AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K Ü L T Ü R
Sanat moderniteye iyi gelir

Şair ve psikiyatri doçenti Kemal Sayar, bütün kitaplarını Karakalem Yayınları'nda topluyor. Yazarın Hüzün Hastalığı ve Olmak Cesareti isimli ki-taplarının yeni baskıları da geçtiğimiz günlerde Karakalem'den çıktı. Her ikisi de yaşadığımız zamanın ve modernleşmenin kültüre ve insan psikolojisine etkileri üzerine yazılmış denemelerden oluşuyor. Biz de kitaplardan yola çıkarak yazarla, modernite, bozulan kültürel yapı ve insan psikolojisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Modernleşmenin insan ruhu üzerindeki olumsuz tesirleri neler?

Modernleşme parçalanma demek. İnsanlar modernleşme ile birlikte daha fazla yalnızlaştılar. Kendilerine anlam sağlayan gelenekten, dinden koptular. Modernite, insan aklını adeta putlaştırarak insan ruhunu yalnız bıraktı diyebilirim. Halbuki insanının en temel ihtiyaçlarındandır ait olma ve ilişki ihtiyacı. Modernite, geçmişin ilişkilerini yok saydı fakat onun yerine anlamlı bir şey ikame edemedi. Modern hayat insanın yaratılışına, fıtratına bir meydan okuma gibi. Modernite, insan ruhunda bir yersiz yurtsuzluğa yol açmış, ait olma hissinin yok oluşunu telafi edememiştir. Ve insanın 'niçin' sorusu her zamankinden daha fazla cevapsız kalmaktadır. O yüzden modern insan, tüketerek varolduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Özetle insanın daha fazla yalnızlaştığını, ilişkilerinin daha fazla koptuğunu, bireylerin atomize olduğunu ve bunun da insanları ruhsal açıdan çok daha duyarlı, incinebilir varlıklar kıldığını söylemek mümkün. Modern hayatın insanı en çok depresyon ve panik bozukluğu rahatsızlıklarını yaşıyor. Bu, beraberinde ciddi toplumsal sorunlar getiriyor. Bunların en önde geleni ilişkilerin çözülmesi, kaybolması, insanların ruhsal travmalara maruz kalabilmeleri.

Bizdeki 'Türk usulü modernleşme'

Türkiye iki yüz yıldır modernleşme süreci yaşıyor. Tüm bu süreç sonunda bakacak olursak Türkiye'de modernleşme ne düzeyde?

Türkiye toplumunun yamalı, Türk usulü bir modernleşme yaşadığı kanaatindeyim. Hayatın teknikle buluşma alanında fevkalade modern bir toplum fakat modernitenin getirdiği bazı düşünce kalıplarına karşı o kadar tedirgin ve ürkek. Mesela rasyonel düşünceyi hayatımıza katmıyoruz. Duygular alanında Doğulu olarak yaşamaya devam ediyoruz. Modern hayatın getirdiği önemli şeylerden biri de kutsaldan kopuş. Hayatımızı kompartımanlara ayırıyoruz. Dindar adam camiye gidiyor, orada dindarlığını hatırlıyor ama çıkışta da gidip yine azgın bir kapitalist olabiliyor alışveriş yaparken. Yani kutsalın bakışı hayatın bütününü biçimlendirmiyor. Modernleşme bu anlamda kişilikte de bir parçalanma demek. Modern hayatta 'ben'e aşırı bir vurgu var. Bunu da şuradan takip etmek mümkün. Türkiye'de Amerika'da yazılmış kişisel gelişim kitaplarına çok yoğun bir ilgi var. Hepimiz derinlerimizde başka bir benlik olduğunu ve bunu açığa çıkarmamızın gerektiğini düşünüyoruz. Bu bir yanılsama olabilir ya da hakikaten böyle bir tarafımız vardır ama bunların talep görmesinin nedeni bireyselleşmiş olmamız.

Modernitenin tam olarak hayata geçmemesini, arada kalmışlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kaba bir gelenekselcilik övgüsü ya da kaba bir modernlik yergisi çok yanlış. Modernitenin arkasındaki aklı eleştirebiliriz. Fakat 'Acaba biz yerel modernleşmeler yapabilir miydik?' sorusunu da sormamız lazım. Bizim temel meselemiz kendi geleneksel kültür kodlarımızı bugünün diliyle yeniden söyleyebilmek olmalı. Türkiye deneyimi biraz farklı ama gelenek de durduk yere terkedilmiyor. Birçok toplumda zaten gelenek ölmeye yüz tutuyor. Dikkat edilmesi gereken şey, o kökle irtibatını yitirmeden bugünün insanına cevap verecek öneriler getirebilmek. Asrın idrakine yeni birşey sunmak gerekir, o hazine bizde var, yeni bir dille söylenmeyi bekliyor.

Terapi kültürü yaygınlaşıyor

Modernite popülerleşmeyi de getiriyor ve psikiyatri de popülerleşen bilim dallarından. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İnsanlar işitilmek istiyor ve özellikle Batı toplumunda psikiyatristin ofisi dışında içlerini gerçekten dökebildikleri, işitildiklerini hissettikleri bir yer yok. Benliklerin yükselmesiyle beraber ruhun onarıcılarına da rağbet arttı. 'Ben' diyen insan, kendisinin çok özel bir varlık olduğuna inanıyor ve kırılgan taraflarını en kolay psikiyatriste gösterebiliyor. Bir de tabii genel olarak dünyada psikoloji biliminin yaygınlaşması var. Buna sosyolog Frank Furedi 'terapi kültürü' diyor. Terapi kültürü günümüzde giderek daha fazla rağbet görüyor. İnsanlar dış etkenlerin ruhlarında çok büyük fırtınalar yaratabileceğini daha çok hissediyorlar. Furedi 20 sene önce stres, travma gibi kelimelerin İngiliz gazetelerinde kullanım yüzdeleriyle bugünkü kullanım yüzdelerini karşılaştırmış. Büyük bir artış var, neredeyse 100 katı. İnsanlar geçmiş çağlara göre kendilerini daha kırılgan varlıklar olarak algılıyorlar. Oysa geçmişin insanı daha dayanıklıydı. Psikiyatriye gösterilen rağbetin, geleneksel anlam sağlayıcıların çözülmesiyle birlikte ruhsal direncin azalmasının bir sonucu olduğunu sanıyorum. Psikiyatri ve psikoloji bir paradigma değişimine muhtaçtır, olumlu, direnç sağlayıcı kişilik özellikleri de zorlayıcı etkenler kadar nazar-ı dikkate alınmalıdır.

Yazmak bir iyileşme çabası

Sanat insanın ruhsal durumunu değiştirmesine, sorunlarını aşmasına yardımcı olabilir mi?

Sanat insanın kendisini ifade etmesinin en güzel yollarından biri. Sanatla ilgilenen insan, modern hayatın getirdiği o yalnızlaşma duygusundan biraz kurtulabilir, kelimeler ona arkadaş olabilir. İfade etmeye imkan verdiği için sanat, derinlerindeki çatışmaları şifaya kavuşturmanın da bir yoludur. Çoğu yazar en derinlerindeki o çatışmaları yazarak bir şekilde iyileştirmiştir. İnsan kendini bir bakıma yazarak sağaltır. Resim, edebiyat, müzik insanın kendi yaralarıyla avunmasına hizmet eder. Kendi kendileriyle, dünyayla kavgalı olan insanlar, iplerini içlerindeki o kuyuya attıkları zaman orada gördüklerini kayda düşebilirlerse bir ölçüde o çatışmaları halletmiş sayılırlar. Yazmanın insanlar için bitmek bilmeyen bir iyileşme çabası olduğun söyleyebilirim.

Günümüz müziği çaresizliği artırıyor

Osmanlı'da müzik, terapi amaçlı da kullanılıyordu. Günümüzde de uygulanabilir mi sizce?

O tedavi yöntemi, o medeniyetin içinden çıkmış bir şeydi. Bugünün medeniyetinin içinden bunlar çıkabilir mi bilmiyorum. Bugünün müzikleri çok depresyon yaratıcı müzikler. Özellikle ağır metal müzikte vahşeti kışkırtan parçalar var. Umarsızlığı, anlam boşluğunu, çaresizliği netleştiren bir- çok parça var. Gençler bunları dinledikçe hayata karşı daha da keskinleşiyorlar, öfkeleniyorlar. Müzikle tedavi bugün hastalıkları tam manasiyle tedavi edemez ama kişileri kısmen rahatlatabilir.

Ruhlar sükunet bulacak mı?

Herkes hayatının anlamı peşinde koşmalı. Değerlerim için yaşıyor muyum? 'Bu değerler benim kendi benliğimden mi kaynaklanıyor yoksa bu benliği aşan daha yüce değerler mi var?' sorularına yanıt aranmalı. Çünkü insanlarda sonsuz olana, ölümsüz olana bir meyil vardır. Bu yüzden insanlar yüce ideallere, aşkınlığa, zamanı aşan düşüncelere inanırlar. Modernite bizi, hayatı pozitivist ilerlemeci paradigma içinde algılamaya zorluyor ve insan ruhunu geriye bir enkaz olarak bırakıyor. Ruhu zenginleştirmek lazım, bu da anlamla olabilir, ahlakla olabilir.


 
Sundance 2005'te ödüller verildi
Takmaz'dan 'Padişahım Çok Yaşa'
Çok Tuhaf Çok Tanıdık
Lütfü Akad'ın kült filmi Vesikalı Yarim üzerine bir grup çalışması olan 'Çok Tuhaf Çok Tanıdık' Metis Yayınlarından çıktı. Kitap filmdeki adı koyulamayan, onu diğer Yeşilçam filmlerinden ayıran 'tuhaf'lığı anlamaya çalışıyor. Nilgün Abisel, Umut Tümay Arslan, Pembe Behçetoğulları, Ali Karadoğan, Semire Ruken Öztürk ve Nejat Ulusay'ın hazırladığı kitapta iki önemli söyleşi de yer alıyor. Bilgi tel:
0 212 245 46 96

Müslüman ve Mezhep
YÜZÜNCÜ Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim görevlisi Yrd. Doç. Abdulcelil Candan Elest Yayınları'ndan çıkan "Müslüman ve Mezhep / Bir Mezhebe Bağlanmanın Tahlili" adlı çalışmasında mezheplerden gereği gibi yararlanabilmek için öncelikle mezheplerin doğuşunu ve ilk asırlardaki konumunu ele alıyor. Müslümanı tahkiki iman ve basiret üzerine amel etmeye yaklaştırmayı hedefliyor. Bilgi tel:
0 212 520 05 58

Biri Beni Gözetliyor
KAKNÜS Yayınları'ndan çıkan "Biri Beni Gözetliyor", nazar, büyü, telepati, gelecekten haber verme gibi fenomenler üzerinden insan aklının gizemli güçlerine eğiliyor. Yazar Rupert Sheldrake 4 bin vakıa hikayesi, 2 bin anket ve telefonda yapılmış 1 beşyüz röportaja dayanarak 10 yıl süren bilimsel araştırmalarının sonucunu kitapta, gözetleme duygusu, telepati, nazar ve benzeri olguları açıklıyor. Bilgi tel: 0 216 492 59 74
1 Şubat 2005
Salı
 
Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED