AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
'Moda diye takıyorlar' başlığı
haberi anlatıyor mu?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın haftalık yayımlanan Alman Welt am Sonntag'a verdiği "üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması için çalışma başlattıklarına" ilişkin söyleşi önceki günkü bütün gazetelerde vardı... "Başörtüsü-türban" çevresindeki geniş tartışmayı düşünürseniz, haberin önemi kendiliğinden çıkar ortaya. Başbakan'ın sözlerinin gazetelerde birinci sayfa haberi olması son derece normal yani...

Biz, haberin gazetelerdeki sunumuna bakacağız biraz... Burada asıl haberin, bu çerçevede yeni bir çalışma başlatıldığının açıklanması değil midir? Öyledir kuşkusuz. Bu durumda haberin başlığının da bu yeni girişimi anlatması gerekir. Tıpkı şu örneklerde olduğu gibi:

Milliyet: "TÜRBAN YASAĞI KALKMALI... Başbakan Erdoğan, Alman Welt am Sonntag gazetesine, Türkiye'deki yüksek okullarda türban yasağının kalkması için çalışacaklarını söyledi."

Sabah: "ÜNİVERSİTEDE TÜRBAN ADIMI... Başbakan üniversitede türbanı serbest bırakma hazırlığı yaptıklarını açıkladı..."

Radikal: "ERDOĞAN TÜRBAN YASAĞINA KARŞI ÇALIŞMA YAPIYOR..."

Şimdi de şu iki örneği okuyun:

Birgün: "ERDOĞAN: KIZIM BAŞÖRTÜSÜNÜ MODA SEBEBİYLE TAKIYOR..."

Hürriyet: "KIZIM TÜRANI ÇOK ŞIK BULUYOR... MODA OLDUĞU İÇİN TAKIYOR..."

Soru şu: "'Moda diye takıyorlar' başlığı haberi anlatıyor mu?"

Hiç kuşkusuz anlatmıyor...

Bir kere her şeyden önce, iktidarın üniversitelerde yeni bir başörtüsü-türban girişimi başlatmaya hazırlandığını okurlar bu başlıklardan öğrenemiyorlar...

İkincisi, okura yanlış bir bilgi veriyorlar. Yanlış, çünkü burada Başbakan moda "saik"ini "dahi" anlamında kullanıyor ve onu ikincil önemde zikrediyor. Tıpkı Hürriyet'in haberin ilerleyen satırlarında yazdığı gibi:

"Kızım Kur'an'a saygı gösterdiği için bu şartı da yerine getiriyor. Kızımız dinimizin kurallarına göre yaşıyor. Ayrıca kızım türbanı çok şık buluyor. Moda olduğu için de türban takıyor..."

Oysa Hürriyet ve Birgün'ün haberlerini başlıktan okuyup gazetesini bir kenara koyan okurlar bambaşka bir bilgiye; Başbakan'ın İslamiyet'le ilgisiyle birlikte düşünüldüğünde inanılması imkânsız bir bilgiye sahip oluyorlar. Çünkü bu başlıklara göre, Başbakan, kızının sırf moda olduğu için türban taktığını söylemiş olmaktadır.

Böylece ne yapılmış olmaktadır? Emin Çölaşan gibi yazarların üzerinde sörf yapacağı bir vasat sunulmaktadır, hepsi o kadar. (Çölaşan'ın dünkü "Modası da varmış!" başlıkla yazısından: "(...) Sonra kendisinin, eşinin ve kızının 'inançlı Müslümanlar' olduğunu özellikle vurguluyor ve şöyle diyor: 'Kızım moda olduğu için türban takıyor.' Eşinin ve kızının başları bu yüzden bağlıymış.") (A.G.)


İyi oldu bu meseleyi de öğrenmiş olduk!

Sabah yazarı Hıncal Uluç köşesinde, Sabah gazetesinde kendisiyle yaptığı röportajdan dolayı Sabah yazıişleri müdürü Balçiçek Pamir'e teşekkür ediyor! Bu "Teşekkürler" yazısında çok hoş satırlar var. Ama biz bugün köşedeki teşekkürden çok dizi üzerinde durmak istiyoruz...

Gazetelerin "magazin" sayfalarını küçümsediğimiz filan gibi bir sonuç çıkarmayın... Tamam, bu sayfaların ülkemizde -"medeni ülkeler"den farklı olarak- sadece aklı özellikle bu işe çalışan gazetelerde değil hemen hepsinde karşımıza çıkmasını "normal" bir yayın politikasının ürünü olarak değerlendirebilmek tabii ki imkansız. Ama hadi buna da eyvallah diyelim ve "siyasi gazete" yazar ve okurlarının bu işi bir an önce işin heveslilerine teslim etmelerini dilemekle yetinelim.

Ama takdir edersiniz ki, dikkatlerini özellikle (geniş anlamıyla) siyasete teksif etmiş görünen büyük gazetelerin "magazin" haberlerini sayfalarına serpiştirmeleri ile bu türden haberleri günlerce süren bir dizi haline getirmeleri arasında da ciddi bir fark vardır. Yani -taze iki örneği yardıma çağırarak açıklayacak olursak- ülkenin en büyük siyasi gazetesinin (Hürriyet) Seda Sayan'ın "gizlice boşanması"nın okurlarını baş sayfasından duyurması (ne kadar uygunsuz kaçsa da) ile ülkenin ikinci en büyük siyasi gazetesinin (Sabah) Hıncal Uluç'un duygu ve seks dünyasını okurlarına üç günlük (bilmiyoruz, belki de daha çok) bir yazı dizisiyle aktarmaya çalışması arasındaki farkı da görmemiz gerekir herhalde...

Bu farka şöyle de işaret edebiliriz: Hadi diyelim ki televizyon ekranı karşısına onbinlerce hayranını toplayabilen ve bugüne kadar evlilikleriyle de milleti meşgul eden Seda Sayan'ın "gizlice boşanması" haberi (Hürriyet'in baş sayfasına yakışmasa da) yine de bir haberdir; peki ya kendisine bambaşka alan ya da konularda okur ve izleyici bulmuş olan Hıncal Uluç'un "duygu ve seks dünyası"? Bu niçin bir haberin, hatta bir yazı dizisinin konusu olsun?

YANLIŞ ANLAŞILMASIN...

Yanlış anlaşılmasın; eğer röportaj için karşısına geçilen şahsiyet, özel hayatı bugüne kadar geniş kitleler tarafından ilgiyle izlenen birisi olsa tabii ki mesele yok.... History Channel'da yayınlanacak olan ve "Güzel yıldız Kim Basinger'la biten evliliği ile tekrar gündeme gelen yakışıklı aktör Alec Baldvin'in inişli çıkışlı yaşamını ve beyazperde macerasını" konu edinen belgesele bir şey dediğimiz var mı? Niçin bir şey diyelim; o zaten hayatını üzerine bu tür bir belgesel çekilebilecek gibi kurmuş...

Ama ya Hıncal Uluç? Tabii ki onun da bir "belgesel"i çekilebilir. Ama ne ya da nelerin etrafında? Tabii ki futbol merkezde olmak üzere spor, gazetecilik ve hatta sinema hakkında... Ama siz tutup da bize Hıncal Uluç'un "kadınlar"a ilişkin duygu ve düşüncelerini günlerce tefrika etmeye kalkarsanız, bu olmadı işte! Olmadı, çünkü Hıncal Uluç'un bu özellikleri onu okuyan ve izleyen onbinlerin "merak ettiği" bir husus değil en başta...

SORULAR, SORULAR...

İsterseniz -boşa konuşmadığımızı kanıtlamak için- söz konusu yazı dizisinde Hıncal Uluç'a yöneltilen soruların bir bölümüne göz atalım:

"Madem siz bu kadar tek eşlisiniz, niye tekrar evlenmediniz?" / "Birisine evlenme teklif edip reddedilmek nasıl bir duygu?" / "Yazılarınızı okuyan yakınlarınız, size 'Hâlâ Holly'i seviyorsun' demiyorlar mı?" / "Ne alırsınız? İç çamaşırı, mücevher?" / "Kıskanç bir aşık mısınız?" / "Hiç aldatıldınız mı?" / "Seks sizin için ne ifade eder?" / Seks yapmak da hayatın tatlarından değil mi?", falan filan....

Görüyorsunuz; böyle onlarca soru ile Hıncal Uluç'u ve çok daha önemli olarak Sabah okurlarını meşgul etmenin ne anlamı var şimdi?

Bitirirken işin hoş bir yönünü daha hatırlatalım: Sabah yazarı Hıncal Uluç köşesinde, Sabah gazetesinde kendisiyle yaptığı röportajdan dolayı Sabah yazıişleri müdürü Balçiçek Pamir'e teşekkür ediyor! Bu "Teşekkürler" yazısında şöyle hoş satırlar da var:

"21 yaşında dünyalar güzeli bir kızla herkesin içinde dolaşmaya başlayınca, elin ağzını torba gibi büzmeye hakkın olmadığını da bileceksin. (...) Özel yaşantımı bugüne dek hiç kimseye açmadım. Bu ülkenin en güzel kızları ile yaşarken, kimseler yaşamımı bilmedi. (...) Bu defa Ece'nin saklanma arzusu olmadı. Zaten saklanacak bir şey yapmıyoruz. .. Geziyoruz. Opera, sinema, tiyatro. Bu arada, en güzel restoranlar nihayet barlar. (...) Birisi doğruları yazmalı... Kim bu birisi.. Balçiçek'ten iyisi olabilir mi? (...) Teşekkürler Balçiçek!..."

Hepsi iyi güzel de bütün anlatılanlardan biz Sabah okurlarının nasıl bir "moralite" çıkarmamız bekleniyor, onu anlamış değiliz!

Aslına bakacak olursanız, bize de (işimiz kalmamış gibi!) üzerinde bunca laf ettiren önümüzdeki tefrikanın hazırlanış ve yayınlanışının arkasındaki asıl saik, belki de Hıncal Uluç'un bir soruya cevap vermeye hazırlanırken ettiği şu sözlerdir: "Yok, narsistim ama kendime..." (K.B.)


9 Şubat 2005
Çarşamba
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED