AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
'Krizi başlatan' Temizel ve
'Balayına doyamayan' Şükrü Sina Gürel...

Sabah'tan Yavuz Semerci, Vatan gazetesinin iki gün üst üste manşete çektiği "off-shore mağdurları" haberlerinin aslında eski BDDK Başkanı Zekeriya Temizel'e yönelik "nokta atışları" olduğunu yazmış, biz de bugün Vatan'ı çıkaran ekibin "eski Sabah"taki performansını şahit göstererek Semerci'nin haklı olduğuna inandığımızı yazmıştık... Dün bu performanstan bir örnek sunmuştuk, hedefte Cumhurbaşkanı Sezer vardı. Bugün de iki örnekle karşınızdayız...

6 Şubat 2002 tarihli Sabah gazetesi... Yani 19 Şubat 2001 krizinin yıldönümüne 13 gün var... 6 Şubat, gazete için önemli bir tarihi ifade ediyor: O gün Dinç Bilgin, batık Etibank'la ilgili ilk duruşmasına çıkacaktır... Şimdiki Vatan'ı çıkaran eski Sabah'çılar için bulunmaz bir "nokta atışı" fırsatıdır bu... "Nasıl" mı yapılacak bu iş? Bunda anlamayacak ne var canım... "Bankalara karşı hoyrat tavırlarıyla krizi başlatan ve böylece Türk halkının 50 milyar dolarını çerçöp eden Zekeriya Temizel"i manşete çekerek tabii... Dönemin Medyakronik'inden aktarıyoruz: "Sabah gazetesi, Dinç Bilgin'in Etibank duruşmasına çıkacağı gün, yani 6 Şubat'ta, konuyu manşetine taşıdı. 'En ağır krizin faturası çıktı: 51 milyar dolar' başlıklı haberin alt başlığında yaşanan felaketin sorumlusu kamuoyuna şöyle ilan ediliyordu: 'Temizel'in başlattığı kriz, 2000'de 201 milyar dolar olan milli geliri 2001'de 150 milyar dolara indirdi.' Manşetin ekonomi sayfasındaki devamı ise haber görünümlü bir yorum yazısıydı.

19 Şubat Krizi'nin kronolojisini Zekeriya Temizel'e endeksleyerek anlatan yazı 'Nereden Buldun Yasası' ve bankalara el konulması operasyonuyla Türk ekonomisinin alt üst edildiğini iddia ediyordu. Ve 'Artık banka patronları elleri kelepçeli DGM'ye gönderilmiyor, bankalarına el konmuyor. Kurallar değişti, bir dönemin hoyrat yaklaşımı geride kaldı. Ancak kişisel hata ve yanlış politikaların ekonomiye faturası ise 50 milyar dolar oldu' şeklindeki satırlarla sona eriyordu."

Güzel, değil mi? Bankaların hiç suçu yok banka krizinde... Gözler o kadar dönmüş ki, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki "Anayasa kitapçığı" atışmasından dahi bahis yok. Hayır, bunların hiçbiri geçerli değildir. Krizi "Etibank'ı kapatılması" kararına imzasını attığı andan itibaren Sabah'ın öfkesini üzerine çeken bir bürokrat başlatmıştır...

'SAATLİ BOMBACI' TEMİZEL...

Sabah, Temizel'e yüklenmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu o günlerde (bugünlerde olduğu gibi). Bu uğurda, tümü okunduğunda aslında basbayağı komik sayılabilecek "haber"lere de yer vardı...

"Türkiye'deki büyük krizin baş sorumlusu" Zekeriya Temizel, 22 Nisan 2002'de yeniden Sabah'ın manşetindedir... Sabah'ın o günkü manşeti "İş dünyasına saatli bomba"yı ele almaktadır. Vergi uzmanı Şükrü Kızılot'un kaleme aldığı haberde bu "bomba" şöyle tanımlanıyordu: "Vergi Usul Yasası'nda naylon faturalar bilerek kullanılırsa 3 yıla kadar hapis öngörülüyordu. Temizel'in bakanlığı döneminde, 1999 başında maddeden 'bilerek' kelimesi çıkarıldı. Böylece naylon faturaların bilmeden kullanılması da suç haline geldi…

Bu değişikliğin sonucu ne mi oldu? Diyelim ki işverensiniz. Bir şoförünüz benzin almadığı halde fatura ayarladı, şirketinizden bedelini tahsil etti. Daha sonra vergi denetçileri bu faturanın naylon olduğunu ortaya çıkardı… Yandınız, size hapis yolu gözüktü. Çünkü yasa nalyon faturadan muhasebeciyi ya da faturayı getireni değil sizi sorumlu tutuyor. Üstelik cezanın tescili de mümkün değil. İşte bu saatli bomba yüzünden birçok kişi şirket kapattı."

Haberde, bu nedenle kapanan tek bir şirketin dahi adı yoktu. Ayrıca gene haberden öğrendiğimize göre, üç yıldır uygulamadaydı yasa ama, o ana kadar hapse giren tek bir kişi bile yoktu. Şimdi, haberin üzerinden bir üç yıl daha geçtiğini, toplam altı yılda hapse giren hiç kimsenin olmadığını, o gün bugündür de bu çerçevede hiçbir gazetede hiçbir haberin çıkmadığını düşünün... Yani: Bu manşetin de bir "Temizel'e nokta atışı" olduğu o gün bile belliydi, şimdi, üç yıl sonra herşey iyice ortada...

BALAYINA DOYAMAYAN Ş. SİNA GÜREL

2001'in Ağustos ayında, gazetesinin haberlerini "düz okuma"yla izleyen Sabah okurlarının dahi yadırgamış olması gereken "balayı" haberleri çıkmaya başladı Sabah'ta... Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in balayı haberleri...

Gene dönemin Medyakronik'ine müracaat ediyoruz:"Sabah, balayından dönen Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in ay sonunda Uzakdoğu'ya yapacağı geziyi 'ikinci balayı' olarak niteliyor ve karşı çıkıyor, hem de manşetten… Haber, ilk bakışta tamamen 'halkçı', 'adalet peşinde', devlete ve siyasetçilere karşı vatandaşların çıkarını savunan bir yayın çizgisinden kaynaklanmış gibi görünüyor…

Sabah'ın bugünkü (14 Şubat 2001) 'Balayına doyamadı' (devam başlığı: 'Bitmeyen balayı…') manşetinden söz ediyoruz… Gazete, çiftin 10 günlük balayından dönüşlerinde uçak merdivenlerinden inerken çekilmiş fotoğraflarının eşlik ettiği haberde, mesela, çok az sayıda Türk'ün yaşadığı Şanghay'a neden gittiği sorularına da yer veriyor. (Gürel'in, resmen 'Kıbrıs'tan ve Dış Türklerden sorumlu Devlet Bakanı' olduğunu burada hatırlatalım.)

"Haberleri önüyle arkasıyla okumayan sıradan okurlar için gayet 'halkçı' bir izlenim veren gazetenin manşeti, devreye Turgay Ciner, Eti Bor, Park Holding sözcükleri katılınca bambaşka bir veçheye bürünüyor; en azından haberin görünürdeki kaygıların dışında kalan başka kaygılarla yazılmış olabileceğine dair ciddi kuşkular doğuyor…

Sabah'ın Turgay Ciner'le ilgili önceki haberlerinin bir bölümü, Ciner'le bor ve bazı başka madenlerin özelleştirilmesine karşı çıktığı öteden beri bilinen Şükrü Sina Gürel arasında ciddi bir gerilim olduğunu gösteriyor. Biliyorsunuz, Eti Holding'in özelleştirilmesi kararından birkaç hafta önce vazgeçildi; bunda Şükrü Sina Gürel'in birinci dereceden rolü olduğu biliniyor."

Alıntı biraz uzun oldu, kusura bakmayın, ama çok şey söylediğini de lütfen kabul edin...

Aslında bu dizi daha en az on gün kaldırır... Ne malzemeler var hemen aklımıza gelen; bir de arşivlere dalıp hafıza tazelediğimizi düşünün... Ama bu kadar yeter, her şey anlaşılmıştır sanırız. (A.G.)

  • Medyada yeni bir polemik konusu: Latife Hanım'ın mektupları

    Ölümünden sonra kilit altına alınan Latife Hanım'a ait evrakın açıklanıp açıklanmaması gerektiğine ilişkin tezler bugünlerde medyada öne çıkan tartışma konularından birisi. Hürriyet gazetesi dünkü (2 Şubat) sayısında sürmanşetten ve Emin Çölaşan'ın kaleminden Latife Hanım'ın "ele geçirilen"(!) evrak-ı metrukesinin dökümünü veriyordu. Çölaşan, aşağıda alıntılayacağımız gibi, "mektuplar"ın yayımlanmasına hiç mi hiç taraftar değildi.

    "Mektuplar" etrafında gelişen bu tartışma, Türkiye'nin bazı konuları tartışmakta "kırmızı çizgiler" ile hâlâ ne derece korunduğunu ve hele de bu konular bir biçimde Atatürk'ü ilgilendiriyorsa bu "kırmızı çizgiler"in nasıl hızla "koyu kırmızı çiziler"e dönüştüğünü iyi sergilemekte.

    Ortaya gerçekten "tuhaf" bir tartışma çıktı. Latife Hanım'ın söz konusu "mektupları" halen Türk Tarih Kurumu'nun kasasında kilit altına alınmış durumda. Yapılan açıklamalara göre, kasanın tek bir anahtarı var, o da Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Halaçoğlu'nda. Ayrıca, bu "mektuplar"ı kilitaltına alındıktan sonra okuyan tek kişi de Prof. Halaçoğlu. TTK Başkanı gazetemizde (2 Şubat) yer alan açıklamasında bu konuda şöyle diyordu:

    "Latife Hanım'ın arşivini okudum. Bu belgeler Atatürk'e asla zarar vermez. Belgelerin açıklanmasından korkanlar, aslında kendileri için endişeleniyor. Yoksa Atatürk'ün aşkından korkmak için bir neden yok." Görüyorsunuz; Prof Halaçoğlu'nu "kıskanmamak" mümkün mü? Ortada Atatürk'ün eski eşine yazdığı bazı mektuplar var, ama bunların içeriğinden sadece kasanın anahtarını cebinde saklayan Halaçoğlu haberdar...

    Tamam, tabii ki dünyanın her yerinde bu böyledir; yani herkesin ulaşamayacağı bir takım evrak hakkında bazı özel insanlar zorunlu olarak (görevleri icabı) bilgi sahibidirler. Ama bu olağan durum bizde biraz "olağanüstüleşiyor" çünkü, bu evrakı bilen tek kişi olan Prof. Halaçoğlu, bu evrakın içeriğini bilmekle yetinmeyip içeriğe ilişkin "kışkırtıcı" açıklamalar da yaparak medya başta olmak üzere pek çok cevre ve insanı "kıskançlıktan" çatlatıyor!

    Prof. Halaçoğlu'nun açıklamalarına ilişkin gazetemizde yer alan haberin şu bölümüne bakın: "Mektupların içeriğini değerlendiren Halaçoğlu, Atatürk'ün Latife Hanım'a yazdığı aşk mektuplarının oldukça etkileyici olduğunu belirterek, 'Özellikle boşanma mektubunda etkileyici bir dil var. Bu mektupları bana kalsa açıklamak isterim. Bence saklanacak bir şey yok' diye konuştu."

    Dolayısıyla, bu açıklamalardan sonra hemen herkesin "Biz de bilelim, biz de mektupları okuyalım!" diye nümayişe kalkışmaması mümkün mü?

    Şimdi de gelelim "mektuplar"ın açıklanıp açıklanmaması üzerine başlayan polemiği temsilen bir iki örneğin aktarılmasına:

    Bu konuda iki köşe yazarının yorumlarını ilginç bulduk. Hürriyet'ten Emin Çölaşan ve Milliyet'ten Mehmet Y, Yılmaz'ın yazıları. Aynı gün (2 Şubat) yayımlanan bu yazıların sözünü ettiğimiz "polemiğin" özünü bayağı temsil ettiğini sanıyoruz.

    Önce Emin Çölaşan:

    "(...) İşte birileri bu özel yaşam belgelerini aportta bekliyor. Bunlar yakın gelecekte Atatürk'ü boşandığı eşinin kaleminden yıpratmak için kullanılacak. Özellikle İslamcı medya bunların peşinde. (...) Devlet nerede?"

    Şimdi de Mehmet Y. Yılmaz:

    "Açıklanmaması gerektiğini düşünenlerin hareket notları çok ilginç: Atatürk'e yeni saldırılar için malzeme olmasın! Bunu söyleyenler daha mektupların içeriğini bile bilmeden bir önyargıyla hareket etmiş oluyorlar. 'Atatürk'ün özel hayatının bazı yönleri ona saldırılması için kullanılabilir' gibi bir inanış. Üstelik bu düşüncedekilerin büyük çoğunluğu 'atatürkçü' diyebiliceğimiz kişiler. Atatürkçüler ama Atatürk'ün özel hayatının bir bölümünün bilinmesinden de korkuyorlar!"

    Görüyorsunuz; bir kere daha, hiç mi hiç verimli olmayacağı başından belli bir polemik ile karşı karşıyayız...

    Anlaşılan o ki bu ülkede okurlara ve izleyicilere rahat yüzü haram! Bir iki haftadır başımızı ağrıtan "olağanüstü" kurultaydan yeni çıkmış, kendimize ancak yeni yeni geliyorken şimdi de "mektuplar" polemiği! (K.B.)


    3 Şubat 2005
    perşembe
     
    YÖNETENLER: Kürşat Bumin
    Alper Görmüş


    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED