|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Ne kadar ilginç: Atatürk’le bir süre evli kalmış Latife Hanım’ın geride bıraktıkları arasında bir de roman varmış... “Latife Hanım’ın yarım kalan romanı” başlığıyla haberi duyuran Hürriyet’in birinci sayfasında, eser için, “Eski Türkçe harflerle Fransızca yazıldığı belirtilen” bilgisi var... Haber sayfasındaki spotta, “Latife Hanım bir de Fransızca roman yazmış” bilgisi veriliyor. Haberdeki belgeler dökümünde ise, herhalde aynı çalışma için, “Bir defter halinde 172 sahifelik Latife Hanım’ın Arap harfleri ile yazılmış roman sitilinde bir eseri, kendi el yazısı ile” deniliyor... Sanırım doğru olan dökümdeki bilgi. Yoksa, Latife Hanım, romanını, Fransızca ama eski Türkçe harflerle yazmış olsaydı, eser dünya çapında bir ‘ilk’ teşkil edebilirdi. Konuyu haberleştirenler, dikkat çeksin diye mi, ‘Eski Türkçe harflerle Fransızca’ ayrıntısını uygun gördüler acaba? ‘Eski Türkçe harflerle Fransızca’ yazmak epey maharet isteyen bir iş. Bunun tam tersi asırlar boyu aynı toprakları paylaştığımız Rumlar tarafından yapılmaktaydı. Anadolu’da yaşayan Rumlar Türkçeyi Grek harfleriyle yazarlardı. 15. yüzyıldan sonra ‘Karamanlidika’ (Karamanlıca) denilen bir dille yazılmıştır Rum eserleri. Kilise de, bu biraz ‘farklı’ uygulamaya ses çıkartmamıştır... İlk gazetelerimizden ‘Anatoli’ de Karamanlıca’ydı; gazeteyi çıkartan Rum asıllı Evangelinos Misalidis’i, çağdaşı Türkler, “Fikr-i Osmani’ye katkıları” sebebiyle her zaman övmüşlerdir... Latife Hanım, roman denemesini ‘Eski Türkçe harflerle Fransızca’ yazmışsa görmeyi çok isterdim... Eserin böylesine ‘müstesna’ bir özelliği olsa bile, gürültücü bir kesimin yaygarası sebebiyle, onu görmemiz mümkün olamayacak. Atatürk’e bir ara eşlik etmiş Latife Hanım’ın 1975 yılında hayata gözlerini yummasından sonra devletçe el konulan belgeleri, 30 yıllık yayın yasağı dolduğu halde, günyüzü göremeyecek. Belgeleri koruma altına alan Türk Tarih Kurumu’nun başkanı, gürültücü azınlığa boyun eğerek “Açıklamayacağız” dedi. Neden acaba? El konulduğu gün mühürlenip bir kenara kaldırıldığı için hiç kimse belgeleri dünya gözüyle görüp okumadığına göre, muazzam gürültü kopartanlar, gölge boksu yapıyorlar. Dedikleri özetle şu: “Latife Hanım sonu boşanmayla bitmiş başarısız bir evliliğin ardından tutmuştu o notları; günlüğüne, mektuplarına ve notlarına kırgınlık eseri hislerini de bulaştırmış olabilir.” Olabilir tabii... Atatürk’ün mânevî şahsiyetini zedeleme ihtimali yüzünden de Latife Hanım’ın anlattıkları üzerindeki ambargo devam etmeliymiş... Sesi en yüksek çıkanlardan biri, “İslâmî basın bu işin peşinde” diyerek sözüne güç katmaya çabalamakta... Kendi hesabıma, yalnızca tarihî hakikatların ilk elden görgü tanıklarının eserlerine düşkünlüğüm sebebiyle ilgiliyim Latife Hanım’ın yazdıklarıyla. ‘Amatör tarihçi’ ruhum, bugüne kadar okuduğum eserlerde karşıma çıkmamış bir ayrıntıyla onun satırlarında karşılaşmamın imkânsız olduğunu hatırlatıyor bana. Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki eserlerin çok büyük bir kısmı ona olağanüstü bağlılık duyanlar tarafından yazılmış olsa da, görüp öğrendiklerini yazan muhalifleri de vardı kendisinin... H. C. Armstrong’un ‘Bozkurt Mustafa Kemal’ (Gray Wolf) kitabı sözgelimi; uzun yıllar basımı yasak tutulduktan sonra bir gün piayasaya çıkıverdi. Çıktı da ne oldu? Kitabı okuyanların Atatürk ile ilgili görüşleri olumludan olumsuza veya olumsuzdan daha da olumsuza mı değişti? O kitapta veya Dr. Rıza Nur gibi vaktiyle en yakınında bulunup Lozan’da başmurahhas yardımcısı sıfatı uygun görülmüş, sağlık bakanı yapılmış birinin tezgâh-altı satılan anılarında yazılanların çoğu başka eserlerde de yer alan şeyler. Rıza Nur, ‘Hayat ve Hatıratım’ adlı anılarında garip anekdotlar anlatır; bunların bazısı Latife Hanım’ın görgü tanığı olduğunu iddia ettiği olaylardır... Falih Rıfkı Atay’dan daha fazla kim sevebilir Atatürk’ü; oysa onun başta ‘Çankaya’ olmak üzere muhtelif kitaplarında resmî tarihin kaşını çatabileceği ayrıntılar yer almıyor mu? ‘Gönlü kırık’ eski eşin boşanma ardından duyduğu tahassürü satırlarına dökmesinden insanımızın etkileneceğini sanmak ne büyük saflık... Latife Hanım’ın boşandıktan sonra kendini görüllü olarak içine attığı uzlet günlerinde görüştüğü tek gazeteci Niyazi Ahmet Banoğlu’ydu; o görüşmeye hep iyi ve olumlu hislerini yansıtmıştı kendisine kırgınlık duyduğu sanılan eski eşi hakkında... Tuttuğu günlükler ve notlar, yazdığı mektuplar, roman karalamaları tarih açısından olağanüstü önemli. Latife Hanım’ın zihin dünyasına girmek Atatürk ilişkisi sebebiyle değer taşımıyor sadece, İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e evrilme dönemini ‘içinden’ yaşamış okur-yazar bir Türk kadınının, çevresinde gelişen olayları nasıl algıladığını öğrenmek de sosyal araştırmacılar için gerçekten ‘altın’ değerinde... Belgelerin yayınlanmaması tarihimiz ve sosyal bilimler açısından büyük bir kayıp olacak. Kimse okumadığı halde günlük ve notlarla ilgili gürültüyü anlamak zor. ‘Atatürk düşmanı’ mı bunlar, insanın aklına kötü şeyler getirmekten fayda umuyorlar? Ben de görmedim belgeleri, ama “Şimdiye kadar bilmediğimiz bir tanıklıkla karşılaşılmayacağına” dair iddiaya girmeye hazırım...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |