yarışmaları düzenlenmiyor?

Çoğu zaman hırpani bir çocuğu andıran bu kente niçin bir aylık bayram çok görülüyor?

Bu kent sizce hâlâ layık mı erguvanlara?

'Mor erguvanları hak eder insan...'

Ece Temelkuran, Milliyet, 16 Nisan
(...) İstanbul'da erguvan ve mol salkım mevsimi gelmiş; gazete bunu manşet yapsa... "Moral geceleri" gibi, gazetelerin de "moral manşetleri" olsa... Hayatın bir kıvamı var zira; linçler olduğu kadar erguvanlar da var içinde! Kötü adamlar kadar iyi adamlar da var bu filmde!

Haluk Şahin, dün Radikal'deki yazısında "İstanbul erguvanları hak edi-yor mu?" diye sormuş. Ben cevap vereceğim birazdan. Ama öyle birden veremeyeceğim, yavaş yavaş...

(...)

Erguvanda umut var mıdır? Mor salkım başarabileceğini hissettiği için mi açmaktadır, aça aça sarkmaktadır? Erguvanlar gelecek bahar umutsuz olsalar açmayacaklar mı? Mor salkımlar düşünceye dalıp tereddüt edip sarkmayacaklar mı dallardan aşağı?..

Bunun gibi işte, biz de umutsuz olsak var olmayacak mıyız? Yalnız umutlu olunca mı iyi insanlar olmaya karar vereceğiz? Düşüncelerimizi ancak bizi kesinkes dinleyecekleri zaman mı söyleyeceğiz? "Bu ülkeyi terk edin böyle düşünüyorsanız" diye bağırsalar da arkamızdan biz zaten burada değil miyiz? Bir yere gitmiyoruz değil mi? Erguvanlar gibi tıpkı, her bahar, tereddütsüz, yeniden geliyoruz. Mor salkımlar gibi dolu dolu duruyoruz dallarımızda... Umutlu muyuz? Ne bileyim ben? Olsak olsak erguvan kadar...

Erguvanları hak ediyor muyuz biz? Hak ediyoruz. Keza mor salkımlar... Biz, iyi şeyleri hak ediyoruz. Hak etmeyenler vardır belki. Ama zaten erguvanlar çıktığında ya da mor salkımlar onu biz görüyoruz. Bizim gözümüze görünüyor çiçekli şeyler. Her zamanki gibi adresine gidiyor bütün çiçekler... Zaten bizim erguvanlardan ve öyle şeylerden başka işte, neyimiz var!


19 Nisan 2005
Salı
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED