AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Başkalarının acısına bak-ama-mak

Yüzyılın en büyük felaketlerinden biriyle kapandı yıl. Ölenlerin üçte birini 5-12 yaş arası çocukların oluşturduğu yüz binin üzerinde insanın ölümüyle. Ölenler öldüler, çürüdüler. Kalanlar hem yaşadıkları dehşetin, hem kaybettikleri yakınlarının acısıyla ağladılar. Biz seyrettik. Fotoğraflarına baktık uzun uzun. Şişmiş bedenlerden boşluğa uzanan kollara kitlendi bakışlarımız bir süre. Öncesine ve sonrasına değil. O donmuş ana, o şekilde sonlanmış hayata baktık ve geçtik.

Bu tam da, birkaç gün önce ölen Amerikalı müzmin muhalif Susan Sontag'ın öngördüğü gibiydi. Sontag Başkalarının Acısına Bakmak adlı kitabında, fotoğraf karelerinde donup kalan dehşet ve acının zihinlerdeki etkilerini sorguluyor, bu etkinin zamanla yerini önce umarsızlığa sonra umursamazlığa bırakışını savaşlardan yola çıkarak ele alıyordu. Geçen yüzyılın başında belge ve ibret niteliği taşıyan savaş fotoğraflarının televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte, bakanlarda başkalarının acılarına karşı duyarsızlaşmaya yol açtığını, mağdurların artık öteki dünyalılar gibi algılandığını söylüyordu.

Savaşlarda ya da doğal felaketlerde ölen yüz binlerce insanın yaşadıklarına uzaktan da olsa tanıklık eden insanlar olarak bilinç akışımız bugün çok farklı işliyor artık. Medya deneyimlerimiz, gördüklerimizi bir 'tefekkür nesnesi' olarak algılamamıza yetmiyor şimdilerde. Çağrışımlara muhtacız. Algılarımız ne bizi ses, görüntü, müzik ve efekt yardımı ile anlatılan öykünün içine çeken sinema filmlerinden, ne de hayatı küçültüp bir kutunun içine sıkıştıran ve seyredene bakıp bakmama konusunda görece özgürlük alanı tanıyan televizyondan azade.

Filmlerin kahramanları, kahramanların hikayeleri vardır çünkü dramatize edilmiş. Başı sonu vardır anlatılanların, bir bütünlüğü. Severiz ya da sevmeyiz, inandırıcı buluruz ya da bulmayız ama bir şekilde bir duygu geliştiririz filme karşı. İki saat boyunca oturup bir sinema koltuğunda, gözümüzü perdeden ayırmayız.

Televizyonsa öyle uzun süreli ilgi istemez bizden. Parçalıdır zaten, parçalarına ayırır hayatı. Zamanı durdurur, devamlılığı yok eder. Devamlı tekrar edilen görüntüler baktıklarımıza karşı duyarsızlaştırır bizi. Alıştırır, tepkisizleştirir. Bize değmeden gelip geçer acılar. Ya da gel geç bir acıma duygusudur en fazla hissedilen. İki zap arasında hafiften bir iç sızısı belki, o kadar. Nasılsa biz değilizdir acılanan. Hiçbir şeyi iptal etmeyiz, ertelemeyiz o sebepten. Yapabileceğimiz bir şey de yoktur hakikaten. Biraz bakar sonra sıkılıveririz seyretmekten. Onları sonsuza dek baş başa bırakıp acılarıyla, zaplayıveririz öteki kanala. Acı doğduğu yerde donar kalır böylelikle.

Gözümüzün gördüğünü zihnimizin algılamadığını, uzaktan tanıklık ettiğimiz acıların yüreğimize ulaşmadan, ulaşsa bile orada pek fazla eğleşmeden buharlaştığını inkar edecek değiliz o yüzden! Aksiyon fetişistiyiz çünkü hepimiz! Ölüm hareketsizdir oysa, hareketi sonlandırır. Hareket yoksa bakılacak, üzerinde durulacak da bir şey yoktur!

Başkaları ölüyorken ya da sevdiklerinin acılarıyla yanıp yıkılıyorken birileri, çayımızı yudumlar, sohbetimize devam ederiz kaldığımız yerden. Görüntü bombardımanına ve aksiyona alışkın zihinlerimiz binlerce insanın ölümünü anlayamaz gerçekten. Yüzler, sesler, isimler, hayat hikayeleri yoksa kesmez bizi gördüklerimiz, sahici gelmez. Sanallıkla sınanır, binlerce insanın dev dalgalar tarafından yutulmuş olmasını değil o dalgalardan kurtulmayı başarmış 'bizden birileri'nin resimlerine bakmayı, yüzlerinde dehşetin izlerini aramayı daha sahici buluruz. Algılarımızı kapatıp başkalarının acısına, ölenleri de toptan yollayıveririz öteki dünyaya.


1 Ocak 2005
Cumartesi
 
FADİME ÖZKAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED