|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İş, İslam topraklarına demokrasi getireceğiz adı altında işgal sürecinin başlatılmasıdır. İslam coğrafyasında şahidi olduğumuz olayların gerçek vahşi batının yüzü olduğunu söylemeye hacet var mı?
AHMET ÇELEN / İLAHİYATÇI - YAZAR
Ancak İngiltere'nin yerini alan Amerika'nın ikinci dünya savaşında öne çıkmasından sonra bu durumun ciddiyetini anladı ve 1974 yılında tam 24 üniversitede bu bölümün açılması için büyük bir bütçe ayırdı. Bu bütçe 1997 yılına kadar devam etti. 1985 yılında Amerikan kongresinin Dış İşleri Komitesi bu enstitü araştırmalarının ortaya çıkardığı dörtyüz sayfalık raporları dinledi. CIA da bu araştırmaların arkasında olduğunu gizlemekteydi. Ancak Harward Üniversitesi'nin tertiplediği bir ilmi kongrede CIA'nın etkisi basına yansıyınca bu kongreyi düzenleyen profesörün istifa etmesiyle ortaya çıktı. Kongre iptal edilmişti. Ancak CIA bu desteğini daha etkili kılmak amacıyla her ay toplantılar düzenleyerek İslam dünyasında gelişen İslami ilerlemeyi mercek altına almaya başladı. Bu arada değişik alanlarda faaliyet gösteren ekonomik güce sahip şirketleri devreye soktu. Araştırmacılar, bu şirketlerden büyük miktarda maaşlara bağlanarak çalışmalarını yürüttüler. Mesela, California'da bulunan Ronald Şirketi, 'Suudi Arabistan'ın Güvenliği' adı altında bir araştırma yaptırdı. Oysa bu şirketin kendi alanıyla uzaktan yakından bu araştırmayla alakası yoktu. Buna benzer şirketler değişik Müslüman halkların bulunduğu ülkelerde bu tür çalışmaları yürüttüler. Oryantalistler neyi amaçlıyor? Hıristayanlıkla bağlantılı hatta ayrılmaz ikili olan oryantalizm, Clorida'da bulunan misyonerlik kongresine bin sayfalık bir rapor sundu. Bu rapor İslam dünyasının sosyal, ekonomik, siyasal ve itikad alanlarının en ayrıntılarına kadar inceliyor. Bu ülkelerdeki misyonerlik çalışmalarına da vurgu yapılıyor. Oryantalizmin, Yahudilikle de özellikle Siyonizm ile alakalı olduğunu görebiliriz. Amerika ve Avrupa'daki bazı araştırmacılar, Yahudi oldukları halde o ırka mensup olduklarını açıklamıyorlar. Amerikan üniversitelerinin Yahudi üniversiteleriyle ciddi anlamda sıkı-fıkı ilişki içinde olmaları bu alakayı açıklığa kavuşturmaktadır. Ya bizde batıyı anlamak uğruna üniversitelerimizde böyle çalışmalar var mı? Oryantalizm, sosyal ve insan bilimleriyle de alakalıdır. Son yüzyıldan bir asır önce batıda dini bir tarafa iten laik anlayışın ilmi putlaştırmaya yönelik uzmanlık dallarını oluşturmasının ardında yatan prensipleri olmayan bir yöntem geliştirmiş olmasıdır. Bu, akılcılığı ön plana çıkarmıştır. Bu ilimlerden psiko-sosyal ilmi, sosyal çağdaşlaşma ilmi, sosyal köylülük ilmi, sosyal din ilmi, sosyal sanayi ilmi vb. ilimler geliştirildi. Burada ön plana çıkan en önemli durum uzmanlaşmaktır. Bu durumu fark eden oryantalistler kendilerini bu uzmanlık dallarının birinde zikretmek zorunda kalmasıdır. Çünkü oryantalizm bu insani ve sosyal ilimleri doğuyla ilişkilendirmeye bayılıyor. Ancak burada sorulması gereken sorulardan biri de: "Bu oryantalistler Müslüman toplumu hangi sosyolojik metodla incelemektedir?" Aslında müsteşriklerin tabii ki bir metodları vardı. Ancak bunu süfli emelleri, hedefleri ve bulandırmak amacıyla kullanmaları iğrençti. Müslümanların hasımlarına dahi ilkeli tavır koymalarını onlarda göremiyoruz. Ayrıca İslam düşüncesinin bütün alanlarına bir tek yöntemle karşı koyamadıkları bu ilkesizlikleri yüzündendir. Aynı zamanda bu zor bir durumdur. İslami dirilişle birlikte İslam dünyasında batı ve oryantalizme karşı İslami eleştiri trendinin yükselmesiyle, Müslüman bilim adamlarının oryantalist çalışmalarına dikkat çekmeleriyle, onların iyi yönlerine olumlu, kötü yönlerini olumsuz açıklamalarıyla, bazı ilim adamlarımızın batı üniversitelerinde ders vermesiyle sonuçlanan bir yenilgi sürecinin başlamasının ardından bu yenilgiyi hazmedemediler. Aslında bu İslami eleştiriler oryantalistlerin Müslümanlar üzerindeki öz güvenini de sarsmış ve bunların ilmi kimliğinden ziyade haçlıların öncü kuvvetleri olduğunda şüphe bırakmamıştır. Çünkü insanların belirli bir meblağ karşılığında din değiştirilmesine çalışılması ne kadar iğrenç ise karşı tarafın fikirlerini alt edeceğim diye iftira ve yalanlarla hatta Kur'an-ı Kerimin yer aldığı internet sitelerine porno siteleriyle saldırmayı hedefleyen bir alçaklıkla düşüncelerini bezemek ve süsleyip püsleyip takdim etmek bir o kadar iğrençtir. Bu sebeple fikir bazında yenilmiş bir batının geriye kalan tek seçeneği işgal etmektir. İş, İslam topraklarına demokrasi getireceğiz adı altında işgal sürecinin başlatılmasıdır. İslam coğrafyasında şahidi olduğumuz olayların gerçek vahşi batının yüzü olduğunu söylemeye hacet var mı?
Tanrıyı tanımak
VEDAT AYDIN / YAZAR
Kendisi bir Hıristiyan olan Chopra, kitabında 'Tanrı' kavramını, gündelik yaşamdan örnekleyerek okuyucunun ufkunu açmayı başarabilen bir yazardır. Tüm zamanların en çetin konusunu felsefeden, bilimden ve mistisizmden yararlanarak çok kapsamlı bir şekilde okuyucuya aktarabilmektedir. Yazarın bilimden de yararlanarak insanın ruh yapısını ortaya koyuş biçimi şaşırtıcı ölçüde örneklerle doludur ve bu ölçüde tatminkârdır. Kitabı, klasik kitap tanıtım çerçevesinde yazmayı çok isterdim, ancak, bir gazete köşe yazısının sınırlı sütununu göz önünde tutarak her biri bir aforizma olan bazı tespitleri aktaracağım: - Anahtar aklımızdır ve Tanrı bizim olduğumuz gibidir. Bütün evren bizim olduğumuz gibidir, çünkü insan aklı olmadan her şey milyarlarca rastgele hissi fikirlerden oluşan bir kuantum çorbasına dönüşürdü. - Hiçbir şey bilimin manevi bir dünyaya gittiğini seyretmekten daha şaşırtıcı olamaz. - Uyanış yeryüzündeki dinlerin köklerindedir. - Sezgi, yaratıcılık, kavrayış, hayal gücü, anlayış, azim, kurnazlık, arzu, karar veya ruh beynin hangi bölümündedir? - Gerçek bir yerlerden sızıp bizi her saniye hazırlıksız yakalamaktadır. - Her dinde Tanrı korkusu vardır çünkü dünyanın tehdit, tehlike ve günahla yönetildiğine inanırız. Ancak her dinde Tanrı sevgisi de vardır çünkü dünyanın sevgiyle yönetildiğine de inanırız. - Sevgiye, merhamete, gerçeğe ve adalete ibadet ettiğimiz kadar korkuya ve yargılanmaya da ibadet etme hakkına sahibiz. Eğer dünyayı kendimiz gibi kabul edersek o zaman Tanrı'yı da kendimiz gibi görebiliriz.
Türkiye'de iki 'tarz-ı siyaset' ve CHP CHP son kongresindeTürkiye'deki değişime karşı oluşunu, Baykal'ın yeniden Genel Başkan seçilmesiyle göstermiştir. CHP bu kongresiyle merkeziyetçi ve resmi ideolojinin taraftarı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Yusuf ENGİN / ÖZ İPLİK-İŞ GENEL BŞK.
Prens Sabahattin'in siyasi düşünceleri ise, Osmanlı döneminde kendisine layık olduğu pratiğe dönüşme alanı bulamamıştır. Bu siyasi düşüncelerden Ahrar Fırkası, Hürriyet ve İtilaf Fırkası gibi partiler doğmuştur. Birinci Meclis'te İkinci Grup, Cumhuriyet'in ilanından sonrada Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi parti teşkilatlanmaları olarak kendisini göstermiştir. Ancak bu çizgi Osmanlı döneminden 1950'lere kadar muhalefet cephesinde kalmıştır. 1950'de Demokrat Parti'nin iktidar olmasıyla Prens Sabahattin'in tarz-ı siyaseti en parlak devrini yaşamıştır. 1960 sonrası ise, bu anlayışın bazı özelliklerini özünde barındıran sağ partiler iktidar oldular. Ancak bu çizginin gelişmesinin önüne 1960'ta, 1971'de, 1980 ve 1997'de set çekilmiştir. Cumhuriyet ile birlikte Ahmet Rıza çizgisini CHP devralmış ve bugünde devam ettirmektedir.
CHP 29 Ocak'taki son kongresinde, küreselleşen dünyada ve Türkiye'deki değişime karşı oluşunu, Deniz Baykal'ın yeniden Genel Başkan seçilmesiyle göstermiştir. CHP bu kongresiyle devletçi, merkeziyetçi ve resmi ideolojinin taraftarı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Aynı zamanda kendi içinde bile "merkez" - "çevre" mücadelesi yaşamıştır. CHP'nin içindeki "merkezi Baykal" ve "çevreyi Sarıgül" temsil etmiştir. Partide "değişimi" savunan "çevre"ci Sarıgül, kongreyi kaybetse de CHP'nin "kendi içinden yetişmiş" bir "çevre"ci olarak, bugüne kadar "merkez"ci Baykal'a karşı en fazla oyu almıştır. Bu da, CHP'de "merkeziyetçi" düşüncenin fazlaca sarsıldığını ortaya koymaktadır. CHP halktan kopuk Ahmet Rızacı yapısıyla, "sosyal demokrat" bir parti olamamıştır. Avrupa'daki benzer partiler gücünü "halktan" alırken, CHP onlardan farklı olarak, devlete yaslanmıştır. Önce devlet sonra insan anlayışıyla örgütlenmiş ve halen devleti insanın önüne koyan bir ülkede devletin partisi olan, zaman zaman da kendisini devletin yerine koyan bir partinin "sosyal" ve "demokrat" olması beklenemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |