AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Rice'a verilen mesaj ne?

ABD Dışişleri Bakanı Condelezza Rice geldi ve gitti. Amacı Türkiye ile soğumakta olan ilişkileri rayına sokmaktı. İlişkiler soğuktu ve bunun yansıması farklı tonlarda da olsa asker ve sivil yetkililerin beyanlarına yansıyordu. En önemlisi halkın görüşüydü ve orada ABD, yüzde 80'lerde "dünya barışı için en büyük tehdit" olarak görülmekteydi.

Rice, Türk yetkililerden "halkın kanaatini değiştirmeleri için önderlik" istedi. Türk yetkililer de, halkın kanaatinin değişmesi için Kerkük, PKK gibi konularda ABD'nin Türkiye'nin hassasiyetlerini gözeten daha sağlıklı politikalar içinde olması gerektiğinin altını çizdi. Tabii, Kıbrıs gibi, İran gibi alanlarda da problemler gündeme geldi.

Soğukluk gidecek, ilişkiler düzelecek mi?

Görüşmeler sonunda seslendirilen bütün nezaket cümlelerine rağmen mesafeli durumun ortadan kalkmadığı anlaşılıyor. Amerika, ne PKK, ne Kerkük, ne Kıbrıs konusunda Ankara'nın beklediği adımları atmış gözükmüyor, üstelik, kamuoyuna yansıyan tavır "topu taca atmış" görüntü içeriyor. İran konusunda tavırlar müphem. Yani, askeri müdahale ihtimali gözardı edilmiyor. Bu görüntüde Rice'ın Dışişleri Bakanlığı'na yeni gelmiş olmasının, gezinin bir tanışma ve "nabız yoklama"gezisi hüviyeti taşıyor olmasının etkisi olduğu düşünülebilir. Ancak Rice, Bush yönetiminde yeni bir isim değil, ayrıca Rice'ın gezisinden hemen önce gerçekleşen Bush'un ve Rumsfeld'in konuşmaları ABD'nin Ortadoğu politikalarında bir yeniliği ihtiva etmiyor. Yani Türkiye'nin kaygılarını bilen ABD yeni Dışişleri Bakanı'nın eline "kaygı giderici" yeni bir paket vermiyor.

Bu durumda halkın durduğu noktadan Amerika'ya bakıldığında "en büyük tehdit" hüviyetinde bir değişiklik olmaması gayet tabii. Peki bu durumda hükümetin tavrı ne olmalı?

Türk - Amerikan ilişkilerinin siyasetten ekonomiye kadar her alandaki hassas yansımalarını önemseyen çevreler, halkın tavrını "Anti Amerikanizm" çerçevesinde değerlendiriyor. Yani bazı gerçekliklerden yola çıkıp, işi ideolojik bir tavır alışa götüren yaklaşım. Amerikan aleyhtarlığı, hatta düşmanlığı...

Aynı çevrelerde soruluyor: Acaba son zamanlarda iktidar ekseninde yükselen tepkiler de "Anti Amerikanizm"in yansıması mıdır? Yani Ak Parti hükümeti, İslamcı genlerinden gelen bir "Amerikan aleyhtarlığı"nı mı devreye sokuyor? Bu Türkiye için siyasetten ekonomiye kadar uzanan tüm alanlarda risk potansiyeli değil midir?

İşin gerçeğine baktığımızda halkta olanın siyasete ve iktidara yansımaması imkansızdır. Dolayısıyla halktaki Amerika değerlendirmesine iktidarın kayıtsız kalması mümkün değildir. Ancak, dış politika tayininde iktidarların halk kadar rahat olmadığı da bir gerçektir. Ayrıca iktidarın halktan daha çok bilgiye sahip olması, halk tavrını dış politika için bir enstrüman olarak değerlendirmesi, bazen halktan daha farklı tavır alması da söz konusu olabilir.

Amerika ile ilişkilerde iktidarın tavrının "Anti Amerikan" bir eksene oturması mümkün değildir. Amerika'nın tüm politikalarına karşı bile olsanız, dış politikada ilke olarak "Amerikan karşıtı" bir kilitlenme içinde olamazsınız. Aynı şekilde "Amerika'ya kilitlenme" şeklindeki bir dış politika da benimsenemez. Reel politik denen hadisedir "gerçekçi" olan. Elbet uzun perspektifleri de dikkate alan ama "anın gerçeği"ni ihmal etmeyen bir yaklaşım. Anın gerçeğinde ABD'nin tek süper güç hüviyetine sahip olduğu, başka önemli güç odaklarının bile ABD ile cepheleşmemeyi tercih ettiği, ABD'nin Ortadoğu'da attığı adımlarla Türkiye'ye rağmen, Türkiye'nin alanını daraltan sonuçlar aldığı.... bilgileri var. Ama aynı anın gerçeğinde Türkiye'nin ihmal edilemez bir Ortadoğu - İslam ülkesi olduğu bilgisi de bulunuyor. Türkiye'nin (ve bölgedeki başka ülkelerin) hassasiyetlerini dikkate almayan bir politikanın, arkasında süper güç bulunsa da çıkmazlara saplanacağı bilgisi de buna dahil. Bunun özeti Amerika'nın etkinliğini önemsemek, Türkiye'nin imkanlarını da bilmektir.

Ak Parti hükümeti, bu hassasiyet içinde yaklaştığında halkın "Amerika aleyhtarlığı"nı nereye koyacak? Türkiye'nin çıkarlarını nasıl savunacak?

Bence ilk yapılacak şey, halkın Amerika'ya karşı tavrının doğru okunması ve doğru yansıtılmasıdır. "Amerikan aleyhtarlığı"nın sırf PKK, sırf Kerkük'le sınırlı olmadığını bilmek, belki ilk doğru yaklaşımdır.

Türkiye'de neden Amerikan aleyhtarlığı var?

-Çünkü Amerika'yı yöneten kadro güven vermiyor. Neo - con - siyonist içiçeliği, Amerika'nın Ortadoğu'da çok kötü biçimde kullanılacağı endişesini doğuruyor. Irak'ın vurulmasının bahanelere dayandığı anlaşıldı, başka ülkeleri vurmak için başka bahaneler üretebileceği endişesi mevcut. Irak'ta demokrasi getirme söylemini kana bulayan gelişmelere imza atıldı. Camiler vuruldu, evler basıldı, tarihi mekanlar talan edildi, esir kamplarında vahşi işkenceler yapıldı. En önemlisi, Amerika'nın yarınlarda hangi amaçlara doğru yürüdüğü anlaşılamıyor ve terörle mücadeleyi İslam'la mücadeleyi meşrulaştırma malzemesi olarak kullandığı kaygısı taşınıyor. Bush yönetiminin, şu kadar zamandır NATO'da birlikte yer alan Türkiye'yi bile ıskalayabileceği görülüyor. Ve İsrail'in tedhiş politikalarını Amerika'ya getirdiği bütün imaj tahribatına rağmen Amerikan yönetimleri besliyor.

Bütün bunlar ve daha başkaları, "Çirkin Amerika"yı doğuruyor.

Bu kaygıların hükümet ve daha geniş anlamda tüm karar vericiler nezdinde önemli bir kısmı ile paylaşıldığı bir gerçek.

Peki Amerika, Türk yetkililerin zaman zaman oldukça sertleşen tepkilerinden bu kaygıları ne kadar okuyor?

Ortadoğu'nun en kilit ülkesi olmanın kendine güveni içinde bölgenin doğrularını ve Amerika'nın yanlışlarını, kendi çıkarlarımızı da bununla harman ederek anlatmak. İhtiyaç oldukça devreye sokulacak, kullanılacak, kullanma fırsatı verilmediğinde öfkelenilecek bir ülke gibi görülmemek. Zaman zaman yüksek dozlu tepkileri bile böyle bir stratejik bakışın içinde ahenkleştirmek... Bence doğru tavır bu. Acaba Rice Türkiye'den ayrılırken böyle bir çerçeveyi mi alıp gitti?

ÖZÜR: Dün teknik bir hata sonucu bu sütunda, eski bir yazım yayınlanmıştır. Okuyucularımdan özür diliyor, dün yayınlanması gereken yazımı sunuyorum.


9 Şubat 2005
Çarşamba
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED