|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Anayasa Mahkemesi Başkanı, "Anayasa'daki laik düzenlemeler kaldığı sürece türbanlı kızların yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla öğrenimlerinden sonra da resmi dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemeler Anayasa'ya aykırı olacaktır" diyor. Bu cümle, toplumun bir kesiminin anayasal eğitim hakkını yok saymak, tanımamak ve engellemek anlamına gelmektedir. Yasama imkanını kategorik olarak reddeden ve Anayasa Mahkemesi'ni sadece kanun koyucu değil, daha da ileri giderek kanun engelleyici konumuna taşıyan sözler millet iradesine karşı da bir duruştur. Başkan'ın sözleri tabi ki, demokrasi ve temel haklarla bağdaşmamaktadır. Özellikle, "Anayasa Mahkemesi ve AİHM'nin başörtüsüne ilişkin kararlarının istikrar bulduğu"na dair yargısı kesinlikle isabetsizdir. Başörtüsü yasağı ve bu yasakla ilgili kararlar ülkenin en kaotik hukuk problemleridir. Örtbas edilemeyeceği gibi, oldu bittiye getirilemez. Yani… Başörtüsü sorunu kapanmış bir mesele değildir; çözülmedikçe de kapanmayacaktır. Başkan Mustafa Bumin'in başörtüsü yasağına ilişkin ileri sürdüğü tezlerin inandırıcılığı yoktur. Sözkonusu gerekçeler gerçeği ifade etmediği gibi bir hukuk adamına yaraşır da değildir. "Başörtüsünün gençler arasında çatışmalara neden olacak ortamın oluşmasını sağlayacağı… Aynı dinden olanlar arasında bile ayrılıklar yaratacağı" yargısı da geçersizdir. Durum tam tersinedir. Hukuk adamları çok dikkatli konuşmalıdırlar, demagojik olmamalıdırlar. Hukuk adamları doğruluğu ispatlanmamış ve toplumsal tecrübeye dayanmayan bilgileri birey aleyhine sonuçlar doğuracak kararlara dayanak yapmamalıdırlar. Hukuk adamları, ülke gerçeklerini diledikleri zaman yasaklara, diledikleri zaman da izinlere referans göstermemelidirler. Mesela, bir hukuk adamı AİHM'nin kesinleşmemiş ve zaten üniversitede öğrenim hakkını kapsamayan kararını yasak gerekçesi olarak ileri sürerken; Avrupa ülkelerinin hiçbirisinde üniversitede türban-başörtüsü yasağı bulunmadığını ıskalayamaz. Birçok Avrupa ülkesinde ise, başörtülü kadınların devlet hizmeti vermekte olduğu gerçeğini asla yok sayamaz. Mesela, erkek öğrenciler için kıyafete dair bir kısıtlama bulunmazken, kızları hedef alan engelleyici düzenlemelerin kadına karşı ayırımcılığın bariz bir ifadesi ve tezahürü olduğunu gözardı edemez. Ayrıca, ortada başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik bir yasal düzenleme girişimi veya niyeti yokken, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuyu gündeme getirmesi iyi niyetle de bağdaşmaz. Bumin, siyasi partileri de açık açık hedef alarak politik mülahazalarıyla, başörtüsü sorununu çözecek olan "uzlaşma" zeminini de sarsmıştır. Sözlerine yansıyan mantık başörtüsü konusunu da aşan sert ve keskin bir tavra işaret etmektedir. Emekliliğine sayılı günler kalan Anayasa Mahkemesi Başkanı, giderayak sarfettiği bu sözlerle aslında kamu vicdanında pozitif bir intiba bırakan kariyerine darbe indirmiştir. Şaşırtıcı ve talihsiz bir konuşmadır… Anayasa mahkemesi başkanlarının, yani; hukukun en üst düzey temsilcilerinin hukuku böyle dar ve ancak sınırlı bir zümreyi memnun edecek tarzda yorumlama lüksleri olmamalıdır. Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın hukuktan, temel hak ve özgürlüklerden, demokrasiden, eğitim hakkından, inanç hürriyetinden bunları anladığı bir ülkede, hukukun üstünlüğü çok ama çok tartışmalıdır.
mkaraalioglu@yenisafak.com.tr
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |