|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Toplumun değişmesi, bazen, fay hatlarındaki gerilim birikimine benzer. Enerji birikir ve bir anda boşalır. Değişim, boşalma anından çok enerjinin biriktiği sürede meydana gelir aslında. Boşalma anı ise bizim değişimi farkettiğimiz andır. Toplumun değişimi, tek tek bireylerin ve toplumsal kesimlerin yaşadığı parçalı değişimden daha hızlı ve bütüncüldür, çünkü. Çünkü bütüncül değişme, toplumun çatışma eksenleri hiyerarşisinde ve bundan doğan siyasi ittifaklarda herkesi kuşatan yer değiştirmelere işaret eder. 70'lerin, 80'lerin, 90'ların temel toplumsal ve siyasal sorunları da bu yüzden birbirlerinden farklı nitelikler taşımışlardır. Çatışmaları, siyasallaşmaları besleyen dinamikler açısından 80'lere baktığımız zaman bireycilik şemsiyesini, 90'lara baktığımız zaman kimlikler şemsiyesini görmemiz de bu yüzdendir. Bir toplumda yeni çatışma eksenlerinin ortaya çıkması, eski eksenler ile ardında yatan sorunların yok olması, önemsizleşmesi anlamına gelmez şüphesiz. Tersine girdi olarak bir sonraki döneme intikal ederler. Kimlikler gerçeğinin, çok-kültürlü bir toplumun kaçınılmazlığının, farklılıkların biraradalığını ifade eden yeni demokrasi anlayışının 1990'lardan, 2000'lere intikal etmesi gibi… Ancak, çatışma eksenlerindeki, siyasi ittifaklardaki değişim yeni bir ortak paydanın da altını çizer. Ve eski dönemin bazı söylemlerini, hâlâ haklı ve meşru bile olsalar bile altta bırakır. Bu açıdan bakıldığında 2000'lerin motoru, bireyi temel alan ama bireyciliği dışlayan, yani "atomistik birey" tanımı üzerine oturmayan, kimliklerden kökenlere uzanan ama cemaatçi olmayan, sivil alanın genişlemesi kadar, sivil değerlerin filizlenmesine işaret eden ve bu çerçevede topyekün değişim talebinin altını çizen bir "bireyleşme" arayışı oldu. Nitekim, son yıllarda yaşanan gelişmeler, Türk kamuoyunun bu çerçevedeki değişim beklentisi ve talebinin sanıldığından çok daha ileri olduğunu göstermiştir. Bu beklentinin bir yüzü de, değişimin önüne set çeken iç dinamiklerin dış dinamikler tarafından aşılabileceği inancına ilişkindir. Bu inanç, ülkede köklü reformların gerçekleştirilmesine müsait bir zeminin varlığına da gönderme yapmaktadır. Son dört yılda çeşitli ekonomik önlemler, gelirler konusunda bir daralmaya işaret etse de, bırakın tepki görmeyi, kamuoyunda büyük bir destek bulmuştur. Nitekim, Türk devlet ve siyaset sistemi, dünya siyasetini ve onun içindeki kendi yerini fark ettiği andan itibaren stratejik çıkarlarını yeniden tanımlama yoluna gidebildiğini göstermiş; yeni çıkar haritası ve sorun hiyerarşisi dünden, dünkü içe kapanma ideolojisinin çıkarları ve haritasından bir hamlede uzaklaşmıştır. Asıl önemlisi, bu durumun kamuoyunun değişim beklentisiyle doğrudan ilişkili olması ve meşruiyetini bu beklentiden almasıdır. Nitekim, AB'ye adaylık macerasına kamuoyunun verdiği olumlu tepkiyle başlayan adaylığın kabul edilmesi ve ekonomik alanda art arda gelen radikal adımlarla devam eden yeni süreç, kanaatimizce başka bir sürece, sistematik içi kapanma ve milliyetçilik refleksi sürecine son noktayı koymuştur. Bu ikinci sürecin son tortuları da kısa sürede işlevsiz kalmaya mahkumdur. İşte son toplumsal durum ve değişmenin serencamı… Not: Tüm okurlarımın Kurban Bayramı'nı en iyi dileklerimle kutlarım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |