AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Cuma akşamı şahit olduğum hacizli gözdağı ve düşündürdükleri....

Cuma akşamı bir şirketin yönetim kurulu başkanı ile sohbet ediyoruz... Şirket sektörünün en önde gelen isimlerinden biri... Yönetim kurulu başkanı da iş dünyasında itibarlı bir isim..

Biz sohbet ederken, birinin elinde kağıt kalem diğeri de elini kolunu sallayarak içeriye 2 kişi girdi... İşadamını yıllardır tanıdığım için her halde samimi arkadaşı diye düşünmeye başlamıştım ki, bu düşüncem 10 saniye sürmedi.

Elinde kağıt kalem olan, takım elbiseli, ama ayağına spor ayakkabılar giymişti... Diğeri ise füme takım elbise içerisine siyah boğazlı merserize kazak giymiş, ayağında ise siyah botları vardı...

Dediğim gibi, 10 saniye sonra durum anlaşıldı...

Birisi alacaklı tarafın avukatı, diğeri ise haciz memuru...

Ortam epey gerilince olayın ne olduğunu sordum...

Olay şu: Şirketin yönetimi, işlerin normal seyrinde gideceğini düşünerek ödemeleri için 3-7 gün sonrasına borçlu olduğu firmaya çekler vermiş... Müşterileri ödemeleri geciktirince, çekleri bankadan dönmüş... Avukatı gelen şirket de bankalardan çekleri alarak hemen haciz işlemine başlamış...

Yılardır da birlikte iş yapıyorlar alış verişleri var... Birbirleri ile en ufak kötü bir ilişkileri olmamış... Ancak haciz gönderen şirkette sık sık yönetim değiştiği için piyasa ile diyalogu epey zayıflamış anlaşılan. Borçlu olan, haciz gönderene, alacaklarının tahsili ve ödemeleri için 10 günlük ek süre istiyor... Haciz gönderen şirketin yeni yönetimi buna yanaşmıyor. Haciz gönderenin patronunun ise bundan haberi yok.

Haciz gönderen şirketin avukatı, haciz memuruna "Şunu da yaz... Şu bilgisayarı yaz klavyesi dahil mi"diye talimatlar ve sorularla ortalığın tozunu dumanına katıyor..

Sonra kendi kendime sorup birçok sorunun cevabını bulamıyorum;

3-4 aydır görüşemediğim bu işadamına kaç trilyonluk haciz geldi?..

Gözümün önünden birçok ünlü işadamının yargılanmaları film şeridi gibi geçiyor...

Sonra kendi kendime yine soruyorum: "Ben mi bu işadamı hakkında yanılıyorum?.."

Şirketin cirosu 30 milyon YTL civarında...

Demek ki diyorum kendi kendime;" 8-10 milyon YTL kadar, ödeyemeyeceği borcu var...

Sonra bir anda şaşkınlığımı atıp sordum avukata;

Kaç milyon YTL'lik bir borç için bu haciz?

Cevabı: 150 milyar, yani 150 bin YTL'lik.

Aslında bu beni daha da düşündürdü.

30 milyon YTL'ye yakın ciro yapan şirketin 150 bin YTL'lik borcu için haciz...

25 yıllık bir şirket... 10 yıla yakındır birbirleri ile iş yapıyorlar... Bu güne kadar sorun yaşamamışlar... Ve bir anda 150 bin YTL için haciz...

Ekonomide belli kurallar vardır. Pazarda yer edinmek, ilişki kurmak çok zordur, ama kaybetmek çok kolaydır... Bunu bir avukata anlatmak daha da zordur...

Sonucu merak ediyorsunuz değil mi?

Sonra avukatla sohbet etmeye başladık... Bir sandalyeye oturdu. Çaylar kahveler derken yazıp çizme işlemi durdu... Havadaki elektrik dağıldı...

Avukata "Bütün bunlar 150 bin YTL için mi?" diye sordum.

"Ama benim işim bu" dedi...

"Sen bu şirketin bu parayı ödemeyeceğine inanıyor musun?" diye sordum.

"Hayır"dedi.

Biraz düşündü... Ve başındaki bir olayı anlatmaya başladı;

"Geçenlerde bir müvekkilimin davası var. TV'lerde reklamlarını izlediğimiz ünlü bir PVC firması ile ilgili... Adamların piyasaya 25 milyon dolar borcu var ve ödemiyorlar... Ancak bazı hukuki oyunları iyi kullandıkları için üzerine de gidilemiyor... Ama Çin'e milyonlarca dolarlık yatırım yapıyor... At izi it izine karışmaya başladı..."

Avukat bunları anlatırken, önceki hafta sohbet ettiğim Finansbank'ın Başkan Vekili Ömer Aras'ın sözleri aklıma geldi. "Önemli olan iyi niyetli, yaşayabilecek şirketleri ayakta tutmaktır, öldürmek değil. 2001 krizinde, kötü niyeti olmayan birçok fabrikaya 150 milyon dolara yakın orta vadeli kredi verdik... Aynı şekilde 1999 deprem sonrasında bölgede zarar gören fabrikalara da alacağımızın vadesini uzatıp, üzerine 700 milyon dolara yakın da taze kredi kullandırdık. Hepsi de işini gücünü toparladı. Onları hem bankamıza kazandırdık hem ekonomiye..."

Evet... Sonunda şirketin başkanı ödeme için bir hafta süre istedi, avukat inandığı için 20 gün süre verdi...

Yediemin mi, şirketin sahibini tayin etti... Ve hiçbir şeye dokunmadan teşekkür ederek ayrılıyordu ki döndü ve; "Ama" dedi; "İlk defa bir şirketten nakit tahsilat yapmadan ve mal kaldırmadan çıkıyorum..."

Evet... Önemli olan yaşatmak, öldürmek değil... Ama anlaşılan o ki, herkes kısa yolu seçiyor... Yani öldürmeyi...

İlginç bir cuma akşamı değil mi?...


14 Şubat 2005
Pazartesi
 
BAYRAM BAŞARAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED