|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
"Bitli" demokratlar yine işbaşında. Başbakan Erdoğan geçen hafta Alman Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçte, üniversitelerde başörtüsü yasağını yanlış bulduğunu söylemiş ve "Demokratik bir ülke dini özgürlükleri garanti altına almalıdır. Buna, vatandaşların barışcı ve yasalarla çelişmediği müddetçe, dini düşüncelerini sembollerle ifade etmesi hakkı da dahildir" demişti. Şimdi açıkça konuşalım, ne var bu sözlerde? Demokrasiye, özgürlüklere ve insan haklarına inanan, yüreğinde küçücük de olsa insana dair sevgi besleyen herkesin böyle konuşması gerekmez mi? Ama hayır, bazıları için "demokrasi" de aynen "otoriter" yönetimlerde olduğu gibi "eli sopalı" olmalı. Hakların ve özgürlüklerin kime ne kadar verileceğine yine devlet karar vermeli. Daha doğrusu devlet, sakıncalı bulduğu, özgürlükleri haketmediğine inandığı ve de "ikinci sınıf" olarak kabul ettiği bazı vatandaş kesimlerinin özgürlüklerini kısıtlayabilmeli!.. Beyler bunun adına "özgürlük düşmanlığı" denir, "kapalı rejim özlemciliği" denir. Avrupa standardındaki bir demokrasiye doğru adımların atıldığı bir Türkiye'de milyonlarca vicdanın yasaklar yüzünden sızlamasını neyle ve nasıl izah edeceğiz? Bunu hangi demokratik kriterle, nasıl bir hukuki yorumla açıklayacağız? Ne zaman "başörtüsü yasağı" gündeme gelse, birileri hemen 1989 ve 1991'deki Anayasa Mahkemesi kararlarını bir "tabu" gibi çıkarıp masanın üzerine koyuyor. Peki, demokratikleşme adımlarını, özgürlüklerdeki standartların yükselmesini nereye koyacağız? Hâlâ 15 yıl önceki yorumlara dayanarak insanların haklarını, özgürlüklerini kısıtlamaya devam mı edeceğiz? Demek ki, yasalar demokratikleşse de, yıllar geçse de hatta yüzyıllar geçse de bu "bitli zihniyet" kaşınmaya, biz de yine yasaklarımızla yaşamaya devam edeceğiz. Eğer bütün demokratikleşmelere, değişimlere rağmen, demokrasi insanların haklarını ve özgürlüklerini garanti altına alamıyorsa, vicdanlar hâlâ sızlamaya devam ediyorsa, demokrasi ne işe yarayacak ki... O zaman, demokrasinin biryerlerinde bir arıza var demektir ki, bunu kabul etmek mümkün değildir. Galiba esas sorun demokraside değil, "arızalı" demokratlarda. Bugünlerde "başörtüsü sorununu" yeniden kaşıma gayreti içinde olan medya gruplarına ve özellikle de "despotik kılıklı" isimlere dikkatle baktığımızda, birilerinin nasıl bir "kâbus senaryosu" hayalleri kurduğunu daha iyi anlarız. Çünkü, hayatları boyunca Türk toplumuna karşı kin ve nefretle yaklaşan bu "arızalı demokratlar", başörtüsü geçen her cümlenin arkasından "sopa" göstermeyi de ihmal etmiyorlar. Mesela, "başörtüsü yasağı doğru değildir" diye bir cümle mi kurdunuz, hemen geçmişte bu yüzden partilerin kapatıldığını, 28 Şubat'ın bu yüzden yapıldığını hatırlatıyorlar. Yani demeye getiriyorlar ki, "sakın ha yasaklara dokunmayın, yoksa başınıza iş alırsınız." Nasıl yani? 28 Şubat'ta yaptığınız gibi, "zinde güçleri" kışkırtıp darbe mi yaptırırsınız? Evet, biz bu demokrasi düşmanı "kalem haydutları"nı çok iyi biliyoruz. Bunlar 28 Şubat'ın oluşumunda ve icrasında aktif rol almış, darbeleri alkışlamış, sonra da yana çekilip "demokrasi masalları" anlatmış rütbesiz generaller... Şimdi de, aynen geçmişte olduğu gibi "aba altından sopa" gösteren manşetler atıp "kaos" çığlıkları atıyorlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |