|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Medeni kanunlarda süt hısımlığı 20. yüzyılda Osmanlı Devleti başta olmak üzere çeşitli ülkelerde yapılmış bütün İslâm aile hukuku ( Hukuk-ı Aile Kararnamesi ve el-Ahvâlu'ş-Şahsiyye) kanunları, süt hısımlığından doğan evlenme yasağını, klasik İslam hukukunun düzenlediği şekilde korumuşlardır. 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu (m.92 ve 112/3), ilk iktibası sırasında süt ana ile süt kardeşle evlenmeyi yasaklamıştı, fakat kanun daha yürürlüğe girmeden önce, mezheplerin görüş ayrılıklarının çokluğu ve tespitinin zorluğu gerekçe gösterilerek, süt hısımlığına ilişkin yasak hükmü metinden çıkarıldı. (Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Konya 1988, s.106) Yeni Türk Medeni Kanunu da, süt hısımlığını evlenme engeli olarak kabul etmemiştir. Dolayısıyla süt hısımlığının takibi, ailelere ve bireylere bırakılmıştır. Bu açıdan, birbirleriyle süt hısımı olanlar, Türk Medeni Kanunu'ndaki bu yönü bilerek, din açısından evlenme engeli kabul edilen bir durumu çiğneme yanlışında bulunmamalıdır. Süt hısımlığının bildirilmesi ve ispatı Süt hısımlığı, özellikle evlenme yasağı açısından sonuç doğurduğu için, süt hısımı olanlar, her iki ailenin büyükleri tarafından yeni nesillere aktarılmalıdır. Böylelikle yeni nesiller, evlilik hukuku konusunda daha bilinçli hareket etme özelliği kazanabilirler. Süt hısımlığı, şahitle veya ilgililerin ikrarıyla ispat edilebilir. Bir erkek, karısıyla süt kardeş olduğunu ikrar ederse, bu beyanı doğru kabul edilir. Şahitlik konusunda, genel kurallar uygulanır. Evlenmiş olan kimselerin süt hısımı olduğu sabit olursa, evlilik kendiliğinden sona ermez, kadı'nın (mahkemenin) evlenmeyi feshetmesi gerekir. Ebu Hanife, aralarında evlenme yasağı bulunanlar evlenmişse, doğacak çocuğun babasız kalmaması için, bu evliliği bâtıl değil, fâsid saymıştır. Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi (m.54) de, Ebu Hanife'nin görüşünü kanunlaştırmıştır. Ancak Hanefilerde fetvaya temel alınan görüş, Ebu Yusuf ve Muhammed'in böyle bir evliliği bâtıl sayan görüşüdür. Bâtıl nikahla evlenenlerin derhal ayrılmaları gerekir. Kendileri ayrılmadığı takdirde hakim cebren ayırır. Bu hükümler, süt hısımı olduklarını bilerek evlenenler için geçerlidir. Süt hısımı olduklarını bilmeden evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra öğrenenlerin, bu evliliği mutlaka sona erdirmeleri gerekmez diye düşünüyorum. Başlangıçta aile büyüklerinin veya bilenlerin uyarısı olsaydı, böyle bir evlilik büyük ihtimalle kurulmazdı. Sütana ücreti Süt analık, gönüllü olabileceği gibi, ücretli de olabilir. Kur'an-ı Kerim'de iki âyette, boşanmış ana ile süt ananın ücreti konusu ele alınmış ve makul bir yol izlenmesi öğütlenmiştir: "Çocuklarınıza süt anne tutmak isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde ödediğiniz takdirde, size bir sorumluluk yoktur." (Bakara, 2/233); "Boşadığınız kadınlar çocuğu sizin için emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. Aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Şayet güçlükle karşılaşırsanız, çocuğu başka bir kadın emzirebilir." (Talâk, 65/6) Bilebildiğim kadarıyla, Türk toplumunda daha çok gönüllü süt analığı yaygın bulunmaktadır. Zaten âyetler de ücret talebi sözkonusu olan durumları düzenlemektedir. Süt hısımlığının toplumsal sonuçları Süt kardeşliğinin Türk toplumundaki yaygınlığına ve toplumun süt kardeşliğine verdiği değere rağmen, budunbilim (antropoloji), halkbilim (folklor) ve toplumbilim (sosyoloji) araştırmalarında hak ettiği ilgiyi neredeyse sıfır ölçüsünde görmesi ve büyük ölçüde taklitçiliğini ve aktarmacılığını yaptıkları Batılı literatürde bulunmadığı için Türk bilim dünyasınca iyice unutulmuş olması, hayret verici olduğu kadar, çok da üzücüdür. İlahiyatçılar, din araştırmacıları ve herkesten önce din toplumbilimcileri, her şeye rağmen böyle bir konuyu tez elden ve yılmadan araştırmaya devam etmeli ve gündeme getirmeye usanmamalıdır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |