AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Irak seçimleri ve Türkiye

Irak seçimleri ile ilgili, üzerinde düşünülmesini gerekli gördüğüm bazı hususlar şöyle: -Irak halkı genelde seçimi önemsiyor, benimsiyor. Saddam'ın tek adam ve demir yumruk yönetimine karşı seçim, hiç kuşkusuz temel tercih.

-Ancak işgal ve seçim dendiğinde iki farklı çizgi ortaya çıkıyor. Irak halkının bir kesimi (Şiiler) işgalden bir an önce kurtulmak için seçimlere gitmeyi tercih ederken, diğer kesim (Sünniler), seçim gibi halk iradesinin özgürce belirlenmesini gerektiren bir mekanizmanın işgal altında işlemeyeceği düşüncesiyle seçime karşı çıktılar. Her iki tavırda da, "bir an önce özgürlük" ve "işgalin reddi" gerçeği var. Dolayısıyla, Amerika'nın Irak'ta seçimi gerçekleştirmeyi işgalin başarı hanesine yazması boşuna bir gayret.

-Şiilerin seçime gösterdiği ilgide, çoğunluğa sahip olmaktan kaynaklanan bir değerlendirmenin de katkısı olduğunu unutmamak gerekiyor. Seçim olacak ve Irak'ta Şii etkinliği artacak, bu, Irak demokrasisinin bugünkü ve yarınki gerçeği... Tabii uzun vadede etnik, dini veya mezhebi bir bloklaşma mı olur, yoksa mezhepleri, etnisiteyi de aşan siyasi gruplaşmalar mı ortaya çıkar, sorusu her zaman saklı...

-Irak'ta bir de Kürt gerçeği var. Kürtlerin bir kısmı Amerikan işgaline karşı idi, işgal güçleri onları bombaladı ve safdışı bıraktı. İkinci grup Kürtler ise işgali selamladı. Bu grup, işgalle başlayan süreci ve seçimleri Irak'taki Kürt etkinliğini perçinlemenin önemli bir merhalesi olarak değerlendiriyor. Onun için seçimlerin en heyecanlı tarafının Kürtler olduğu söylenebilir.

-Türkmenler Irak'ta bir başka gerçeklik. Ancak Türkmenler'in tavrı, Kuzey Irak'ta yoğunlaşan Kürt etkinliği karşısında varlıklarını ispat ve görmezden gelinmeme çabası şeklinde gözleniyor. Seçimlere de, bu saikle heyecanlı bir katılım gösterdiler.

-Irak seçimlerinin en belirgin ukdesi Sünni bölgelerin seçimlere neredeyse hiç katılmamış olması. Irak'ta bundan sonraki dönem, yeniden yapılanma dönemi olacak ve bu dönemde, Sünni gerçekliğinin yok farzedilmesi söz konusu olamayacağına göre, ortada bir "Sünnilerin temsili" sorunu bulunacak. İşgal ve direniş devam ettiği sürece bu gerçekleşebilir mi, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden yapılanma ve normalleşme nasıl sağlanır? Seçimlere rağmen bunlar hâlâ önemli sorular olarak duruyor.

-Irak dışında seçimlerin en heyecanla takip edildiği iki ülkeden birisi Amerika ise, diğerinin de Türkiye olduğu rahatça söylenebilir. Irak seçimleri, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini bile etkileyecek bir nitelik arzediyor. Dışardan bakıldığında Türkiye'nin yaşadığı halet-i ruhiye herhalde "tedirginlik" olarak niteleniyordur. Türkiye Amerika'ya tedirginliğini bildiriyor, bölge ülkelerine ve Irak'taki gruplara tedirginliğini bildiriyor. Tedirginliğini giderecek sonuçlara ulaşmakta da zorlandığı intibaını veriyor. Tedirginlik konusunun en çok yoğunlaştığı alan herhalde "Irak'ın parçalanması" olmalı. Bununla bağlantılı olarak "Bağımsız bir Kürt devleti"nin oluşumu, Şii etkinliğinin artması ve Türkmenlerin ezilmesi... ihtimalleri de tedirginliğin somutlaştığı alanlar gibi gözüküyor.

-Gelişmelere bakıldığında sürecin "Türkiye'ye rağmen" işlediği gibi bir görüntü doğuyor. Bu da, bir yandan dış politika alanında son dönemde ciddi hamleler yapan Türkiye'nin imajını bozarken, diğer yandan ortaya çıkan zaaf görüntüsüyle daha olumsuz gelişmelere zemin hazırlıyor.

-Oysa Türkiye Irak'a baktığında değiştiremeyeceği bazı gerçekler olduğunu görüyor olmalıdır. Neler mesela? Irak'ta bir Şii çoğunluğu var. Bunu kabul etmek gerekiyor. Demokratik bir sistemde bu çoğunluk bir biçimde etkili olacak. Eğer bu çoğunluk, bir mezhep diktatoryası kurma peşinde değilse ve başka toplum kesimlerinin haklarına riayeti önemsiyorsa bu kesimle sağlıklı ilişki kurulabilir demektir. İkincisi Irak'ta bir "Kürt realitesi" var. Ve bunlar Kuzey Irak'ta, yani Türkiye'nin Kürt nüfusunun yoğun halde bulunduğu güney doğu bölgesinin sınırında yerleşmişler. Bunu, yani ne içeriyi ne dışarıyı değiştirmek de mümkün değil. Bir başka gerçeklik de, Irak'ta, Kürtlerle içiçe yaşayan bir Türkmen varlığının bulunması. Hani teşbihte hata olmaz denir, Türkiye'de "Kürt realitesi"nin kabulü gibi, Irak'ta da Kürtlerin "Türkmen realitesi"ni kabulü meselesi bulunuyor. Ve bu iki gereklilik, tarihin bu kırılma noktasında buluşuyor. Irak müstakil bir devlet ve Türkiye'nin Irak'ı ve daha ötede Irak Kürtlerini tanzimi imkan dışı ise, bu gerçeklik içinde bir durum değerlendirmesine ve yeni bir strateji belirlenmesine ihtiyaç bulunuyor. Evet, Ortadoğu'da Türkiye'nin ağırlığı gözardı edilemez, Irak'ın yeniden inşasında Türkiye'nin sözü dinlenecektir ama, Irak en sonunda, bünyesindeki nüfus gerçekliği ile şekillenecektir. Ve Türkiye'nin çıkarı, bu nüfusun her kesimi ile barışçı, dostça, hatta kardeşçe bir ilişki çerçevesi oluşturmasındadır. Burada ana mesele, Türkler -Kürtler ilişkisini de, Sünniler-Şiiler ilişkisini de, kardeşlik ikliminde çözmekte odaklaşıyor. Türkiye, bu meselede tedirginliklerden kurtulup, büyük devlet üslubu geliştirebilmeli, Irak'ta bir Kürt yapılanması yolunda ilerleyenler de, Türkiye'yi rahatsız edecek bir sürecin uzun vadede hiç kimseye hayır getirmeyeceğini bilerek hareket etmeli, bunun sadece kardeşliği besleyici davranışlarla mümkün olacağını görmelidirler. Aynı üslubun Sünni-Şii ilişkisinde de geliştirilmesi, bölge ülkelerinin sorumluluğudur. Bir işgalin tüm bölgeye bedel ödettiğini unutmadan.


1 Şubat 2005
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED