|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hükümet, uzun süredir tartışılan bir konuyu Meclis gündemine getirme kararı aldı. Üniversite öğrencilerine; daha doğrusu üniversitelerden çeşitli gerekçelerle ilişikleri kesilen öğrencilere bir kez daha deneme imkanı veriliyor. Okullarından atılan öğrenciler affediliyor. İster öğrenci affı olsun, ister mali ister de ceza affı; devlet eliyle yapılan bağışlamalar her zaman sorunlu olmuştur. Sanılanın aksine maksat hasıl olmamıştır. Bir yandan mağduriyetler giderilir gibi görünürken öte yandan sistem üzerinde bazı kaçınılmaz olumsuz etkiler, tahribatlar meydana gelmektedir. Her defasında yeni af beklentileri, affa konu olmayanların dolaylı olarak haklarının gaspediliyor olması vs. gibi faktörler Türkiye'de artık her türlü affın taraftarını azaltmaktadır. Affa ihtiyacı olmayanlar, af kapsamındakilere daha fazla reaksiyoner yaklaşmaktadır. İki grup arasındaki empati kaybolmaktadır. Mevcut YÖK sistemi devam ettikçe sisteme dışarıdan müdahale ihtiyacı duyulmaması yani af gibi düzenlemelere müracaat edilmemesi zordur ama, Türkiye'nin hangi alanda olursa olsun; bir şekilde "af" müessesesinden kurtulmanın yollarını bulması lazımdır. Zira, bu yöntem bir dipsiz kuyudan farksızdır. Hükümetin öğrencilerle ilgili af tasarısını da böyle değerlendirmek gerekir. Artık cin şişeden çıktığı için geri dönüş imkanı yoktur, olmaması da lazımdır ama en azından "bu kez son" olmasını sağlamak mümkündür. Hazırlanan kanun maddesi teklifine göre affın kapsamı şöyle tanımlanmaktadır: "… 2000-2001 öğretim yılından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihe kadar -kendi isteğiyle ilişiği kesilenler dahil- her ne sebeple olursa olsun ilişkileri kesilmiş öğrencilere ilişkilerinin kesilmesine neden olan bütün dersler için bir öğretim yılı devam ve üç sınav hakkı verilir…." Teklif daha bir çok ayrıntılı tanımla devam ediyor. Askerlik nedeniyle bu haktan yararlanamayacak olanların başvurularına da, askerlik sonrasında imkan tanınıyor. Affın gerekçesi olarak da büyük ölçüde 2001'de yaşanan ekonomik kriz gösteriliyor. Yani, kanun koyucu af maddesinde hemen hemen bütün ihtimalleri düşünerek gerekli esnekliği koruyor. Ama ayrıntılarla ilgilenilirken büyük bir parça gözden kaçırılıyor. Meclis eğer bir af kararı almışsa ve bunu çeşitli sebeplerle oraya çıkan eşitsizliklere dayandırıyorsa o zaman en az ekonomik kriz kadar geçerli olan başka gerekçeleri ve dolayısıyla 2000 yılı öncesindeki ilişik kesilme vakalarını da hesaba katmalıdır. Yani affın kapsamı hiç olmazsa 1995 yılına kadar geriletilmelidir. O günden bugüne, üniversitelerde sosyal ve siyasal kaynaklı gerekçelerle yaşanan travmatik olaylar da dikkate alınmalıdır. Eğitim hakkını bir şekilde kaybetmek sadece ekonomik gerekçelerle ilgili değildir. Harç ödeyecek parası olduğu halde, sistemin kendisinden kaynaklanan arızalar yüzünden okuyamayan; atılan, ilişiği kesilen binlerce öğrenci bulunmaktadır. Herkes biliyor ki üniversitelerde, 2000 öncesi dönemde öğrencilerin tercihine bağlı olmaksızın açık bir kıyım yaşanmıştır. Bugün, o dönemin zor ve olağanüstü şartlarını dikkate almadan, yaşanan kıyımı hesaba katmadan yapılacak bir düzenleme "af" olmayacaktır. Aksine, ortaya, eşitsizliği ve adaletsizliği derinleştiren, sistemleştiren bir adaletsizlik tablosu çıkacaktır. Meclis, af çıkarma kararı alarak her şeye rağmen böyle önemli bir politik yük omuzlamıştır. Hal böyleyken bunun hiç olmazsa doğruya yakın bir kapsamda gerçekleştirilmesi yerinde olacaktır. Bir kesime af çıkarken, diğer kesimlerin cezalandırılmaması lazımdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |