AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R

Mağlupların zaferi

Spordan çok bir "gösteri sanatı" diyebileceğimiz futbol, son yıllarda bütün dünyada seyir zevkini yokeden tuhaf bir bencilliğe büründü.

Hani hiçbir şey oynamayıp bir "balık" gol ile öne geçen takımın taraftarları -kendilerini kandırarak- "Tabelaya bakalım, göbek atalım" şeklinde mânasız bir tezahürata takılırlar; tıpkı onun gibi.

Ne yapayım ben senin tabelanı kardeşim, ben futbol seyrine geldim, uyumaya veya kör dövüşüne değil.

Bu girizgâhı Fener-Beşiktaş maçının vermiş olduğu "futbol zevki" ne vurgu yapmak için uzattım.

Gerçekten de dünyayı saran hastalık bize de bulaşmış, "ne kendin oyna ne rakibini oynat" formülüne sıkışmıştı.

Keçiboynuzu yer gibi maç seyrediyorduk.

Hele Fenerbahçe, hele Fenerbahçe...

Taraftarı olduğum takımın hocası bu muhteşem kadroya bir türlü doğru-düzgün top oynatamıyor; "kötülerin iyisi" olarak geçen sene olduğu gibi bu sene de şampiyonluğa yürüyordu. Neredeyse bütün maçlarda taraftar oyunu yüreği ağzında seyrediyor, tırnaklarını yiyor, 85. dakikadan sonra gol bekliyordu.

Bu defa öyle olmadı ama.

Fenerbahçe, hani ne derler "oyuna fırtına gibi" başladı. Kanatlardan Tuncay ve Anelka -ki bu maçta nasıl kaliteli bir adam olduğunu dosta-düşmana gösterdi- top taşıyor, sayısız fırsat yakalanıyor, seyirciler hop oturup, hop kalkıyordu.

Nerede o uyuşuk yan toplar, nerede o ne yapacağına bir türlü karar veremeyip sonunda topu Rüştü'ye gönderen defans. Nerede o "ağır çekim" futbol.

Bu maçı seyreden futbol tutkunu herkes Fenerbahçe'nin ilk yarıda ortaya koyduğu futbola hayran olmuştur.

Doğrusu biz de "Bu Fener"e hasret kalmıştık. Tek eksik gol idi. Ve herkes bunu Fener'den beklerken, Tümer klasını konuşturdu, beş Fener'li arasından sıyrılıp golü attı. Ama fırtına dinmemişti. Fenerbahçe dalga-dalga geliyordu. Luciano çok şık bir gol çıkardı. Arkası gelecek derken devrenin bitimine doğru yine umulmadık bir şey oldu, Carew BJK'yı öne geçirdi.

Fenerbahçe bütün enerjisini, motivasyonunu, hevesini kaybetmiş olarak ikinci yarıya çıktı. Bir takım bu kadar mı değişebilir, hayret!.

Neyse ki karşılıklı atılan goller heyecanın devamını sağladı. Beşiktaş elbette ki Fener'in taşıdığı stresten uzak ve rahat idi. Bu rahatlığı iyi futbola, hücuma döndürdüler. Rıza'nın sihirli değneği BJK'yı bir kez daha tetiklemişti. Üstelik Cordoba kırmızı kart görmüş, yerine Pancu geçmişti. Uzatmalar oynanırken, herkes maç berabere bitecek diyordu. Ama Koray'ın şutu Rüştü'yü gafil avladı ve BJK derbiyi kazandı.

Unutulmayacak bir karşılaşma oldu. Fener seyircisinin Bekiştaş'ı alkışlaması da unutulmazlar arasında yer aldı.

Mutluyum, bahtiyarım. Tuttuğum takım mağlup olmuş, ne gam. Tüm sezon boyunca görmediğim bir Fener gördüm. Tek devrelik bir oyundu, evet. Yine de "işte futbol bu" dedirtti bize.


19 Nisan 2005
Salı
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED