|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türk demokrasi tarihine darbeler üzerinden bakan Doç. Davut Dursun'un son kitabı 12 Eylül geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bugüne dek krizlerin hep demokrasi dışı yöntemlerle çözüldüğünü söyleyen Dursun, "Türkiye darbelerden ders aldı" diyor.
FADİME ÖZKAN / HALE KAPLAN ÖZ
1945'ten sonra çok partili düzene geçen Türk siyasetinde periyodik olarak yaşanan krizler var. Demokratik süreç içerisinde çözümlenme imkanı bulunmayınca demokrasi dışı yöntemlerle krizlerin ortadan kaldırılmasına başvuruluyor. Biz buna demokrasiden geri dönüş diyebiliriz. Kitapların, yaşananları demokrasi krizleri şeklinde formüle ettiğimiz projenin ayaklarını oluşturması baştan düşünülmüştü tabii. 28 Şubat dahil değil mi bu sürece? 28 Şubat'ın mahiyeti öncekilerden biraz farklı olmakla birlikte yine normal krizlerin demokratik kurumlarla, demokratik yöntemlerle aşılamadığı ve yine bir başka biçimde bir darbe ile aşılmaya çalışıldığını gösteriyor. O bakımdan bu sürecin 28 Şubat'la tamamlanması gerekiyor. 28 Şubat'ı da kitaplaştıracak mısınız? Birkaç senedir bu konu ile uğraşıyorum. Aynı konularda çalışmak bir bıkkınlık ve motivasyonsuzluk yaratıyor. Epey malzemem var ama başka bir konuya geçip biraz dinlenip yazmak istiyorum. Demokrasi tarihimizde her on yılda bir darbe yaşandı. 60'ta, 71'de ve 80'de. 90 atlandı, 90'ların sonunda post modern bir darbe yaşandı. Aradaki boşluk göze çarpıyor. Türkiye demokrasiyi işletmeyi yavaş yavaş öğreniyor denilebilir mi? Öğrenmek zorunda. Demokratik kültür, demokratik yöntemler hem sivil kesimde hem de bürokraside yerleşiyor. Ama yine de Türkiye'de demokrasinin işleyişinde bazı sıkıntılar gözden ırak tutulmamalı. Darbe dönemi geride kalmıştır, artık darbe olmaz demek iyimserlik mi olur? Yeni bir darbe olur mu, olmaz mı tartışması yapmak belki biraz güç. Ama en azından 50, 60, 70 ile bugünü kıyasladığımızda toplum kesimlerinin demokratik süreci ve yöntemi benimsedikleri, içselleştirdikleri ve demokratik kurumların da kurumsallaştığı şeklinde bir gözlemimiz var. Yapılan anketlerde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 'en güvenilir kurum' olarak tespit edilmesini nasıl okumak gerekir? Bütün toplumlar ve bireyler için iç güvenlik de dış güvenlik de en hayati sorundur. Güvenlik sorununu çözümleyen bir kurumun öncelikli güvenilir kurum olarak algılanması son derece doğal. TSK'nin bu kadar güvenilir gözükmesi siyasi sorunların toplumsal problemlerin çözümlenmesinde kendisine duyulan güvenden çok güvenlik probleminin çözülmesinde kendisine duyulan güveni ifade ediyor. Bu güven darbe şeklinde ortaya çıkar demek yanlış. Ertesi Gün adlı kitabınızda medyanın ve aydınların demokrasi krizlerindeki tutumlarını ele almıştınız. Gerçekleşen darbeleri aslında ordunun tek başına yapmadığı, desteklendiği de görülüyor. Silahlı Kuvvetler mensupları darbeyi tek başına gerçekleştiremez, düşünemez de. Sivil kesimler kendilerine destek vermezse tek başına darbe yapması mümkün değil. Siyasi alandan kimler işbirliği yapıyor? 1960'ta CHP çok yakın ilişki içerisindeydi TSK ile. CHP Demokrat Parti'ye karşı yürüttüğü muhalefette en zirve noktasına orduyla işbirliği yaparak varmıştı. 1971'de AP destek vermemiş olsaydı 12 Mart gerçekleştirilebilir miydi? 1980'de belki siyasi partilerden ciddi destek yoktur ama toplum kesimlerinden destekler vardır. Suni ya da değil ama hep birtakım korkulardan da beslenmiş aslında darbeler. Meşrulaşması için bazı sosyal şartların oluşması gerekli. 12 Eylül öncesinde ordu içerisinde darbe yönünde bazı çalışmalar başlatılıyor. Durum değerlendirilmesi yapılırken komutanlar arasında henüz vakti gelmediği konuşulmuş 'olgunlaşmadı' denmiştir. Olgunlaşmadan kasıt ne? Vatandaş öyle bir noktaya gelecek ki "Asker gelsin artık, bunun dışında bir çözüm yolu kalmadı" desin. Müdahaleyi gerçekleştiren ekibin kendisini darbe sonrasında meşrulaştırabilmesi için toplumun çaresiz kaldığını görmesi gereklidir. Paradoks şu; acaba bütün olaylar -12 Eylül öncesinde günde 20 kişi öldürülüyordu- darbenin gerçekleştirilmesi için bir yerlerden mi programlanıyordu yoksa olaylar kendiliğinden mi gerçekleşiyordu? Bu tartışmalı. Bu sürece bakıldığında 'darbeler olmasaydı olmazdı' mı demeliyiz? Keşke olmasaydı ama o gelişmeler darbeleri zorunlu hale getirmiş diye düşünüyorum. Demokratik süreçte krizlerin aşılması imkansızlaşınca darbe sorun çözme yöntemi olarak geliyor gündeme. Siyasal süreçte krizleri aşmanın en nihai yöntemi seçimdir. Darbelerden önce de hep erken seçim konuşulmuş ama gerçekleşmemiştir. Siyasetçilerin uzlaşması konusunda Türkiye darbelerden ders aldı mı? Ya da şöyle sorayım: Darbelerin buna bir faydası oldu mu? Mümkündür ama unutmamak lazım ki darbe aynı zamanda siyasette tamiri mümkün olmayan derin yaralar açıyor. Ama 90'lardan sonra biraz değişti durum, şimdi sol sağ çok daha kolay uzlaşıyor. 91'de CHP ile DYP, 99'da MHP ile DSP hükümet kurdu. 60 Darbesi'nde Menderes ve arkadaşlarının asılmış olması siyasetçilerde travmaya yol açmış ve dirençlerini kırmıştır diyebilir miyiz? Elbette. Herkesin zihninde Menderes'in o ölüme giderkenki fotoğrafı var. 28 Şubat'tan sonra Erbakan eleştirilince bir gazeteciye verdiği demeçte "Direnseydim beni meydanda astıklarında geride altı kişi olmazdı" dedi. Refah Partisi'nin altı milyon üyesi vardı ama parti kapatıldığında kimseden ses çıkmadı. Tansu Çiller'in "İdam ipim cebimdedir", merhum Turgut Özal'ın "iki gömleğim var; biri idamlık biri bayramlık" diye birer sözleri sözü var. Bilgi için tel: 0 212 519 17 28 Darbeler tarihimizi yazıyor Türkİye'nİn yarım asrı aşan çok partili demokratik hayatının en belirgin özelliği onar yıllık periyotlarla tekrarlanan darbeleri yaşamış olması. Mahiyetleri birbirinden farklı dört ayrı darbe, Türk demokrasisinin ne derece ciddi kriz ve tehditlerle karşı karşıya olduğunu göstermekte. Siyaset bilimci Doç. Davut Dursun, çalışmalarıyla Türkiye'deki demokrasi krizlerini ve bu krizlerle birlikte ortaya çıkan siyasal sorunları irdeliyor. 27 Mayıs Darbesi ve 12 Mart Darbesi'ni kitaplaştıran Dursun'un '12 Eylül Darbesi: Hatıralar-Gözlemler-Düşünceler' adlı son kitabı Şehir Yayınları'nca yayınlandı. Kitaplarda darbeye varan on yıllık siyasal süreç incelenmekte, darbenin aktörleri ya da tanıkları ile yapılan röportajlara yer verilmekte. Türkiye'nin demokrasi krizlerini kitaplaştıran Davut Dursun'la yaşanan darbe zincirini, nedenlerini ve sonuçlarını konuştuk. HATIRATLARINI YAZMALILAR - Akademisyenler ve gazeteciler darbeler ve yakın tarih üzerine epey çalışma yaptı, yayınladı; ciddi bir kitaplık oluştu. Yazılmayan, karanlıkta kalan bir şeyler var mı hâlâ?
-Bu dönemlerde rol oynamış aktörler henüz hatıratlarını yeteri kadar yayınlamış değil. Mesela Kenan Evren hatıratını yazdı ama 60 ve 71 dönemindeki aktörlerin hatıratı yok ya da çok sınırlı. Olayların açıklanması noktasında hatıratlar önemli. İkincisi bu dönemdeki arşiv belgelerinin de açılması gerekiyor artık. Bir de gazetecilerin olaya yaklaşım biçimleri ile akademisyenlerin yaklaşım biçimleri arasında fark var. Biz daha çok olayları anlamak istiyoruz, Türkiye'de darbeleri anlamlı kılan süreç nedir, darbeler niçin oluyor... gibi. Eğer anlarsak bundan sonra gelişmeleri açıklama noktasında belki bir ipucu bulabiliriz diye düşünüyoruz. Eğer bu hatıratlarla birlikte beslenirse elbette.
|
|
|
|
|
|
|
|