AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Kendi kendimizi gaza getirme, ya da Kerkük politikası...

Türkiye Irak savaşının başından beri Kerkük konusunda bir şeyler söylüyor. Önce, şehrin nüfus yapısının değiştirilmemesi ve Kürtlerin Kerkük'e göç ettirilmesinin önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.

ABD önceleri kente yönelik Kürt göçünü yavaşlattıysa da sonra Kürtlerin bu konudaki taleplerini kabul etmek durumunda kaldı.

Çünkü ABD bunun böyle olmasını Irak'taki menfaatleri açısından daha doğru bulmuştu.

Nüfus dengeleri değiştirilen şehir bu haliyle seçimlere katıldı. Türkiye'nin bütün itirazlarına, bazan da tehdit içeren ifadelerine rağmen...

Şimdi seçimle ilgili gelen ilk gayrıresmi bilgiler, Kerkük'te Kürtlerin yüzde 65 oranında oy aldıklarına ilişkin iddiaları dile getiriyor. Bu oran doğru mu yanlış mı henüz bilmiyoruz. Ama Kürtlerin Kerkük'te çoğunluğu alması sürpriz olmayacak.

Türkiye hâlâ Kerkük konusunda birşeyler söylemeye devam ediyor.

Kerkük'ün Irak'ın bir iç meselesi olduğu hatırlatılınca da Türkmen varlığı ileri sürülüp, "Türkmenlerin zarara uğraması halinde seyirci kalınmayacağı" gibi beylik laflar tekrarlanıyor.

Peki sayın yöneticiler, Kürtler Türkmenlere birşey yapmaz ve sorun çıkartmazsa ne olacak? Türkiye'nin Irak poitikası, Kerkük politikası, sonunda Türkmenlerin güvenliği meselesine mi indirgendi.

Hani Türkiye'nin o bölgede hayati çıkarları vardı?

Hani Kürtlerin Kerkük merkezli bir Kürt oluşumuna engel olunacaktı?

Hani Kürtlerin Kerkük petrollerinden yararlanması engellenecekti?

Birinci Körfez Savaşı'ndan beri aynı şeylere tanık oluyoruz: Türkiye Irak ve Kuzey Irak'la ilgili olarak neye karşı çıktıysa sonunda onu kabullendi.

Neye itiraz ettiyse sonradan onu benimsemek zorunda kaldı.

Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra Kürtlerin ayrı bir yönetim kurmasına karşı çıktı. Sonra baktık Çekiç Güç isimli bir uluslararası güce üs vererek o bölgenin Saddam'ın tasallutundan kurtarılmasında ve kendine yeter bir hale gelmesinde başrolü oynadı.

Türkiye oldum olası Kuzey Irak Kürtlerinden kuşkulanıyor. Önceleri hem bağımsız bir devlet kurmalarından kuşkulanıyordu (Türkiye'deki Kürtlere kötü örnek olmasından korkuluyor) hem de o bölgede faaliyet gösteren PKK'ya yardım ve yataklık ediyor olmasından.

Bu kuşkulara rağmen Kürt yönetimleri, adı tam bağımsızlık olmasa da bağımsız bir şekilde geliştiler, Türkiye de çeşitli biçimlerde bu gelişmeye destek çıktı.

Fakat ne ilginç bir politikadır, bu durumu bir türlü kabul etmediği gibi o bölgedeki Kürtlere de hiç dostça yaklaşmadı.

Kuşkusuz o bölgede yaşayan Kürtlerin de Türkiye'ye karşı tavırları buna bağlı olarak değişken, bazan olumlu bazan da uzlaşmaz bir görünüm sergiledi.

Irak'ın ABD tarafından işgal edilme sürecinde ise Kürtler ABD'nin en yakın ve güvenilir müttefiki oldular. Buna rağmen Kürtlerin tam bağımsızlık gibi bir talepleri olmadı. Bu konuda karar merci olan ABD ise, bilindiği gibi bir belirsiz bir yakın, hatta orta vadeli gelecekte Kürt devletinin kurulmasından yana değil.

KDP lideri Barzani'nin geçtiğimiz günlerde "Bağımsız bir Kürt devleti kurulacaktır" sözleri belirsiz bir geleceğe ilişkin nostaljik açıklama olarak kabul ediliyor.

ABD razı olmadıkça Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmaları hayal. Bunu Kürtler de çok iyi biliyor.

Nitekim Kürtler, Talabani'nin de dediği gibi, Erbil'de bağımsız bir devlet kurma işiyle uğraşacaklarına güneye inerek Bağdat yönetiminde etkin bir rol almaya çalışıyorlar.

Irak'ın kurulacak yeni yönetiminde Kürtlerin başbakanlık ya da cumhurbaşkanlık görevlerinden birini üslenebilecekleri söyleniyor.

İngiliz Independent gazetesinin geçtiğimiz günlerde bu konuyu tartışırken ortaya attığı sorulardan biri şuydu: "Kürtler devlet için girişimde bulunacak mı?"

Gazete soruya şu yanıtı veriyordu:

"Pek olası değil. Çünkü Kürtler, Saddam'ın devrilmesi ile istediğini alan belki de tek grup. Kürtler duygusal olarak bir devlete kavuşmayı isteseler de şimdi zaten, bağımsız bir devlet ilan etmenin tehlikelerine uğramadan bağımsızlığı fillen yaşıyorlar. Amerikalılar da Irak içinde bu kadar az müttefikleri varken onları terketmeyecektir."

Şimdi yakın bir gelecekte Türkiye, kuzeydeki Kürt liderlerden birini Irak'ın başbakanı ya da cumhurbaşkanı olarak görürse ne yapacak?

Türkiye, Erbil'den kalkacak Kürdistan isimli bir uçağın Türk hava sahasından geçmesini ve havaalanlarına inmesine karşı çıkabilecek mi?

Yeni anayasa ile Kuzey Irak'taki Kürt oluşumuna özel bir statü tanıyarak bağımsızlıktan bir önceki pozisyon neyse onu kabul ederse ne olacak?

Independent'in dediği gibi, Kürtler şimdi bağımsızlığı fiilen yaşarken, üstelik de bunu merkezi hükümette alacakları görevlerle pekiştirme olanakları varken, niye olmayacak bir şeyi talep etsinler.

Türkiye, Irak politikasında Kerkük meselesi gibi uluslararası hukuk açısından haklı olmadığı bir meseleye takılıp kendisini ileriye yönelik olarak dar bir alana kısıtlıyor. Her zamanki gibi yapamıyacağı şeyler için efeleniyor. Bu nedenle de Kürtler'in Irak'ın en etkin ve dinamik unsurlarından biri olduğu, üstelik de bizim komşumuz oldukları gerçeğini gözden kaçırıyor.

Türkiye'nin korkularından sıyrılıp gerçeklerle ilgilenmeye başlaması belki de Kerkük vesilesiyle olacak. Kim bilir?


3 Şubat 2005
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED