|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Osmanlı olmanın etkileri
Edindiğimiz tecrübe ve karşılaştığımız olaylara bakarak diyebiliriz ki, AB yolunda en büyük engel, bu yolun üzerindeki Osmanlı gölgesidir. Avrupalıların çoğu, Türkiye deyince, Avrupa'nın dörtte birine dört beş asır hükümran olmuş Osmanlıları hatırlar. Bunu açıkça söylemeseler bile, davranışlarının temelinde bu motif nevcuttur.
Çarpıcı misaller
Yunanistan idarecileri yıllarca bunu gerek iç ve gerekse dış politikalarında bir koz olarak kullanmışlardır. Bir Türk diplomatının anlattığına göre; Yunanlı bir meslektaşıyla arasında şöyle bir olay geçmiştir: Yunanlı diplomat, "Biz Türkiye'nin tehdidinden korkuyoruz" dediği zaman, Türk meslektaşı "Türkiye sizi tehdit etmiyor" demiştir. Buna karşılık Yunanlının verdiği cevap çok dikkat çekicidir; "Bizi tehdit etmeseniz bile, bizim korktuğumuza neden inanmıyorsunuz." Yunanlılar hakikaten Türkiyeden korkuyorlar mı? Bu sualin cevabı "hayır"dır. Ancak, Yunanistan kendi emellerini, Osmanlıların mirasçısı olan "Türk tehdidi" kılıfına büründürmektedir. Türk olmanın raportörlüğe etkisi
Fransız parlamenter, "Makedonya bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası idi. Sayın Akçalı, bir Türk olarak bu konuda raportör olamaz." Ben bu itiraz üzerine "Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmış 13 tane Avrupa devleti var. Bu kıstasa göre, Türk üyelerin raportör olarak hiçbir şansı yok demektir" dedim ve adaylıktan çekildim. Yolunuz Rodos adasına düşmüşse görürsünüz. Sizi gezdiren rehber, bu adanın tarihini anlatırken, 13, 14 ve 15. asırdaki Rodos şovalyelerinden, sonra 1918 yılına atlayarak İtalyanların adadaki eserlerinden bahseder. Siz cesaret edip, "16. asırdan 1918 yılına kadar geçen yüzyıllarda ne oldu" diye sorarsanız, size bir tek cümle ile cevap verir: "Türk işgali vardı." Arnavutluk'a gidersiniz. Sizi gezdiren rehber, iki cümleden birisinde,"Türk işgali sırasında" diye tekrarlar. Ancak Osmanlı'da Arnavut kökenli 33 sadrıazamın bulunduğunu bilmezlikten gelir. Yugoslavya'dan ayrılmış, Slovenya Cumhuriyeti'ne gider, parlamentoyu gezersiniz. Parlamentonun duvarında, ülkenin tarihini anlatan resimler vardır. Bunların içerisinde, bir yeniçerinin at üzerinde ve mızrağının ucunda kesik bir insan başını gösteren bir tanesi vardır: İşte O resim Türkleri temsil etmektedir. Türkler hâlâ Osmanlı
"Türkler hâlâ Osmanlıdır". Almanya'ya gittiğimde onu ziyaret ettim. Konuşmalarımız arasında, bu hükme nasıl vardığını sordum. Bana aynen şöyle cevap verdi: "Sen ve arkadaşın filanla birlikte Cumhuriyet Bayramı törenine gittik. Törende askerler geçerken alkışladınız. Arkasından "Mehter Takımı" geçmeye başladı. Siz onu da alkışlıyordunuz ama, aynı zamanda gözlerinizden yaş da geliyordu." Bu ve buna benzer yüzlerce misali sıralamamız mümkündür. Avrupalı bir diplomatla yanyana oturduğunuz zaman, sizin başınızda fes ve elnizde bir kılıç olduğunu görür. Bazı gafil enteller, bu manzarayı gördükleri zaman, Osmanlının mirasçısı olmaktan utanırlar. Bunu inkar etmeye kalkarlar. Bunların içerisinde, Avrupalılara yaranmak için "zaten biz de sizin gibi Osmanlıyı yıkıp Cumhuriyeti kurduk" diyebilen gafil insanlar da vardır. Onların bu garip çabaları bile Avrupalıların kafasındaki istifhamı silemez. Türkiye'nin tekrar Osmanlı İmparatorluğu'nu kurabileceğine inanan hiçbir Avrupalı akıl sahibi kimse mevcut değildir. Ancak bu gerçeği bildikleri halde, Türkiyeye karşı olan olumsuz duygularını bu korku arkasına saklamaya çalışan bir- çok kimseye rastlamanız mümkündür. Şu gerçektir ki, Osmanlı, Avrupa'nın bu gün sahip çıktığı adalet, hoşgörü ve insan haklarına saygısı sayesinde Viyana'ya kadar gidebilmiştir. Bu gerçeği kimimiz bilmiyor, kimimiz Osmanlı olmaktan utanıyor. (1) Yeni Şafak, 31 Ocak 2005 tarihli yazımız
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |