|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Irak'ta yapılan seçimler sonunda ortaya çıkan tablonun seçim öncesinden daha karmaşık bir sürece gebe olduğu ortada. Hatta ortaya çıkacak siyasi tabloya bakıp 'seçim yapmak için seçim' yapıldığı bile söylenebilir. Amerika açısından seçimlerin sonuçları Türkiye'de algılandığından çok farklı kaygılarla dolu. Ankara'nın öncelediği; Kuzey Irak'taki Kürt oluşumu, gittikçe terk edilmeye başlasa da hala bir dış politika argümanı olarak kullanılmaya devam eden "Türkmenlerin hakları" ve kritik konu olarak Kerkük sorunu Amerika için hiç de öncelikli konular olmadığı hatta Türkiye'nin hassasiyeti açısından 'nezaket gündemi'nde bile olmadığını Rice'in ziyaretiyle kesinleşmiş oldu. Ancak Amerika için belirsizliğini koruyan muhtemelen baş agrıtmaya devam edecek başka unsurlar var. New York Times gezetesinde çıkan bir haber yoruma dayanılarak Türk medyasına da taşınan, seçim öncesi oluşacak hükümet modelinde din adamlarının yer almayacağı yani laik bir hükümet modelini desteklediklerini açıklamalarına rağmen Şii ulemanın "şeriat devleti istedikleri" haberleri önümüzdeki günler Amerika açısından aşılması gereken sorunların başında geliyor. Şii talepleri açısından durum özetle şöyle: seçim öncesi ulema, mollaların yer almayacağı bir hükümet şekline destek vereceklerini açıklamıştı. Bu geleneksel Şii siyaset anlayışı açısından anlaşılır bir durum. İran/Kum Şiiliği ile Necef Şiiliği arasındaki teolojik ayrıma dikkate edenler bunun doğal bir sonuç olduğunu görürler. Ne var ki, doğrudan Ayetullah Sistani tarafından açıklanmasa da etkili bazı Şii ulemanın, hazırlanacak "anayasada İslam hukukunu esas alınmas"ını istedikleri haberleri geliyor. Bu durumun Şii stratejisi açısından çelişkili bir yanı yok; uygulamada bizzat ulema yer almıyor ama anayasanın hazırlanmasında bağlayıcı olarak İslam hükümlerinin esas alınması isteniyor. Irak'ta yapılan seçimleri, Amerika'nın Ortadoğuya getirmek istediği demokrasi ve özgürlük açısından bir zafer gibi göstermeye çalışan propaganda göz önüne alındığında yeni durum uzun vadede çok can sıkıcı görünüyor. Amerika'nın Ortadoğu stratejisinin temel açmazları tam da bu noktada yatmaktadır: Bir yanda yeni imparatorluk stratejisini meşrulaştırıcı bir araç olarak kullanılan demokratikleşme ve özgürlük retoriği diğer tarafta toplumsal talep ve bölgenin otantik kültürü. Eğer demokratikleşmeden elde edilecek en önemli kazanımın toplumsal taleplerin siyasete taşınması, siyasetin bu taleplere duyarlı olmasının anlaşılması gerekiyorsa, ABD'nin siyasal kültürüyle barışık olmayan ama toplumsal talepleri şekillendiren kültürel yapının uzlaşması ne olacak? Bu nedenle, Amerika kendi içinde yaptığı analizlerde, daha önce dile getirdiğimiz gibi, "Suud'da seçim olsa Bin Laden kazanır" çelişkisiyle şimdiden ırakta yüz yüze gelinmiş görünüyor. Amerika'nın kısa vadede ulemanın fetvasıyla kazandığı seçim zaferi yine ulamanın fetvasıyla tam bir hezimete dönüşebilir. Ulema kendi varlık sebebini anlamlandıracak şekilde Irak'ın geleceğinde belirleyici bir rol oynamak isteyecektir. Bunun en somut göstergesi de anayasa oluşumundaki temel esasların belirlenmesi, ülkenin gelecekteki siyasal ve hukuki altyapısı oluşturulurken belirleyici olmak,daha doğrusu dini taleplerini ortaya koyacaklardır. Mesela, Irak'ın tamamında değil ama Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerde alkollü içki satışının yasaklanması; gayrı-müslimlerin çoğunlukta olduğu bölgeler için aynı durumun geçerli olmayacağı gibi talepler…Ülkenin en büyük siyasi gücü anayasanın İslami hükümler esas alınarak yapılmasını talep etmekte hatta Basra gibi bölgelerdeki yerel uygulamalar bunun pratiğe geçirildiğini gösteriyor. ABD'nin askeri ve siyasi gücüne karşılık ulemanın manevi ve sosyal nüfuzu arasında dozu gittikçe artan bir gerilimin yaşanacağı açık. Ancak Amerikanın ulamayı karşısına almakla evrensel değerler(!) iddiası arasında bildik pragmatizminin buraya nasıl yansıyacağını hep birlikte göreceğiz. Amerika'nın uzun vadede bu çelişkiyi aşmanın yolu olarak geliştirdiği stratejinin kültürel ve zihinsel dönüşümden geçtiğini tekrarlamakta yarar var. Ortadoğuya demokrasinin gelmesi için "demokratik İslam, sivil İslam, modern İslam" tarzı projeler geliştirerek bunu Büyük Ortadoğu Projesi içinde formüle etmeye çalışması bu stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bir tarafta askeri işgal sürerken uzun vadede kültürel işgalin temelleri hazırlanıyor. Amerikalılar, zihinsel ve kültürel işgal olamadan askeri ve ekonomik sömürgeciliğin sürdürülebilir bir strateji olmadığını Avrupalı kolonyalistlerden öğrenmiş olmalılar. Irak'taki seçim sonuçları ile Şii ulemanın talepleri Amerikanın niyetleri açısından turnosol kağıdı olmaya aday gibi görünüyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |