AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Okumak erdem mi, alışkanlık mı?

Türkiye'de basılan kitap sayısı her geçen yıla göre artıyormuş. Kültür Bakanlığı'nın 'Uluslararası Standart Kitap Numarası- International Standard Book Number (ISBN)' sisteminden elde edilen bilgilere göre 2001 yılında yayıncı sayısı 879, basılan kitap sayısı 13 bin 675, 2002'de yayıncı sayısı1032, kitap sayısı 16 bin 426 olarak tesbit edilirken, 2003'te ise yayıncı sayısı 1331'e basılan kitap sayısı da 19 bin 551'e ulaş/mış…

Bir tarafta insanımızın okumakla arasının iyi olmadığına, okuma 'alışkanlığı'nı bir türlü edinmediğine dair şikayetler her geçen gün artarken diğer tarafta gözlemlenmekte olan yayınevi ve yayınlanan kitap sayısındaki bu artışı nasıl izah etmeli? Kitap baskısı ve basılan kitap çeşitlerine bakarak bu ülkede insanların kitapla aralarının hiç de barışık olmadığı sonucunu çıkartabileceğiniz gibi her yıl sayıları artan kitap yayıncılarına ve kitap çeşitlerine bakarak toplumdaki 'okuma aşkı'nın artmış olduğuna hükmedebiliriz.

Tüm bu göstergelere rağmen memleketin sosyo-kültürel durumu ( daha doğrusu dibe vurmuşluğunu) hakkında kitap baskı adedi ve buna bağlı olarak satış miktarları yeterince fikir vermektedir. Bugün ortalama bir kitabın baskı adedi okuma yazmanın bu kadar yaygın olmadığı, dolayısıyla daha cahil bir toplum olduğu düşünülen Osmanlı dönemindeki (biner adet basılan) yayın miktarıyla aynı seviyede… Toplumun kitapla ilişkisi anakronik bir tarih ilişkisine dönerek, her birinin özel numarasının olduğu, hatta hangi kitabı kimin aldığının bilindiği daha seçkinci bir kitap-okur ilişkisinin var olduğu dönemle kıyaslanabilir hale geldi.

Artık binlerle değil yüzlü rakamlar konuşmaktadır kitap baskısı.

Memleketin neredeyse tamamının okula yazma bildiğinin varsayıldığı, yazılı medya ve eğitim imkanlarının her köşeye ulaştığı bir zamanda kitapla ilgisi ne düzeyde olursa olsun herkesin birleştiği bir dert var ortada: kitap okumuyoruz.

Kitap okunmamasının nedenini, sözlü kültürden yazılı kültüre geçmekte olan bir toplumun daha bunu özümsemeden görsel kültüre sıçramış olmasına bağlayan, çok da tutarlı gibi görünen izah tarzı ne kadar isabetli? Görsel medyaların her evin baş köşesini işgal etmiş olmasının okuma eylemini köreltmeye katkıda bulunduğu muhakkak. Ancak, toplumumuzun "sözlü kültürden yazılı kültüre tam geçmeden" tespiti sosyo-kültürel gerçeklerimizle ne kadar örtüşüyor? Bu tespitte bir eksiklik, yanlış yorumlama söz konusu ise neden okumadığımıza ilişkin önermelerimiz de yanlış olacak ya da durum 'okuma' ve 'alışkanlık' düzeyine indirgenecektir.

Geçmiş dönemlerde her ne kadar basılı kitap çeşidi bugünkü kadar zengin olmasa da her bir kitabın baskı sayısının bugünkü ile eşit düzeyde olması sözlü kültür-yazılı kültür ayrımının pek de geçerli olmadığını en azından yerli yerinde kullanılmadığını gösteriyor. Osmanlı döneminin bir yönüyle sözlü kültüre dayalı bir özellik arz ettiği doğru olsa da eksik bir tespit. Her şeyden önce toplumun okuma ile ilişkisi basılı nüshayı alıp okuma anlamında daha çok sözlü bir karakter arz ettiği söylenebilir. Ancak popüler kültürün oluşumunu, iletişim alanında aktarıcı unsurların yine kitaptan beslenen, kitaba dayalı bir özelliğe sahip olduğu da pekala söylenebilir. Sayıları bugünkü kadar çeşitli olmasa bile Balkanlardan Anadolu'ya kadar Osmanlı kültürünü besleyen, bunu nesilden nesle aktaran yine kitaplardı. Köy odalarından kıraathanelere kadar belli başlı kitapların okunmasına dayalı bir 'oku'maya dayalı kültür ortamının varlığı söz konusuydu. Bu geniş coğrafyada kültürel aidiyetin temelini oluşturan dini metinler sözel olmaktan çok kitabi bir karakter arz ediyordu. Herkesin elinde Muhammediye gibi dini eserler bulunmasa da "kara kaplı kitap" temel metin olarak ücra köylerde bile toplu okumalarla aktarılan bir bilgi kaynağıydı. İmparatorluğun pek çok yöresinde katır sırtında gezici kütüphanelerin varlığı, bizim kafamızda oluşan o döneme ait şablonla pek uyuşmuyor Sadece dini metinler değil popüler halk destanları da kitabi bir kültüre dayanıyordu.

Bu yönüyle okuma bir alışkanlık olmaktan çok kutsanan bir eylemdi adeta..

Geçmiş dönemin insanlarının modern toplumlardaki gibi 'okuma alışkanlıkları' yoktu ama 'okuma' ile irtibatları mutlak sürette vardı.

Gelinen noktada ne geleneksel yapı içinde 'okuma ile irtibatlı bir kültürel yapı' ne de modern toplumlara özgü 'okuma alışkanlıklarına sahip' bir toplum var.

Çok okuduklarından hareketle toplumumuza örnek gösterilen Batılıların ne okudukları ayrıca sorgulanması gereken bir durum. Alabildiğine bireyselleşen, çevresine bir tür yabancılaşan modern insanın kendini yaşayabileceği tek sığınak olarak zihnini gömdüğü kitabı kalıyor. Toplum içinde yalnız kalmanın, yabancılaşmanın bir dışavurumuna dönüşebiliyor okuma... Modern insanın okuma alışkanlığını kutsanmayı imkansızlaştıran özelliği ile 'ne okunduğu' arasında yakın ilişki var. Pembe diziler, basit macera romanı türünden kitaplarla kendi fantezilerine gömülü insanın okuma alışkanlığı ile bizdeki henüz edinilmemiş okuma alışkanlığının ve henüz gerçekleşmemiş modernlik/ler arasındaki ilişkinin üzerinde düşünülmeye değer bir konu olduğu kanaatindeyim.

Bilginin erdem olmaktan çıkıp güç (knowledge is power) katogorisine indirgendiği modern toplumlardaki okuma alışkanlığı ile geçmiş zamanların okumayı kutsayan insanın kitapla olan münasebetinin çok farklı katagoriler olduğu aşikar.


15 Şubat 2005
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED