|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Tartışmada provokasyona gitmemek, meseleyi saptırmamak lazım: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Milli Gazete yazarı Selahattin Aydar'la ilgili kararı, "düşünce özgürlüğü"nün çerçevesini belirleyen bir karardır. Bu kararın diğer tüm alanlarla ilgisi, düşünce özgürlüğü çerçevesinde bir ilgidir. Laiklikle ilgisi de öyle. Olayı laikliğe odaklayıp, oradan hassas odakları kaşımak, düşünce özgürlüğü alanındaki hazımsızlığın ve hukuk devleti alanındaki gelişmelere intibaksızlığın ürünü olabilir. 312/2, ötedenberi bir tartışma konusu idi. 28 Şubat döneminde bu kanunun, maksadı dışında daha önce kaldırılan 163'üncü madde yerine ikame edildiği, bizzat o dönemin Adalet Bakanı'nın sözleriyle sabittir. Bu sapmanın sembolik davası da, şiir okuyup, Belediye Başkanlığı sona erdirilen ve siyasi hayatı bitirilmek istenen, bugünün Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın davasıdır. Ama benim de öyle bir davam vardır. Yaptığım konuşmada "Ankara'yı yeniden inşa etmek lazım" şeklindeki sözüm, görevli memur tarafından kasetten "Ankara'yı yeniden imha etmek lazım" şeklinde çözüldüğü için Malatya DGM'de 312/2'den yargılandım. Mahkemede "imha edin" gibi bir ifade kullanmadığımı, kasetlerin yeniden çözülmesi halinde bunun anlaşılacağını söylememe rağmen mahkeme, bu talebimi kabul etmedi, beni mahkum etti ve gerekçesinde de şunları not etti: "Herne kadar sanık 'imha edin' demedim 'inşa edin' dedim, diyorsa da, aslında yeniden inşa da imhadan sonra olacağı için aynı kapıya çıkar. Bir şey değişmez." Nasıl? İşte böyle... Uymuyorsa uyduruluyor ve susturulması gerekenler 312/2'nin bu şekildeki uygulamalarıyla susturulmak isteniyordu. (Yargıtay bu kararı bozdu, sonra da erteleme yasası çıktı ve mahkumiyet gerçekleşmedi.) 312/2 bir sorundu. Bir düşünce özgürlüğü sorunu idi. Sorunun esas kaynağı da, suçun belirsizliği, yoruma açıklığı idi. Adeta "Gözünün üstünde kaşın var" sözcüğünden halkı kin ve düşmanlığa tahrik yorumu çıkarılıyordu. "Suçun tarifi", madde üzerindeki düzeltme çalışmalarının özünü teşkil ediyordu. AB'ye uyum için de bu kaçınılmazdı, çünkü AB ülkelerinde eleştirinin "şok edici" sözcüklerle yapılması halinde bile suç teşkil etmemesi benimsenmişti. Bu yönde uyum yasaları çıkartıldı. En son değişiklikler, kin ve düşmanlığa tahrikin suç kapsamına girmesi "kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde ve yeterlilikte olması, kışkırtmanın şiddet çağrısını içermesi" kaydına bağlandı. Buna rağmen uygulamada, kimi eleştiriler, bu kapsam içine sokulup mahkum ediliyordu. Nitekim, Selahattin Aydar'ın yazısı da hem yerel mahkemede hem Yargıtay 8. Dairede mahkum edilmişti. Hatta, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun son kararında muhalefet şerhi koyan ve hiç de azımsanmayacak sayıda olan üyeler bile, Kur'an'da yer alan kafirlerle ilgili ayetlerden yola çıkarak, diğer yargıçların hiç öngörmediği bir ihtimali, yani "şiddet çağrısı" ve "kamu düzeni için tehlike" ihtimalini öngörebiliyorlar. Son karar, 27 üyenin katıldığı bir kurulda, 312/2'nin hala bir yorum farkı riski ile karşı karşıya bulunduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. Buna göre, demek diyorsunuz, bu değişiklikler tartışılırken ortaya konan maddenin bütünüyle kaldırılması yolundaki görüşler aslında önemli bir riski önleme bakımından boşuna değilmiş. Ceza Genel Kurulu kararındaki muhalefet şerhleri, bir zihniyetin Kur'an'ı bile 312/2'den yargılayıp mahkum edebileceğini gösteriyor. 312/2'nin kapsam suistimali açısından dikkat çekici değil mi? Ceza Genel Kurulu 14/13 şeklindeki kritik bir sayıda da olsa 312/2 uygulaması için bir üst yorum getirmiştir. Kararda suçun oluşması için aranan şartlar şu şekilde belirtilmiştir: "Eylemin aleni yapılması, kışkırtmanın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılıklarından en az birine dayanılarak ve bu kesimleri karşı karşıya getirmek amacıyla gerçekleştirilmesi, kışkırtmanın farklı halk topluluklarını birbirine karşı düşmanlığa ve kin beslemeye sevk etmesi, fakat bu halin kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde ve yeterlilikte olması, kışkırtmanın şiddet çağrısı içermesi..." Evet, bir yazının, sözün 312/2 kapsamına girmesi için bu kadar şart bir araya gelecek. Son karardaki bir cümle, yorum sapmalarının hukuk düzeni açısından sakıncalarını çok açık ve haklı biçimde ifade ediyor: "Kişinin yasaya uygun olduğu ve suç oluşturmayacağı inancıyla yaptığı bir yayını, yargıcın kendi duyarlılıklarından kaynaklanmış yorum ve değerlendirmesiyle mahkumiyete götürmesi, hukukun temelini oluşturan güven duygusunu zedeleyecektir." Evet, ben kendi olayımı düşündüğümde "inşa"nın bir yargıçın elinde "imha" yorumu kazanmasına nasıl saygı duyabilirim? 312/2 uygulamalarının geçmişte yargıyı nasıl tartışılır hale getirdiği ve "siyasallaşma" suçlamasına hedef kıldığı da hatırlanacaktır. Ceza Genel Kurulu'nun kararı tartışılıyor, tartışılacak. Muhtemel ki, laiklik alanına çekilip kışkırtmalar da olacak. Ayrıca son karardaki 14/13 sayısındaki 1 oy farkı, böyle başka kritik kararlar yokmuş gibi(1) ihmal edilebilecek bir fark gibi sunulacak. Muhtemel ki, bazı yargıçlar hala zorlama yorumlarda direnecekler. Ama bunlar gerçekten zorlama yaklaşımlar. Türkiye özgürlüğü içselleştirdikçe hem tartışmalarda üslup dengesini sağlayacak hem de problemlerini en açık biçimde ortaya koymayı başaracak. Ceza Genel Kurulu'nun kararı, bazı zihniyet şartlanmaları için sarsıcı olabilir. Ama hukuk herkese lazım. "Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir" demiş Yunus Emre... Kimse gün bizimdir, nasıl olsa biz yargılıyoruz diye yaklaşmamalı. Herkesin "inşa"sını "imha" diye yorumlayacak bir yorumcu bulunabilir. Oysa hukuk bu değil. ___________________ (1) Fazilet Partisi'nin kapatılması ile ilgili davada Anayasa Mahkemesi, önce Siyasi Partiler Kanunu'nun 103. maddesinin ikinci fıkrasının iptali için kendi içinde dava açıyor ve bu maddeyi 6/5 oy çokluğu ile iptal ediyor. Sonra FP'yi kapatıyor. AIHM'de de RP ile ilgili karar 4/3 oy çokluğu ile gerçekleşiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |