|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Sevgili Elim, Sana bu açık mektubu yazmaya başlarken kaygılar içindeyim. Çünkü kamuya açık bir mektup bu. Ve kamuya açık olmak, her türlü yanlış anlamaya -ve o yanlış anlamalara dayalı davranışlara- da açık olmak demek. Aslında ben açıklığı çok severim, bilirsin. Senin de açıklığı sevdiğini bilirim ve bilmeyenlere de bildiririm. Meselâ, soğuk kış günlerinde bile açık olmayı tercih eder, kartopu ya da kardan adam yaparken parmaklarına eldiven geçirmeyi düşünmezsin. Giriş notları: 1. "kartopu"nu bitişik, "kardan adam"ı ayrı yazmışsam, Türk Dil Kurumu İmlâ Kılavuzu'na baktım da yazdım. 1996 tarihli olanına. Sonraki baskılarında bu iki kelimenin imlâsında herhangi bir değişiklik oldu mu, bilmiyorum. 2. Mektubumun ilk cümlelerini okuyanlar içinde şaşıranlar olduğunu biliyorum. Onlardan bazıları, senin alelâde bir el olduğuna inanmak istemiyorlar. 3. Bazıları, "el-im" kod adlı bir Arap sanıyorlar seni. 4. Biri de, işin içinde bir şaşırtmaca olduğunu düşünerek, Arapça'nın harf-i tarifi "el" ile Farsçanın işaret sıfatı "im"den oluştuğunu sanıyor ve sözü edilen teröristin İran asıllı olduğunu iddia ediyor. Terörist nereden mi çıktı? Terörden çıktı tabii! Başka nereden çıkabilir? 5. Şaşırtma takıntısına kapılanlardan biri de Arapçanın "el"iyle Türkçenin "im"inin birleşmesinden söz ediyor. Hani şu bulmacalarda falan sorulan ve "işaret" anlamına geldiği söylenen "im" var ya, işte o! Bu durumda benim sana yazdığım açık, apaçık mektup böyle şifreli bir gizli mesaja dönüştürülmek isteniyor. Çok uyanık olmalıyız, çok! 6. Birçok durumda yalınlığın karmaşıklıktan daha etkili bir perde sağlayabileceğini düşünen, uyanık bir eleman da, hitaptaki "elim"in aslında "yurt, ülke" anlamındaki "el" olduğunu söylüyor ve mektubumun halkı ayaklanmaya kışkırtma sürecine mütevazı ama etkili bir katkı olabileceğini iddia ediyormuş. 7. 6. maddede sözünü ettiğim kişiye -belki 'kişilere!'- benzer biçimde akıl yürütmekten hoşlanan başka birileri de "Elim"in Arapça "elîm" yani "elem verici" ya da "elemli" anlamına gelen kelime olduğunu, Türkçe yazım kurallarına uysun diye böyle ('Elim' şeklinde) yazılmış olduğu kanısındaymış ve elbette bu hitap ve muhatabı hakkında hiç de müspet (olumlu) düşünmüyormuş. Benim hakkımda olumlu düşünmesi için de herhangi bir sebep göremiyorum şahsen. Zaten olumlu düşünmenin esas ve yaygın olduğu bir ortamda bütün bunlara hiç gerek olmayacağı pek açık, değil mi? 8. Bir grup da şöyle bir mütalâa yürütüyormuş: "Bu mektupta hitap edilen, bildiğimiz "el", yani kolun ucunda bilekten sonra yer alan o beş parmaklı uzantı olabilir. Ama bu el hangi eldir? Sağ el mi, sol el mi? İkisi arasında fark olmadığı söylenebilir mi? Söylenemez! Binaenaleyh, bu mektubun sırrını çözebilmek için hangi elin kastedildiğini tespit etmek zorundayız. Sağ el ile sol el arasında fark gözetilmediğini, gözetilmeyebileceğini sanmak da, böyle bir sanıya bizim inanabileceğimizi düşünmek de, doğrudan bize yönelmiş ve asla bağışlayamayacağımız bir hakarettir. Sevgili elime (sağ elime, gerektiğinde onun kadar becerikli olabilen sol elime) yazmayı düşündüğüm mektuba bu koşullarda devam etmenin zorluğunu takdir edersiniz, değil mi?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |