|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Önce uzunca bir alıntı... Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in, Anayasa Mahkemesi'nin 43. kuruluş yıldönümü töreninde yaptığı konuşmadan: "Anayasa Mahkemesi ve AİMH'in başörtüsüne ilişkin istikrar bulmuş kararları varken, kimi yazılı ve görsel yayın organlarınca bu konunun gündemde tutulmaya çalışılması, kimi siyasal parti yetkililerince de yasal düzenlemeler yapılarak türbanla öğrenim yapma olacağının tanınacağı yolunda beyanlarda bulunulması bu konudaki yargı içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa, din duygularını kullanarak siyasi avantaj sağlamaya dönük bir davranış biçimidir. / Anayasa'daki laik düzenlemeler kaldığı sürece türbanlı kızların yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla, öğrenimlerinden sonra da resmi dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemeler Anayasa'ya aykırı olacaktır. Hatta bu konuda Anayasa'ya kural konulsa bile bu kez Anayasa'nın bu yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olmayacaktır." Konuşma, kuşkusuz, sadece başörtüsü meselesini kapsamıyor... Bumin, her yıl tekrarlandığı üzere, yargının sorunlarını da teşrih masasına yatırıyor. Sorunların kaynağı olarak da tabii, alışkanlıkla (belki de "ezberle") siyasî iktidarları gösteriyor. Bumin'e göre, "tüm iktidarlar süratli, etkin biçimde faaliyet gösteren yargı yerine, ağır ve hantal çalışan, uyuşmazlıkları yıllar sonra karara bağlayan mahkemeleri yeğledikleri için" yargı bu durumda... Bumin'in söylediklerinde mutlaka gerçeklik payı vardır, fakat anlayamadığımız nokta şu: Siyasî iktidarlar niçin "ağır ve hantal çalışan mahkemeleri" yeğlesin? Böyle bir tercihin istinad ettiği duygu (ya da siyaset, ya da saik) ne olabilir ki? Belki iyi niyetle şu söylenebilir: Yargının bu durumda oluşunda, siyasî iktidarların tercihleri kadar, adalet mekanizmasını oluşturan unsurların da payı vardır. Şimdi gelelim Bumin'in başörtüsü konusunda söylediklerine... Değerli başkana göre konu Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararıyla istikrar bulduğu için (daha doğrusu çözüme kavuştuğu için), yeni çözümler önermek yersiz. Gerçi Bumin, bu harika çözümün hangi hukuka istinad ettiğini açıklamıyor ama, biz yegane istinad noktasının Anayasa Mahkemesi'nin "yerleşik kuralları" olduğunu anlıyoruz. Eski bir Anayasa Mahkemesi Başkanı olan Cumhurbaşkanı Sezer'in de bu yönde bir açıklaması vardı. Şöyle diyordu Sezer: "Özel alanda özgürlük kapsamına girdiğinde kuşku bulunmayan başörtüsünün, kamusal alanda kabul edilip edilemeyeceği sorunu Anayasa Mahkemesi kararlarıyla çözülmüştür. Yüksek Mahkeme, yükseköğretim kurumlarında başörtüsünü serbest bırakan yasal düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik kararlarına göre, artık, Anayasa'yla bağdaşmayacağı için, kamusal alanda başörtüsünü serbest bırakacak bir yasal düzenleme yapılması olanaksızdır." Bütün sorun da burada işte... Kamusal alanı düzenleyen hukuk kuralları nelerdir? Devletlu örneğin, üniversiteleri, neye göre "kamusal alan" ilan etmektedir? Üniversiteleri "kamusal alan" sayacaksak, "öğrenim hakkı"na ilişkin anayasa maddesiyle, kamusal alanı düzenleyen (muhayyel) hukuk kuralları arasındaki çelişkiyi nasıl izale edeceğiz? Hem, ne demek "Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik kuralları"? Başörtüsünün Anayasa'yla bağdaşmayacağını belirleyecek olan Anayasa Mahkemesi'nin değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez "yerleşik kuralları" mıdır? Bir mahkeme, kendisini "yasama organı" yerine koyup "kural" ihdas edebilir mi? İhdas ettiği kuralları "nass"laştırabilir mi? Hangi demokraside nass'lar vardır? Bütün mesele bu işte...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |