|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türkiye fırsatlar ülkesi mi? Bunun garip bir soru olduğunun farkındayım; işsizliğin bu denli yaygın olduğu, kişi başına düşen borcun neredeyse kişi başına millî gelire yaklaştığı bir ülke için 'fırsatlar ülkesi' diyebilmek epey iddialı. Ancak, madem bugün yeni bir yılın ilk günü, 'fırsat' konusu üzerinde biraz kafa patlatmakta yarar olabilir. Ülkemiz her türlü imkâna sahip değil; zengin petrol veya gaz yataklarımız yok, ham madde kaynaklarımız aman aman sayılmaz. Sanayimiz 'sanayileşmiş' ülkelerle kıyaslanamaz bile. Nüfusumuzun yarıya yakını gelirini yaşlı ve yıpranmış topraklarımızdan çıkarmak zorunda; bunun için de başkalarından daha fazla ter dökmemiz ve para sarf etmemiz gerekiyor. Etrafımızdaki ülkelerle ilişkilerimiz eskisine göre şimdi daha iyi; bazı komşularımızla her yıl periyodik krizler yaşanırdı, hiç değilse o günleri geride bıraktık. ABD'nin bölgeye dönük niyetlerinin bir parçası durumuna gelmedik, ama dünyanın tek süpergücü ile ilişki düzeyini korumayı (hatta kendi lehimize iyileştirmeyi) de başardık. 40 yıldır Avrupa Birliği (AB) üye adayı iken müzakere kapısını nihayet aralayabildik. Ancak, yine de, savunma giderlerimiz hayli yüksek, bu da çok değerli malî kaynakların ekonomi dışı faaliyetlere ayrılmasına yol açıyor. 'Fırsat ülkesi' haline dönüşmek için esas sorun içimizde. Yılların birikimi 'kuşkular' birbirimize 'güveni' zedeliyor. Hepimizin arzusu 'ülke yararı', ama o yararın gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel olarak birbirimizi gördüğümüz de açık. 200 yıldır ülkenin istikametini Batı'ya çeviren seçkinlerin hiç değilse bir bölümü, 'en Batılı' proje olan AB üyeliğine şaşı bakıyorsa, bu sebepten... Bu durum AB ile pazarlıkları da olumsuz etkiliyor elbette; bu yüzden karşılaşılan olumsuzluklar ise güvensizliği biraz daha besliyor... Doğu ile Batı arasındayız ve iki tarafa bakıp durmaktan başımız dönüyor. Dışarıdan nasıl algılandığımız da önemli elbette; ancak tam ne olduğumuza kendimiz de karar vermiş değiliz. Batıcılarımız Batılı gibi davranmıyor sözgelimi; Batı'ya derin bir kuşkuyla bakanlarımız 'Batıcı' olmaktan vazgeçmiyor. Batı konusunda en kuşkucu olması gereken geniş kitlelerin AB projesini sahiplenmesi de kolay anlaşılır gibi değil. Tam demokratik, hak ve özgürlüklerin tartışmalı olmadığı bir ortamda Batı ile ilişkilerdeki roller değişir miydi? Bu sorunun cevabını da bilmiyoruz. Görüyorsunuz, 'fırsatlar ülkesi' olabilmemiz için epey sorunumuz var. Acaba o sorunlar, ülkemiz ve insanımız açısından neden 'fırsat' teşkil etmesin? Bugün her alanda önümüze çıkan engeller, aslında, her katmana yayılmış derin 'kuşkular' ve 'güven eksikliği'nin sonucu; kuşkuları yok etmek, güven ortamını oluşturmak ise bütünüyle moralle ilgili... Ülkenin önünü kesen, insanımızın elini kolunu bağlayan kuşkuları ortadan kaldırmak, güven ortamını tesis etmek için yapılması gerekenlerin öyle milyarlarca dolarlık yatırıma ihtiyacı yok. Tersine, insanlarının birbirine güvendiği bir ulusa dönüştüğümüzde, daha önce hayalini kurmadığımız yüklü yatırımların hedefi olabiliriz... Yeni yıla yeni bir başlangıç yapmayı düşünürse Başbakan Tayyip Erdoğan'ın önceliği neye vermesi gerektiği bu tahlilin içinde yer alıyor. Eğer hükümetini atağa kaldırmak niyetindeyse, bunu nasıl gerçekleştireceğinin ipuçları da var bu tahlilde: 'Güven' unsurunu daha iyi vurgulayacak bir vitrinle işe başlayabilir... Parti yönetiminden Meclis'e, oradan hükümete yansıyacak bir bilinçli 'vites değişikliği', Türkiye'nin yeniden kendisine gelmesini sağlama yolunda önemli mesafe almayı getirebilir. Ekonomide, sosyal-siyasal ilişkilerde, dış politikada 'güvene dayalı canlılık' Türkiye'yi gerçek anlamıyla bir 'fırsatlar ülkesi' yapabilir... Türkiye henüz 'fırsatlar ülkesi' değil, ancak o hedefin çok uzağında da değiliz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |