AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
"Anneler..."

Anneler konusunda duyarlıyım. Bir anne eylem için sokağa çıkacak, bunu önemsememek olmaz. Çünkü "anne" adıyla sokağa çıkmak demek, bir merhamet çığlığı için harekete geçmek demek, diye düşünürüm.

Çocuklarının tabutu üzerine kapanan Şehit anneleri, kaybolmuş evladının peşine düşen Cumartesi anneleri, çok farklı çığlıklar atsa da önemsedim.

Şimdi de "Barış anneleri" var sokakta.

Bir ara çocuğu dağda ölmüş Doğu - Güneydoğulu annenin acısını da görmek gerektiğini yazmıştım.

"Barış anneleri" böyle bir anne grubunu oluşturuyor. Kiminin çocuğu dağda ölmüş, kimi hala dağda, kimi de cezaevinde...

Eylemleri Ankara'da... Bazı ziyaretler yapıp, dileklerini anlatmaya çalışıyorlar. Bu arada Genelkurmay'ı da ziyaret etmek istemişler. Grubun talebi, bugüne kadar olandan farklı biçimde reddedilmemiş, dört tanesi Genelkurmay nizamiyesinden içeri alınmış, bir yetkili ile telefonla görüşmüşler ve kendilerine Genelkurmay Başkanı ile görüşmenin normal teamülü anlatılmış.

Buraya kadar iyi. Genelkurmay'ın görüşme talebini ilke olarak reddetmemesi de iyi. Bunlar, sorunu sağlıklı zeminlere çekme açısından oldukça sağduyulu davranışlar...

Yalnız ben, hadisede devreye giren "annelik" boyutunun korunması gibi bir hassasiyetin altını çizmek istiyorum. "Barış anneleri" girişimi, eğer gerçekten "annelik" rahmetinden yola çıkıyorsa...

Olaya böyle yaklaşmamın sebepleri var.

Anneleri tanıyarak yola çıkalım.

Bir kere "Barış anneleri girişimi" çocukları güvenlik kuvvetleriyle çatışmada ölen ya da cezaevinde bulunan 15 kadın tarafından oluşturulmuş.

Örnek olarak Döndü Ergil'in 2 çocuğu PKK'ya katılmış, biri çatışmalarda ölmüş, diğeri halen cezaevinde yatmaktaymış. Nezahat Teke'nin kızı 2000'de kendisini yakarak hayatına son vermiş. Sultan Koyun'un PKK'ya katılan oğlu hala dağ kadrosunda bulunmaktaymış. Ve Müyesser Güneş'in PKK'ya katılan iki çocuğu da hayatını kaybetmiş....

Nasıl bakmalı olaya?

-Su testisi su yolunda kırılır. Cinayeti işleyen ceremesine katlanır, anneler - babalar da çocuklarına sahip olsalardı, şeklinde bakılabilir.

Ben böyle bakmıyorum. "Anne - Baba yüreği"nin her halükarda acı duyacağını, evladdan ne yaparsa yapsın kolay vazgeçemeyeceğini, dolayısıyla insan olarak onların acısının da önemsenmesi gerektiğini düşündüm hep. Ana yüreği bu. Ciğerini söküp götüren evladı, ayağı taşa takılıp yere düşse, "Ah ciğerim" diye seslenir, bu analık fıtratının gereğidir.

Eminim, çocuğu dağa çıkmış anne / babaların yüreği de böyle fırtınalar yaşamıştır. Her dağ haberinde isimler sayılırken benzer isimleri duydukça yüreği kavrulmuştur. Onun için anneler hep perişandır, onlara bakarken, çocuğu terörist de olsa, özel bir merhamet kuşanılmalıdır.

Yalnız, hadise bu kadar da yalın değildir.

Burada şu soru sorulmazsa, anneliğin sömürülmesi gibi bir durumla karşılaşma ihtimali de her zaman mevcuttur. Soru şu:

-Acaba barış anneleri annelik inisiyatifi ile mi hareket ediyorlar, yoksa çocuklarıyla ilişkilerini, bir misyonun hizmetine mi sunuyorlar?

Şöyle iki tavır:

-Oğlum - kızım, dağdaki mücadelene devam et. Biz de şehirde aynı dava için mücadele edeceğiz. Şimdi AB de bizim yanımızda...

-Oğlum - kızım, bu yol yol değil, başından beri söyledik. Ama size dinletemedik. Dağlara çıktınız ama yenildiniz. Şimdi AB falan, yeni ümitler vererek bizi yeni yollara sürüklemek istiyor. Bu yol da çıkmaz. Biz anneler olarak yollara düşelim, insanların kalblerine ulaşalım, ama sizler de bu yanlış yoldan bir an önce dönün.

Acaba barış anneleri hangi tavrı sergiliyor?

Dağdakilere "inin" demiyorlar. Bana göre bu başka bir annelik.

Abdullah Öcalan'a af istiyorlar. Bana göre bu da garip bir annelik.

Bu görüntünün, Türkiye'deki başka anneler tarafından okunmaması mümkün değil. Ve bu garipliğe teşhis konulduktan sonra, kendilerini "Barış Anneleri" diye tanımlayan kütleye, diyelim "Şehit anneleri"nden bir anlayış gelmesi, daha geniş anne topluluklarından destek verilmesi söz konusu olamaz.

"Barış anneleri"nin girişimi ise 3 hedefe mesaj vermeyi amaçlamış olur:

-Avrupa Birliğine... "Biz buradayız, sivil bir görünümle davamıza sahibiz, desteğinizi eksik etmeyin, desteklerseniz azınlık hesabınızda yanılmayacaksınız." mesajı.

-Doğu / Güneydoğu'da kadınlara... "Bakın yollardayız, sade kadınlarız, yılmıyoruz, sizler de korkmayın, bize katılırsanız daha da güçleniriz." mesajı...

-Dağdakilere... "Önceleri anneler olarak davanızı anlamış, size mani olmak istemiş olabiliriz, ama şimdi davanızı anlıyoruz ve sokakta sizinle birlikteyiz" mesajı...

Tüm bu mesajlar, "annelik"ten uzak mesajlar... Bana göre de çok çarpık bir macera... AB'nin kışkırtmasına aldanış... En kötüsü anneliğin istismarı...

Bu çizgiden barış çıkmayacağı da açık. Anneler oynasa bile onlar tarafından yönetilmediği açık bir oyunun parçası bunlar...

Bu durumda, annelik duyarlılığının buluşması değil, siyasi duruşların çatışmasına varılır.

Bence Kürt meselesi doğru adamların inisiyatifinde yürümüyor. Anneler de doğru anneler değil, siyasetçiler de...


1 Ocak 2005
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED