|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
TGRT'de haberden sorumlu Genel Müdür yardımcısı iken, bir hayvansever geldi ziyaretime. O da ekranlardan tanınıyordu ve fazlasıyla meşhurdu o dönemlerde. Bir projesi vardı, onu anlattı... Hatta projeden de öte bir hayal, bir arzu, bir idealmiş onunkisi.. Ispanya'ya gitmek istiyordu. Boğa güreşlerinin yapıldığı arenayı basacak, hayvanı şişleyen matadora saldırıp, tekme tokat girecekti. Kimbilir belki de onu şişleyecekti... "Uçak biletimi alın, masraflarımı karşılayın, yanıma bir de kameraman verip, siz yayınlayın bu dünya çapındaki olay görüntüleri" diyordu. Yani sizin anlayacağınız boğayı şişleyen insana yapacağı saldırıya sponsor olmamızı istiyor, karşılığında bu insana saldırı görüntülerinin yayın haklarını bize bırakıyordu. Ilk bakışta bir haberci için cazip bir teklif gibi görünüyordu. Ancak onu kibarca, bazı bahaneler uydurarak reddettim... Çünkü buram buram reklam kokuyordu. Türkiye'de yakaladığı hayvansever imajı ve şöhretini uluslararası bir arenaya çekmek, tüm dünyanın tanıdığı biri olma egosunu doyumsuz yaşamak arzusuydu bu... Üstelik, daha da acı olan bir gerçek vardı. Hayvana yapılan zulmü, saldırıp, tekme tokat girip bir insana zulme dönüştürme çabasıydı arzulanan. Hayvana işkence yapılıyorsa bunu cezalandırma gibi bir bireysel sorumluluk taşıyamazdı hiç kimse... Cezalandırma yöntemi ve bunun mercileri belliydi, evrensel hukuk anlamında ve adalet mekanizmaları önünde... Şöhret peşindeki hayvansever, hırsı uğruna hakim olup yargılamasını yapmış, ardından cellatlığa soyunmuş, bizden yol parası istiyordu. Buna asla alet olamazdım, olmadım. Yol parası bulamayıp da Ispanya'ya gidemeyen nice hayvanseri de gördük ekranlarda. Önce televizyonları arayıp "Şu semtteki barınağa baskın yapacağız" diyerek kamera istediler haber merkezlerinden. Sonra yanlarında onlarca kamera eşliğinde, polis, jandarma gibi hayvan barınaklarına baskın düzenlediler. Barınaktaki görevlilere, dünyadan habersiz, bilgisiz, cahil bekçilere tekme tokat girdiler, yerlere yatırıp yumrukladılar. Üzerlerinden kalktıktan sonra peşlerinde getirdikleri kameralara dönerek "Biz hayvanseveriz" dediler, bir insanı işlediği suçtan dolayı darp ederek, yüzünü gözünü morartarak cezalandırmanın hazzıyla sırıtarak uzaklaştılar oradan. Birçok hayvansever kisvesine bürünen kişiyi, uzakdoğu sporlarını en başarılı şekilde saldırı silahına dönüştüren birer saldırgan, insanları süsen birer panter olarak izlemedik mi?... Hem adaletin, hem de celladın görevini üstlenme hakkının bir diğer adı ne zaman hayvanseverlik oldu?... Cumartesi akşamı A Takımı'nda bu sorunun gündeme getirilip, cevap bulmasını bekledim saatlerce. Nafile... Savaş Ay, "Ben hayvanseverim, hayvanlara yapılan zulmü kınıyorum" diyen ancak stüdyoya kürk manto ile gelen kadını çok güzel teşhir etmesini bildi. Ancak birbirlerini rant peşinde koşmakla suçlayan hayvansever adı altındaki bazı saldırganları, insan pataklarken teşhir etmeyi aklına dahi getiremedi. Ben olsam barınaklara baskın yapan şöhret peşindeki reytingci hayvanseverlerin, köpeklere zulüm yapan bekçilere yaptığı yumruklu, tekme tokatlı zulmünü de ekrana getirir "Bu ne lahana turşusu, bu ne kereviz" diye sorardım. Lahanayı gördük A Takımı'nda ama kerevizin yanından bile geçmediler. Bir bayan ayağa kalktı programda, karşısındaki hayvanseverlik etiketini en hızlı şekilde kullanan kişiye "Siz yıllardır ne ile geçiniyor, nereden para kazanıp, ne yeyip içiyorsunuz, ben sizi çok iyi tanıyorum, asıl bu sorunun cevabını verin" dedi. Ama bu soru es geçilip, kaynadı gitti o gürültü içinde. Unutmayın... Hak peşinde koşanlar, zalimlere karşı asla birer kanun adamı veya cellat olma hakkına sahip değildirler. Zalim insanlara hayvanseverlik dersi, sopayla verilirse... Bunun adına ne derler, insan döven, sevgili hayvanseverler?..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |