AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Yolsuzluk ekonomisi

Kayıtdışı, Türkiye ekonomisinin ayrılmaz bir parçası. Boyutlarıyla, yaygınlığıyla ve artık sistemik olmuş olan yapısıyla milli defterlere yansıyan ekonomiye kafa tutacak kadar bir ağırlığa sahip olduğunu ancak tahmin edebiliyoruz Türkiye'deki kayıtdışının.

Kayıtdışının bir kısmının karaparadan ve sadece kanunlar karşısında değil, kamu vicdanı karşısında da suç olarak algılanan faaliyetlerden kaynaklandığını, bu sebeple de her zaman kayıtdışında kalmayı tercih edeceğini hepimiz biliyoruz. Kayıtdışının belli bir kısmı da tabiatı icabı kayıt altına almanın anlamsız, ölçümün imkânsız olduğu kimi iktisadi faaliyetlerden oluşuyor. Ev hanımlarının ev işleri ve çocuk yetiştirmek gibi, dışarıya tevdi edildiğinde iktisadi bir değer oluşturan faaliyetleri gibi.

Ancak Türkiye'deki kayıtdışının önemli bir bölümünün aslında vergi benzeri sorumluluklardan kaçma amacını taşıdığı da bilinen bir gerçek. Bu gerçek, bugüne dek kamu yönetimi ile iktisadi amiller arasında kurulmuş karşılıklı ve adı konmamış bir mutabakattan kaynaklanıyor. Kötü, etkin olmayan ve kurulan düzen içinde yer almanın maliyetlerini hesap etmeyen bir ekonomi yönetimi karşısında özellikle küçük ölçekli iktisadi birimlerin zorunluluk sebebiyle kendilerini soktukları bu kayıtdışına, kamu yönetimi de bilinçli bir şekilde tahammül ediyor. Böylece oluşan "suçlu" vatandaşların, siyasal sistemin kendi dürüstsüzlüğünü sorgulayamayacağını umuyor.

Bugün burada işte kayıtdışının bu son unsurunu, yani kamunun kendi dürüstsüzlüğünü, konu edindik. Zira Türkiye'deki kayıtdışının önemli bir kısmını da yolsuzluk ekonomisi adını verebileceğimiz yapı oluşturuyor.

Özetle yolsuzluk ekonomisi, devletin ekonomideki düzenleme, denetleme, bölüşüm gibi faaliyetleri sebebiyle varlığını, kendi bireysel veya sınıfsal çıkarları için kullananların, iktisadi işleyiş mekanizmaları üzerinden kendilerine bir pay çıkarma çabasının kurumlaşmış halidir. Yolsuzluk, ister Suharto iktidarı döneminde Endonezya'da olduğu gibi merkezi bir güç sayesinde sistematik bir şekilde olsun, isterse Rusya'da bugün olduğu gibi mafya ve bürokrasinin sağı solu belli olmayan kaprisleriyle şekilleniyor olsun, aynı sonuca varıyor: Devletin ilgi sahası içinde faaliyet gösteren herkese fazladan maliyetler bindiriyor.

Bugün devletin her kademesinde iş yapmak için fahiş rüşvetler ödemek sorunda kalıyor Rusya'ya yatırım yapanlar. Benzer şekilde mafya da bu ülkede yatırım yapanlardan devamlı bir şekilde "koruma hakkı" talep ediyor. Tabii olarak bu durum, yatırımlara zarar veriyor. Böyle bir ortamda yolsuzluk arttıkça yatırımlar ve büyüme azalıyor. Bir çalışmaya göre, 1'le 10 arası değişen yolsuzluk endeksinin iki puan düşmesi durumunda, yatırımların ortalama % 4, büyümenin de yaklaşık yarım puan arttığı gözlemlenmiş.

Bununla birlikte, yolsuzluk her zaman düşük yatırım ve büyüme oranı anlamına gelmiyor. Mesela yaygın yolsuzluğun yaşandığı Suharto rejimi döneminde Endonezya'nın 30 yıl boyunca hızla büyüdüğü de bilinen bir gerçek. Yapılan araştırmalar bu "çelişki"nin açıklamasının oyun teorisinde yattığını ortaya koyuyor.

Oyun teorisini konu alan ders kitaplarında ilk ders meşhur "Tutsakların İkilemi"dir. Buna göre, iki zanlı eğer birlikte suçu reddederse salıverilecektir. Ancak tutsaklardan biri itiraf eder, diğeri etmezse bu durumda itiraf eden 5 yıl, etmeyen 10 yıl yatacaktır. İkilemin, tutsakların önceden birbirleriyle anlaşıp anlaşmamasına göre iki çözümü var. Tutsaklar önceden itiraf etmemek üzere anlaşmış ve yekdiğerinin bu sözden dönmeyeceği üzerine emin iseler, ikisi de itiraf etmeyecektir. Ancak böyle bir anlaşma yoksa veya birbirlerinin itiraf etmeme sözüne güvenmiyorlarsa, tutsaklar için en akıllı çözüm, itiraf edip 5 yılla yırtmaktır.

İşte Suharto da, yolsuzlukları tamamen denetimi altında almış, yatırımcıyı korkutmayacak ve ona aşırı bir maliyet yüklemeyecek bir rüşvet mekanizması kurmuştu. Hatta kimi zaman sistemin "sağlığı" ve bireylerin "uyumunu" temin etmek için aşırıya kaçanları sallandırdığı bile oluyordu. Böylece uzun vadede toplanan toplam rüşvet, her kademedeki bürokratın fütursuzca rüşvet istediği ve bu yüzden yatırımın azaldığı bir yolsuzluk ekonomisinin aynı dönemde toplayacağı toplam rüşvetten çok daha fazlaydı.

Ancak sonuç itibariyle bu sistem de Suharto'nun gidişiyle birlikte çöktü ve bugün dahi Endonezya yaşadığı bunalımdan çıkabilmiş değil. Şerde uzun süreli ittifak, tabiatın kanununa aykırı gözüküyor.

Peki, Türkiye'de yolsuzluk ekonomisinin yapısı, boyutu ve sistematiği nasıl acaba? Tarih boyunca nereden nereye geldi? Son dönemlerde ne gibi değişiklikler oldu?

Bu soruların cevapları bizde değil. Yolsuzlukla mücadeleye önem verenlerin artık bu soruların cevapları ile kamuoyu karşısına çıkmasının zamanı gelmedi mi?


26 Nisan 2005
Salı
 
MELİKŞAH UTKU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED