AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
'İç dünya' ile sınırlı bir inanç tanımı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesine getirdiği "özgürlükçü yorum"la Milli Gazete yazarı Selahattin Aydar'ın mahkûmiyetiyle ilgili Yargıtay onaylı kararı bozması, muhakkak ki, iç hukukumuzda ifade özgürlüğü konusunda gerçekleşen olumlu bir adımı temsil ediyor. Ancak şunu da peşinen belirtmeden geçmeyelim: Bütününde olumlu bir gelişime işaret eden bu kararda yer alan bazı "yorumlar" gerçekten gereksiz ve hatta "münasebetsiz" kaçmıştır.

İsterseniz kararın bu "özürlü" faslından başlayayım: Kararda dava konusu yazının "yandaş" bulamayacağından bahisle bakın nasıl devam edilmiş: "Yazar, dinin kutsal kitabını savunur görünmekle birlikte, 'Oku, Rabbinin adıyla oku' ayetiyle zıtlaşan bir düşünceyi dile getiriyor. Zorunlu eğitimin 3 yıl daha artırılmasının, okumayı emreden Tanrı buyruğuyla niçin zıtlaşır gibi sunulduğu, okuyucu kitlelerince sorgulanacak ve savunulan fikrin hatalı olduğu açığa çıkacaktır. Görüşün geçersizliğini bu şekilde ortaya koymak yerine, zorlamalı bir kabulle yazarı mahkûm etmek, o fikre eğilimi arttırır. Kamu düzenini daha zedeleyecek bir sonuç doğurur."

Görüyorsunuz, "iyi niyet"le kaleme alındığı muhakkak ama böyle bir yorumun bir mahkeme kararında yer alması çok şaşırtıcı değil mi? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararı imzalayan 13 üyesi Selahattin Aydar'ın mahkûmiyetini bozarken meslektaşımıza bir ayetin ruhunu da açıklamaktadır! Peki şimdi Aydar, "Hayır yanılıyorsunuz, söz konusu ayet söylediğiniz gibi anlaşılamaz!" diyerek itiraz ederse bu "teolojik" tartışmada kimin hakemliğine başvuracağız?

Ama söylediğim gibi söz konusu karar -bu faslı epeyce şaşırtıcı olsa da- bütününde, iç hukukumuza olumlu katkısından dolayı çok olumlu. Üzerinde çok yazılıp konuşulduğu için bu olumlu yönleri uzun uzadıya aktarmayacağım. Sadece, kararın "kamu düzeni" ve "devlet düzeni" arasında yaptığı ayrıma; "laiklik" ilkesinin bir takım benzer mahkûmiyetlerle korunmaya çalışılmasını anlamsız bulmasına; ve nihayet (Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi'nin kararın altında imzası olanları "devletin temel felsefesiyle sorunları olanlar" şeklinde nitelemesine yol açan) "resmi ideoloji"den alışılmışın dışında söz etmesine dikkat çekmek istiyorum.

Şimdi de gelelim kararın açıklanmasına denk gelen "laiklik" ilkesinin anayasaya girmesinin yıldönümü dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın yayınladığı mesaja. Tesadüf işte; herkes Yargıtay Ceza Genel Kurulu'ndan çıkan kararda "laiklik" konusunda geliştirilen yeni yaklaşımı tartışırken, Cumhurbaşkanı, bir kez daha tamamen "eski tarz" bir mesaj yayınlamaz mı?

Cumhurbaşkanı'nın "laiklik" hakkındaki mesajının şu bölümü gerçekten çok enteresan: "İnanç bireyin vicdanı, iç dünyasıyla ilgilidir. Laik birey, inanç dünyasıyla günlük yaşamını birbirinden ayıran; inancının dünya yaşamını etkilemesine izin vermeyen bireydir. Bireyin yurttaş olarak yaşamı ise, dış dünyayla ilgilidir...."

Bu kadarı yeter herhalde... Demek ki -eğer Cumhurbaşkanı'nın mesajını benimsersek- "inanç" denilen şey tamamen "iç dünyada" kalan bir şeydir. O kadar "içeridedir" ki, insanın "günlük yaşamı"nı etkilemesi yani "dünya yaşamı"na doğru en ufak bir hamle yapması bile uygunsuz kaçar. "Laik birey" adı verilen kişi (her kimse) "dış dünya" ile sadece "yurttaşlık" kimliğiyle ilişkiye geçebilir. Yani öyle bir "inanç" ki, insanoğlu bütün ömrü boyunca sadece "iç dünyası"nda" yaşatacak ve bu dünyadan (yani "günlük yaşamdan, dünya yaşamından") ayrılırken de beraberinde -ve mümkünse hiç kimseye çaktırmadan- alıp götürecektir...

Çok enteresan bir görüşle karşı karşıya olduğumuz apaçık... Ama acaba aynı derecede geçerli ve işlevsel bir görüş mü?

"Laik birey" olarak tarif edilen insanoğlu inancını "günlük yaşam"la ilgilendirmeden "doğum"dan "ölüm"e kadar kaç adım atabilir dersiniz?

Bana göre, Cumhurbaşkanı "İnanç, günlük yaşamını sürdüren 'yurttaş diriler'in değil, ancak'yurtaşlıklarını kaybetmiş ölüler'in işidir" deseydi, sonuç herhalde çok daha tutarlı olurdu.

Sonuç olarak da şöyle bir soru:

Toplum olarak ne günah işledik ki, yılın belli günlerinde "gerçeklik ilkesi"ni hepten yitirmemize neden olabilecek acımasız bir mesaj bombardımanı bize yıllardır reva görülüyor?


8 Şubat 2005
Salı
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED