AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Sevgililer Günü

14 Şubat Sevgililer Günü, ülkemizde özel bir gün olma niteliğini sanki her yıl biraz daha artırıyor. Böyle özel günlerin, tüketimi körükleyici yönü öne çıkarılıyor olsa da, günün kökeni, anlamı, önemi hakkında hemen hemen bütün basın yayın organlarında bilgilendirici ya da eleştirici çalışmalara da rastlanıyor. Böylece, ekonomik alanla kültürel alan birbirini karşılıklı olarak besliyor.

13 Şubat 2005 Pazar günü Yeni Şafak'ın ekonomi sayfasında "Sevgiliye çeşit çeşit hediyeler" başlığı altında dokuz haber vardı: "Bir hediye sizden, bir hediye Hatemoğlu'ndan", "Telsim MyCep paketiyle muhabbetiniz artsın", "Kalbin yolu Tukaş krem şantiden geçecek", "şıkların kalbi de sıcak, ayakları da", "Goldaş'tan beyaz altınlı özel pırlantalar", "Armada, en ilginç sürprizi seçecek", "Sevgisini müzikle anlatmak isteyenlere iPod", "Sevgiliyi mutlu etmenin binbir LİNENS'i var", "İdeal Kart'tan +2 taksit."

Gazetenin Hayat başlıklı 21. sayfasında ise biri Trabzon'dan, biri Zonguldak'tan iki haber vardı. İlkinde bir pastaneler zincirinin 14 Şubat dolayısıyla düzenlediği "Haydi sevdiğini söyle" kampanyası; ikincisinde ise erik ve şeftali çekirdeklerinden küpeler yapan bir yontucu hakkında bilgi veriliyordu.

O gün gazetemizin köşe yazarlarından hiçbiri, Sevgililer Günü'ne değinmemişti. Oysa aynı gün Radikal gazetesinin köşelerinden dördünde doğrudan, ikisinde dolaylı olarak 14 Şubat çeşitlemelerine yer verilmişti. Bunlardan birini, Hayat Bağları'nda Nur Çintay A.'nın "Eski aşklar da az değilmiş!" başlıklı yazısını baştan sona okudum. Celâl Üster'in çevirdiği, "eski ozanlardan sevda şiirleri"ni içeren Aşk Olsun adlı kitaptan alıntılarla yazısını kotaran Nur Çintay A., aralara kendi yorumlarını da serpiştirmiş.

Bu yorumlardan biri, beni hayli düşündürdü.

Sümer'den kalma ve bilinen ilk aşk şiiri olduğu söylenen, Kubatum adında bir rahibenin yazdığı sanılan bir metinden yaptığı alıntıları, Nur Çintay "Bakar mısınız hele rahibeye:

(…)

Ey güvey, bırak sevip okşayayım seni,
civanım, balla yoğur gövdemi (…)

diyerek sunuyor.

Sekiz on dizelik alıntıdan sonra, şunları yazmış Nur Çintay:

"Müstehcen rahibe, böyle kaptırmış giderken, şiirini şu dizeyle bitiriyor:

Bu sözleri İnanna adına söylerim.

Bu da o dönemin 'dermişim' efekti galiba: Hop, atıyor üstünden."

İnanna, Sümerler ve Elamlılarda doğurganlık tanrıçasıymış, sonradan Aştar (İştar) ile özdeşleştirilmiş. Nur Çintay A., "Bu sözleri İnanna adına söylerim" cümlesini acaba neden inandırıcı bulmuyor? Cinselliğin sevgiyle, aşkla, inançla, kutsallıkla ilişkilendirilmesi imkânsız, tümüyle hayvanî bir etkinlik olduğuna inandığı için mi böyle kuşkucu davranıyor? Yoksa, Nur Çintay A. okuduğu, izlediği, gözlediği ya da yaşadığı ilişkilerde kutsallıkla, aşkınlıkla, yücelişle bağları olan bir cinselliğe hiç rastlamadığı için mi yazabildi bu cümleyi? İki ihtimalin de birbirinden üzücü, birbirinden ürkütücü olduğunu söylemeliyim.


15 Şubat 2005
Salı
 
İBRAHİM KARDEŞ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED