AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K Ü L T Ü R
Ozanlık muhalefet gerektirir

Milliyetçi şarkıları ve söylemleri ile tanınan Uğur Işılak iki albüm birden çıkardı: Ozanca ve Kalabalık Yalnızlara. Ülkemizde sanatın aşağılandığını söyleyen, kendini ozan olarak niteleyen Işılak'a göre gerçek sanatçı haksızlığa karşı durabilmeli.

  • ÖMER ÇAKKAL
    1998 yılında çıkardığı Dönen Alçak Olsun albümünün ardından Söyleyeceklerim Var, Yıldırım Gibi ve Ben Ağlarsam Kıyamet Kopar adlı çalışmalara imza atan Uğur Işılak, Kalabalık Yalnızlara ve Ozanca adlarını verdiği iki yeni albüm çıkardı. Süleyman Muhtarov, Volkan Topsakal, Eser Taşkıran ve Hakan Caneroğlu'nun aranjelerini yaptığı albümlerin her ikisi de farklı tarzların ürünü. Işılak, Ozanca albümünde solo bağlama ile yeni bestelerini okuyor; Kalabalık Yalnızlara ise genç sanatçının yaylı ve vurmalı çalgılar eşliğinde seslendirdiği şarkılardan oluşuyor.

    İbrahim Erkal sizin için "çağımızın Karacaoğlan'ı" demiş. Albümlerinizin tanıtım dosyasında ise "halk ozanı" sıfatı vurgulanıyor. Üzerinize yakıştırılan bu sıfatları nasıl değerlendiriyorsunuz, hakkını verememek gibi bir endişeye kapılmıyor musunuz?

    Böyle bir endişeyle hareket etseydim kendimi halk ozanı olarak tanımlamazdım. Şimdi yapılan söyleşileri falan okuyoruz. Birisi çıkıp 'Ben sanatçı değilim; sanatçı adayıyım. Ben şair değilim, şair adayıyım' falan diyorlar. Bunlar benim tasvip ettiğim şeyler değil. Şimdi ben sanatçı değil sanatçı adayıysam eğer; ekranlarda boy göstermeye hakkım yok. Eğer ben halk ozanı değil, ozan adayıysam, beste yaptığım iddiasıyla ortaya çıkmam hayasızlık, hatta patavatsızlık olur. Ozansan beste yapıyorsundur. Ozansan, yahut sanatçıysan sahneye çıkıyorsundur. Eğer şüphen varsa olgunlaşmanı bekle.

    Siz de bir dönem aday mıydınız ozanlığa?

    Tabiî, elbette. Ben 8-9 yaşında başladım beste yapmaya. Altı yedi yıl sahneye hiç çıkmadım. O sürede kendimi pişirdim. Günde on saat bağlama çalardım, günde on saat şairleri okurdum. Binlerce şiir vardı ezberimde.

    Sanat dünyasına ağır eleştiriler getirdiğinizi biliyoruz ama "hayvanlar çiftliği" dediğiniz doğru mu?

    Öyle bir şey demiş miyim?.. Şöyle özetleyeyim durumu. Tarihin hiçbir döneminde sanat bu kadar aşağılanmamıştır. Ben tüm Avrupa'yı, orada yapılan sanatı da biliyorum. Fakat benim ülkemde, bu kadar kültürel hazine olmasına rağmen sanatın bu kadar aşağılanması çok zoruma gidiyor. Bu ülkede popülarite adına, mide hesabına yapılan bir sanat var. Çoğu iki kez dinlenildiğinde ezberlenebilecek kadar kolay olan parçalara çekilen kliplerde sözlerle hiç ilgisi olmadığı halde insan vücudunun pazarlanması başka nasıl açıklanabilir!

    Neden iki albüm birden çıkardınız? Albümlerin konseptleri neler?

    Biz her yıl bir albüm çıkarmayı gelenek haline getirmiştik. Yaklaşık iki yıldan bu yana albüm yapmadık. İki yılda ellinin üzerinde yaptığım eseri ancak dört albüm alırdı. Biz ikide sınırladık. Kimi dinleyenler tek bağlamayı, kimileri orkestra müziğini seviyor. Ozanca albümü bir geleneğin devamı, Kalabalık Yalnızlara ise bugüne kadar sürdürdüğümüz tarzımızın.

    İki albümün isimleri de içerikleri ile uyumlu ama birbirinden farklı. Ozanca neyi, Kalabalık Yalnızlık neyi anlatıyor?

    Ozanlık yalnızca müzik adamlığı ile değerlendirilmemeli bence. Ozanlık bir duruş, bir hayat felsefesi. Köroğlu'na bakalım. Ozan ama haksızlığın karşısında duruyor, Bolu Beyi'ne karşı duruyor. Pir Sultan da bir ozan ama, Hızır Paşa'ya 'Dur bakalım, sen yanlış yapıyorsun' diyor. İnsan ozan olamaz belki, ama ozanca duruş sahibi olabilir. Kalabalık Yalnızlara ise hem kalabalık içinde ama aslında yalnız olan, hem de yalnız gibi durmasına karşın kalabalıkları içinde barındırabilenlere atfen yapılmış bir albüm. Özellikle son on yıldır dünyanın dört bir köşesi acılar içinde. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de haksızlıklara karşı duran bir kitle var. Ama konuşmak istiyor, istiyor ama dilini bağlamışlar. Olayın bir yerinden tutmak istiyor, elini bağlamışlar. Yürümek, koşmak istiyor, ayağını bağlamışlar. Aslında onlar kalabalık yalnızdırlar.

    Albümlerinizde hep kendi şiirlerinizi mi okuyorsunuz? Bu konuda bir ilkeniz mi var?

    Ozanlık üretim gerektirir. Hazıra konma ozan işi değil. Onun için külfetli, sorumluluk gerektiren bir iştir. Tarihte hiçbir zaman halk ozanı usta malı okumamıştır. Usta malı okuyarak kendini yetiştirmiş, ozanım dedikten sonra üretmeye başlamıştır. Ozan yaşayıp gördüklerini eserlere yansıtmalı ve bir sonraki nesle olan biteni belgeleriyle göstermelidir. Ben de onun için hep kendi bestelerimi okudum; bundan sonra da öyle olacak.

  •  
    Çocuğun seviyesine çıkmak zor
    Türkiye Yazarlar Birliği'nin bu yıl ilk defa verdiği Çocuk Yayıncılığı Ödülü'nü alan Zambak Yayınları'ndan Orhan Keskin, çocuk yayıncılığının önemine dikkat çekerek "çocukların seviyesine çıkmanın zor" olduğunu söylüyor.
    KİTAPLIK
    Hikmet Barutçugil'den siyah-beyaz ebrular
    Toplumsal Tarih Don Kişot'u, İstanbul Gökkafes'i yazıyor
    DemirDöküm'ün 50 yılı
    Türk Demir Döküm Fabrikaları, kuruluşlarının 50. yılı anısına bir kitap hazırladı. "Demir-Döküm'de 50 yıl" adlı kitap, Vehbi Koç'un Hayat Hikayem adlı kitabından alınan "Türk DemirDöküm'ü nasıl kurdum?" başlıklı yazı ile başlıyor. Rahmi M. Koç'un da DemirDöküm'ün hangi şartlar altında, nasıl kurulduğunu ve nasıl yaşatıldığını yaşanan ilginç olaylarla anlattığı kitap sadece Türk Demir Döküm Fabrikalarının kuruluş ve gelişim aşamasını değil, Türkiye ve dünyada yaşanan önemli olayları da bünyesinde barındıran bir arşiv niteliğinde.
    Atlılar eski hacminde
    İki aylık edebiyat dergisi Atlılar ocak-şubat sayısında sayfa sayısını 56'ya yükselterek eski hacmine ulaşmış. Derginin kapağında Hakan Arslanbenzer "Türkçe yazan Kürt şairi" olabilir mi diye sorarak bir tartışma başlatıyor. Dergide Murat Güzel'in yedi şiiri, Ali Akyurt'un Murat Güzel şiiri üzerine yazdığı bir yazı bulunuyor. Sayının şairleri Hakan Arslanbenzer, Eren Safi, Esma Toksoy, Ömer Şişman, Serkan Işın, Esra Kocaman, Ümit Aktaş, Ömer Aksay ve Ahmet Güntan, hikayecisi ise Sena Özhan. Fazıl Baş'ın Ahmethan Yılmaz ve Ahmet Güntan şiirleri, Esra Kocaman'ın Osman Özbahçe şiiri ve Uğur Kart'ın da Faruk Duman hikayesi üzerine yazıları derginin diğer incelemeleri. E-posta: arslanbenzer @yahoo.com
    18 Ocak 2005
    Salı
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED