|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İstanbul (ve Türkiye), kaç gündür bir kuzey ülkesi donukluğunu yaşıyor. Avrupa'nın, hele ki Skandinav ülkelerinin "hareketsiz, vukuatsız, sessiz-soluksuz" hayatını merak edenler için eşsiz fırsat... İki gün dışarı çıkamadım. Üçüncü gün minibüs durağına vardığımda şaşırdım. İlk kez kuyruk yoktu. Demek ki, çalışanlar erkenden işlerine gitmiş, İstanbul'un yükünü oluşturan işsiz-güçsüz takımı da evlerinden çıkmamış. İlk kez minibüste "oturarak" yolculuk yaptım. Üstelik gazetemi de çarşaf gibi açtm ve bütün gereksiz makaleleri okudum. İşin ilginç tarafı, trafik filan da tıkanmadı. Şoför efendiden bir adamdı; ücretleri toplarken de, para üstü uzatırken de oldukça saygılı davrandı. Kravat da takmıştı galiba! İkinci şaşkınlığı tramvay durağında yaşadım; yine kuyruk yok! İnsanlar vagonlara birbirlerini tepeleyerek, birbirlerinin ayağına basarak binmiyor, uslu uslu geçip yerlerine oturuyor... Oturmayanlar da, hiç kimseyi rahatsız etmeden, edebiyle ayakta dikiliyor. Tramvay, adına uygun olarak, ilk kez "hızlı"ydı. Topkapı'ya varışımız beş dakika bile sürmedi. Kazasız belasız tamamladığım ilk yolculuktu bu. İndiğimde sapasağlamdım; böğrüme dirsek yememiştim, ayağıma basılmamıştı, kolum kapıya sıkışmamıştı; bütün uzuvlarım yerindeydi ve şaşkındım. Kaldırmlardaki kalabalıklar da çekilmişti. Pilavcı, kokoreççi, hıyarcı takımı kimbilir neredeydi? Gözün görebildiği alan içinde bir tek "gereksiz nokta" seçilmiyordu. Trafik saat düzeni içinde işliyordu. Caddeler ışıl ışıldı. Ama insanlar gülmüyordu. İl kez sokakta rastladığım bir tanıdık selam vermeden geçti. Yazılarıma hayran olduğunu söyleyen biri ilk kez saatlerce ayakta esir almadı. İlk kez birileri saatin kaç olduğunu sormadı. Akşam eve gittim, sular akıyor. Elektrik kesintisi yok. Televizyonda kış ve kar görüntüleri. Sokağa baktım; buz tutmuş arabaları geyikler çekiyor. Noel Baba, sırtında hediye tobası, birazdan bacadan inip gelecek. Çocukların yüzünde ilk kez masal sükuneti... Gazeteleri açıp bakıyorum, bir tek önemli haber yok. Bir tek cinayet. Bir tek kapkaç. Bir tek toplumsal hadise. Hayatın normal insicamıyla sürdüğü zamanlarda ya çığ düşer 300 kişi kaybolur, ya grizu patlar 80 maden işçisi göçük altında kalır, ya yangın çıkar, ya kolera salgını başgösterirdi. Hiçbir şey olmuyorsa da, mutlaka darbe olurdu. O gün sıkıntıdan patladım. Turizm acenteleri, eskiden, "Türkiye'ye gidin, hiç canınız sıkılmaz" diye propaganda yapardı... Ama artık değişti. O eskidendi. Avrupa'ya yaklaştıkça, ya da kendimizi Avrupa'ya yakıştırdıkça "hayatın rutininden" ve "realiteden" kopuyoruz... O gün anladım ki, bizde hayatın rutini "kargaşa"ymış; kendimizi ne kadar uygar addedersek addedelim, onu arıyormuşuz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |