AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
CHP'de kim kazandı?

Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) sorunun genel başkanlıktan ibaret olmadığını, hatta genel başkanlığın özde ikinci, üçüncü derecede bir sorun olduğunu pekçok kişi yazdı.

Önceki gün toplanan CHP Kurultayı, bu hükmün ne kadar doğru bir tespit olduğunu herkese bütün açıklığıyla göstermiş oldu.

Pazar ve pazartesi günkü gazeteler ile internet sitelerinde öne çıkan manşetler ve kullanılan fotoğraflar gerçekten de üzücüydü. Bazı partilerde bu tür sahnelere zaman zaman rastlanmışsa da CHP gibi Türkiye'nin en köklü partisinde herhalde ilk kez yaşanmaktaydı. Bu sahneleri ne partililer, ne de partili olmayanlar içlerine sindirmiş ve memnuniyet duymuşlardır. Kurultayda yaşananlar neticede CHP'yi ilgilendirse de aslında Türkiye'deki siyasetinin düzeyini ortaya koyması bakımından herkesi ilgilendirmektedir.

Bu kurultayın çok farklı olacağı geçtiğimiz bir aylık süre zarfında yaşananlardan az çok belliydi. Parti yönetiminin ve genel başkanının bu kadar alenen ve acımasızca eleştirilmesi, parti yönetiminin muhaliflere karşı akla hayale gelmez suçlamalarda bulunması parti içi iktidar mücadelesinin dozunu artırmakla kalmamış taraflar arasında işbirliği ve birlikte çalışabilme imkanını da bırakmamıştır. Neticede kurultaylar gelir geçer ve taraftarlar birbirinin yüzlerine bakmaya devam ederler. Eğer birbirinin yüzlerine bakacak bir ortam bırakılmamışsa bu yeni sorunların günyüzüne çıkmasına yol açarlar.

CHP'deki sorunun özünü en iyi ortaya koyan sahnenin hangisiydi olduğunu sorarsanız muhtemelen farklı cevaplar alırız. Kimisi sandalyelerin uçuşmasını, kimisi Kurultay Divanı'nın yönetme yöntemini, kimisi Genel Başkan Deniz Baykal'ın ağır suçlamaları karşısında cevap verebilmek için Mustafa Sarıgül'e cevap vermesi için söz hakkı verilmemesini, taraftarların karşılıklı sataşma ve söz düellosunu gösterebilir.

Otur oturduğun yerde!...

Bense bütün bunların ötesinde CHP'de yaşanan temel sorunun Deniz Baykal'ın uzun konuşması sırasında sarf ettiği küçük bir cümlede ve bu cümledeki sözcükleri kullanırken gösterdiği el-kol hareketleriyle sesindeki vurgusunda gizli olduğunu düşünüyorum.

Sözün ettiğim cümle, kendisine yönelik ağır suçlamalar karşısında Mustafa Sarıgül'ün yerinden kalkıp kürsüye yürümesi için hamle etmesi karşısında Deniz Baykal'ın bir başöğretmen, bir otoriter baba, halkına yukarıdan bakan bir monark edasıyla "Otur oturduğun yerde! Otur!, Otur!..." diye hitap etmesi ve bu sırada el kol hareketleriyle de bu tavrını güçlendirecek figürler yapmasıdır. CHP'deki sorun işte bu cümlede saklıdır.

Genel Başkan adayı Mustafa Sarıgül'ün Deniz Baykal'ın uzun konuşması sırasında kendisine yönelik ağır suçlamalar karşısında yerinden cevap vermeye çalışması, kimi kez oturduğu yerden kalkarak kürsüye doğru hamle yapması, el kol hareketleriyle söylenenlere itiraz etmesi, slogan atması gibi davranışlar içinde olması CHP gibi bir partinin genel başkanlığı için ne kadar hazırlıksız olduğunu göstermiştir. Tüm partiyi ve partilileri kucaklamaya hazır, kapsayıcı, mütehamil, hoşgörülü ve bütün kesimler arasında bir hakem rolünü oynayacak bir kişilik portresini çizememiştir.

Aynı özelliklerin Deniz Baykal ve ekibinde de olmadığı ortaya çıkmıştır. Baykal'ın rakibine saygı duyması şöyle dursun onu bir rakip olarak dahi görmediği, asla genel başkanlığa aday olmasını tasvip etmediği, hatta azarlaması ve ağır eleştirileriyle parti içindeki elitist kasta yaklaştırmak dahi istemediği anlaşılıyor.

Tek parti döneminin siyaset üslubu…

Öncelikle şunda anlaşalım; CHP devlet eliyle kurulmuş bir partidir. Uzun tek parti yönetimi döneminde kurumsal kimliğini, siyaset üslubunu ve topluma bakışını kazanmış bir yapıdır. Tek parti dönemindeki muhalefetsiz ortamın verdiği imkanla ve cumhuriyetin üstlendiği toplumu yeniden inşa etme misyonuyla uyumlu şekilde devlet ve siyaset elitlerin toplandığı bir örgüt olarak sivrilmiştir. Bu ortamda parti ile halk arasında kapatılması imkansız bir mesafe oluşmuş, parti topluma yukarıdan bakmış, meşhur "Hasolar, Memolar…" söylemi bu dönemde oluşmuştur. Diğer yandan toplumun, alt seviyedeki halkın kendisi için iyi olacak şeyleri kendilerinin bileceğine asla inanılmamış ve her şeyin parti merkezindeki kast tarafından belirleneceğine inanılmıştır. Meşhur müntehir Ankara valisinin "komünist olmak gerekirse onu da biz getiririz!" anlamındaki sözü bu zihniyeti ele vermektedir.

Tek parti döneminde kazanılan bu siyaset üslubunun çok partili dönemde de değişmeyip devam etmeye çalıştığı gözleniyor. Sayın Baykal'ın Sarıgül'ü "Otur oturduğun yerde!" şeklindeki azarlaması tek parti dönemindeki parti elitlerinin topluma bakışından farklı bir şey değildir. Bu tavır siyaset tekelinin tek partide olduğu bir dönem için geçerli olabilir. Çünkü rekabet yok, muhalefet yok, toplumdan oy alma, tasvip görme derdi yok. Ancak çok partili sistemde bu tavır ve siyaset üslubu sorunun özünü oluşturmaktadır.

CHP bir kurultayı daha geriye bıraktı. Deniz Baykal bir kez daha delegelerin çoğunun oylarıyla genel başkan olarak seçildi. Rakibi Sarıgül kaybetti.

Gerçekten bu kurultayın kazananı Baykal, kaybedeni de Sarıgül mü? Bunun çok yanıltıcı olduğunu sanıyorum. Aslında ne Baykal, ne Sarıgül, ne de CHP kazanmıştır. Hem Sarıgül, hem Baykal, hem de CHP bir kez daha kaybetmiştir. Bu kurultayın partideki ayrışmayı derinleştireceği ve CHP'ye bir şey kazandırmayacağı önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır. CHP tek parti döneminin siyaset üslubundan uzaklaşıp çok partili siyaset yöntemini benimsemeyince sorunlar yaşamaya devam edecektir.



1 Şubat 2005
Salı
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED