AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
Sabah'ın, Babahan'la tartışmamızı noktalayan sürmanşeti...

Ocak 2004'teki "Yargı'da Neşter Operasyonu"nunda ilk gözaltıları neredeyse görmezden gelen; neredeyse zamanın Star'ının "laikliğin son kalesine komplo" çizgisine düşen Sabah'ı eleştirdiğimizde, gazetenin genel yayın yönetmeni, öküzün altında buzağı aramamamız gerektiğini yazmıştı. Sabah, "yargısız infaz" yapmamıştı ve artık hiç yapmayacaktı. Yanda gördüğünüz sürmanşet, bu savunmanın geçersiz olduğunu kanıtlıyor. Yani soru hâlâ geçerli: Sabah'ın o tuhaf "Yüksek Yargı'ya anti-laik komplo" haberleri nereden kaynaklanıyordu?

Eminiz hepiniz hatırlıyorsunuzdur... Nasıl hatırlamazsınız ki: Bir parti (6 yazı) Ocak 2004'te; bir parti Haziran 2004'te (2 yazı) olmak üzere tam sekiz kez kafanızı ütülemiştik... Af buyurun, Sabah gazetesinin "Yargıda neşter" haberlerini (Ocak 2004) veriş tarzına yönelttiğimiz eleştiriler ve konunun bir kez daha güncellenmesinden sonra (Haziran 2004) bu sayfada çıkan bir yazıya Ergun Babahan'ın verdiği cevaba sanırız son kez bir kez daha dönmek mecburiyetindeyiz...

Sebebi şu: Babahan, Kronik Medya'daki "Sabah'a ne oldu da Yüksek Yargı'daki rüşvet iddialarıyla ilgili gözaltı haberlerini neredeyse görmezlikten geldi" maelindeki soruya şöyle cevap vermişti:

"Neşter Operasyonu gündeme geldiğinde, SABAH medyanın daha önce düştüğü bu tuzaktan uzak durmaya çalıştı. Medya kullanılarak yargı üzerinde bir baskı oluşturulmasına izin vermedi. O zaman ortada bir dava bile yoktu. Dava açılınca, herkes gibi biz de haberi yaptık. Çünkü iş hukuken farklı bir boyuta geçmişti. SABAH burada devletin veya devletin kimi organları karşısında, bireyi ve bireyin adil yargılanma hakkını savunan bir tutum aldı. Yargının medya eliyle yönlendirilmesine izin vermedi. SABAH bundan sonra da bu tutumunu ısrarla sürdürecek."

Doğru, ortada "dava" bile yoktu, sadece "gözaltı"lar vardı ve doğrusunu isterseniz, iki koşul daha yerine getirilmiş olsaydı, Babahan haklı görünüyordu...

NEDEN O HABERLE, NEDEN O DİLLE?

Birincisi: Sabah, "Yeni Sabah" haline geldikten sonra da kimi gözaltılar konusunda hiç bu kadar "hassas" davranmamıştı... Denebilir ki "her şeyin bir ilki vardır", zaten yayın yönetmeni de bunu zımnen kabul ediyor ve "bundan sonra" diyerek söz veriyor... Bu argümanı, "hassasiyet" kararının ilk kez "hassas" bir kurumla ilgili olarak alınmış olmasına "mim" koyup kabul edelim... Fakat haberlerin veriliş tarzını, "haber dili"ni ne yapacağız (ki bu da ikinci koşulumuz oluyor)?

Bu yazının bundan sonrasını bu tuhaflığı hatırlatmaya ayıracağız, ama oraya geçmeden önce, konuyla ilgili dokuzuncu yazıyı kaleme almamızın nedenini açıklayalım:

Sayfamızda gördüğünüz Sabah kupürü her şeyi açıklıyor aslında... Bakın, Roche müessesesine ilişkin "gözaltı" haberini gazete nasıl veriyor: Sürmanşet'ten, göze batan fotoğraflarla ve fotoğrafın altında "Etik Kurumu'nun kurucusuymuş" hatırlatmalarıyla... Bu sunumu, Babahan'ın yukarıdaki sözleriyle karşılaştırın, fazla söze sanırız gerek yok...

Şunu da söyleyelim, "dokuzuncu yazı"yı Babahan'a "Hadi bakalım, şimdi ne diyeceksin?" demek için kaleme almadık... Yeni Sabah'ı "Büyük Basın'da devlet eksenli gazetecilikten sapma" olarak değerlendiren ve bunu ilan eden birileri olarak, "Yargıda neşter" haberlerindeki "devlet dili"nin gerçek nedenini soruşturma hakkını kendimizde görüyoruz açıkçası... Şimdi artık o günlerde öne sürülen "Yargısız infaz yapmamak için" gerekçesinin geçerli olmadığı anlaşıldığına göre, Sabah'tan daha farklı bir açıklama bekliyoruz...

HATIRLAYALIM...

"2 SÜPER YÖNETİCİYE RÜŞVETTEN GÖZALTI... Çukurova Holding Yönetim kurulu üyesi Ersin Pamuksüzer, Show TV Genel Müdürü Saner Ayer ile ünlü holding avukatları, 'yargıya rüşvet' suçlamasıyla gözaltına alındı... 'Rüşvetle yargı kararlarını etkilemekten' gözaltına alınan Ersin Pamuksüzer ve Saner Ayer'in yanı sıra, Yargıtay üyesi Ergül Güryel'in avukat oğlu Cenk Güryel ile birlikte 5 avukat da sorguda..."

Haber buydu (biz Hürriyet versiyonunu aldık) ve iki istisna dışında (Akşam ve Sabah), bütün gazeteler birinci sayfadan duyurmuştu. Akşam'ı "anlamak" mümkündü, çünkü gözaltına alınan kişiler, Akşam'ı da çıkaran grubun üst düzey yöneticileriydiler... Peki, haberi iç sayfalardan ve tek sütunda gören Sabah'a ne oluyordu?

Babahan'ın açıklamasını biliyorsunuz: "Doğrusu bu ve bundan böyle hep böyle yapacağız..."

Fakat Sabah'ın "haber dili", "öküzün altında buzağı arayan" bizim gibileri haklı gösterecek kadar tuhaftı... İlk gün haberi neredeyse "görmeyen" gazete, 5-6 gün sonra, gözaltındakiler mahkemeye çıkarılıp da "tutuksuz yargılanmalarına" karar verilince haberi büyütmüş, başlık için de "NEŞTER DEĞİL ŞOV"u uygun görmüştü... Haberin spotunda da şöyle deniyordu:

"DGM, savcının tutuklama talebini reddetti. Günlerdir yüksek yargıyı töhmet altında bırakan Neşter soruşturması fiyaskoyla sonuçlandı... Bazı medya gruplarının olaya yüksek yargıyı bulaştırma çabaları, DGM'nin kararıyla boşa çıktı. (...) Bu karar, Yargıtay ve Danıştay başkanlarının da uyarılarında haklı olduklarını ortaya koydu..."

ANLAMLI HABER TERCİHLERİ

Bu "haber takibi"ne ilişkin olarak o günlerde şöyle yazmışız:

"'Şov', 'fiyasko', 'bulaştırma çabaları'... Bunlar son zamanlarda Sabah'ta görmediğimiz fazla 'militan', fazla 'taraftar', fazla 'eforik' bir ruh halini yansıtmıyor mu?"

Sabah, o günlerde, Yargıtay Başsavcısı'nın "Soruşturmaya adı karışanlar istifa etsin" çağrısı ile aynı güne denk gelen Baykal'ın "Bu, yargıya vurma operasyonudur" açıklamasını bütün gazetelerden farklı bir şekilde yansıtmış... Gazeteler, Başsavcı'nın açıklamasını öne çıkarırken sadece Sabah Baykal'ın çıkışını büyütmüş... Bunu da "anlamlı" bir tercih olarak değerlendirmişiz o günlerde...

Uzatmayalım, sözün özü, Sabah'ın bu haberleri izleme tarzı, o günlerde "Can Ataklı'nın Star'ı"nda yankısını bulan "Ordudan sonra laikliğin son kalesi olan Yüksek Yargı'ya vurma operasyonu" çizgisine pek benziyordu. İşte bu yüzden çok, ama çok şaşırmıştık ve şaşkınlığımızı sizinle uzun yazılar boyunca paylaşmıştık...

Dünkü (19 Şubat) gazeteler, Roche sorgusunda, gözaltına alınan tüm sanıkların tahliye edildiği haberini veriyordu; Sabah dahil...

Sorumuz baki: Roche gözaltılarını sürmanşetten vererek "Yargıda neşter" haberlerine ilişkin savunmasını bizzat kendisi çökerten Sabah, "Yargıda Neşter" günlerinde gerçekte hangi saiklerle "devlet dilli" bir haberciliğe yönelmişti?

O günlerde Vatan'dan Metin Münir, Sabah'ın tutumunun "grubun yukarılarından gelen bir talimat"tan kaynaklandığını bildiğini yazmıştı... Bunu bilemeyiz, fakat Sabah'ın o günlerde "dilini de bozarak" giriştiği savunmanın nedenini inanın çok merak ediyoruz. (A.G.)


Her çarşamba 'Yaşamdan Dakikalar'!

Dikkatimizi epeydir çekiyordu ama hep pas geçtik... Fakat söz konusu ısrar ve tekrar öyle bir boyuta ulaştı ki, kendimizi artık daha fazla tutamayıp yazmaya karar verdik...

Aslında az sayıda olanı da "uygunsuz" ama epeydir alıştığımız için artık yadırgamıyoruz. Bazı köşe yazarlarının yazılarının dibine "Bu akşam filanca televizyon kanalında şu programdayım" türünden notlar iliştirmeleri de aslında "uygunsuz" ama söylediğimiz gibi artık yadırgamıyoruz.

Ancak bu iş neredeyse haftanın her çarşambası tekrarlanmaya başlanınca biraz fazla olmuyor mu?

Sabah'tan Hıncal Uluç'un neredeyse her çarşamba köşesine iliştirdiği "Yaşayan Dakikalar" notundan söz ediyoruz.

Belki siz de karşılaşmışsınızdır: TV8'de her çarşamba saat 22.30'da Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu, Sunay Akın ve Nebil Özdentürk'ün birlikte hazırlayıp sundukları "Yaşamdan Dakikalar" adlı bir program yayınlanıyor. Nasıl, hangi türe giren bir program mı? Bu soruya cevap vermek çok kolay değil; program öncesi "Bu hafta şunları şunları konuşayım" diye bir ön hazırlık yapılıyordur herhalde ama anlaşılan o ki program asıl olarak "çağrışımlar" zemininde ilerliyor... Yani özetle, ortaya açılan lafa tarafların serbetçe girip çıktıkları bir "sohbet programı" bu.

Hıncal Uluç, tabii ki bizim görebildiğimiz kadarıyla, tam 5 çarşamba köşesinde bu programın duyurusu-tanıtımı-reklamını yapmış. Böyle durumlarda "belgeler"le konuşmak her zaman iyi olduğu için isterseniz önce bu günleri sayılım: 19 Ocak, 26 Ocak, 2 Şubat, 9 Şubat ve son olarak da 16 Şubat çarşamba günleri.

İsterseniz şimdi de, Uluç bu tarihlerde "Yaşamdan Dakikalar" hakkında neler yazmış, bir iki örnekle onlara bakalım:

"Bu gece neler konuşacağız? Hiç bilmiyorum... Nebil hazırlıksız yakalanmayalım diye birşeyler planlıyordur ama, lafın hangi lafı açacağı, orada belli oluyor. Güzelliği, sürprizi orda.. Hiçbirimiz aslında ne konuşacaımızı bilmiyor, ders çalışmıyoruz. Herşey orda doğup büyüyor.. Haşmet, Sunay... Nasıl dinlemeye doyulmaz sohbetçiler... Nebil olağanüstü bir yönetimci.. Bakın ben mütevazi olmayı hiç sevmedim.. Onda hep iki yüzlülük buldum.. Bu yüzden kendi hakkımda da düşündüklerimi aynen söylerim.. Yaşamdan Dakikalar Türkiye'nin en sevilen Sohbet programı olma yolunda.. Çok kısa zamanda 90 Dakika gibi, vaz geçilmez bir klasik olacak..." (19 Ocak)

"... Zaten televizyon seyretmeyi sevmem.. Ama Yaşamdan Dadikalar'ı kaçırmıyorum. Evde değilsem banda alıyorum... Tiryakisi oldum.. Çükü harika bir program bu.. Türk televizyonculuğunun gelmiş geçmiş en güzel sohbet programı.. (...) Bu gece 22.30'da.. TV8'de sizleri bekliyor olacağız, ekran başında.." (26 Ocak)"Çarşamba günlerini iple çekiyorum.. Çünkü o gün, Yaşamdan Dakikalar'ı çekiyoruz. Nasıl keyif alıyorum, nasıl mutlu oluyorum çekimlerde bilemezsiniz.. Biz öylesine eğleniyoruz ki, Sunay, Haşmet, Nebil, ben.. Bu keyif sizlere de yansıyor mutlak.. Gelen e-maillerden belli.. Övünmek gibi olsun.. İzleyenlerin damağında tat bırakan bir sohbet yapıyoruz her hafta.. Seyirci sayımız her hafta artıyor.. Hayır, reklamla değil.. Fısıltı gazetesi.. İzleyenler, izlemeyenlere öyle ballandırıp anlatıyorlar ki.. Bu gece gene 22.30'da, TV8'de sizlerle beraber olacağız..." (2 Şubat)

"Bu gece ekranlar neredeyse benim. Önce atv'deki Avrupa Yakası'na konuğum. (...) Ardından saat 20.30'da hayatta en severek yaptığım televizyon pragramı Yaşamdan Dakikalar başlıyor. TV8'de Haşmet, Sunay ve Nebil'le yine evlerinize geliyoruz." (9 Şubat)

"...Çarşambaları iple çekiyorum.. Hayır, biz program falan çekmiyoruz.. Nebil ev sahibi.. Sunay, Haşmet, ben, sohbet ediyoruz aramızda.. Nasıl güzel, nasıl keyifli, nasıl doyumsuz bir sohbet. (...) Nebil, Sunay, Haşmet.. Allah bunları sohbet için yaratmış olmalı. 35 yıldır her çeşit TV programı yaptım, bana bu kadar keyif vereni olmadı. Biz bu kadar keyifle yapınca işi, sizlere de yansıyor tabii.. (...) Yaşamdan Dakikalar bu gece 22.30'da .. TV8'de.. Bizi anlayan, bizi hisseden, bizim farkımıza varan ilk televizyon.. (..) Bize kendi televizyonumuz atv'yi anında terk ettiren, insanın kendine ve ilkelerine olan saygısının verdiği güç.. " (16 Şubat)

Görüyorsunuz, her çarşamba aynı ısrar, aynı tekrar...

Bu durumda Kronik Medya olarak sizden rica ediyoruz: Geçin bir an önce "Yaşamdan Dakikalar"ın karşısına da bu çarşamba eziyetleri bir son bulsun artık! (K.B.)


Bunun 'editoryal tercih'i olmaz!

Kimi gazetelerin manşete taşıdığı, kimi gazetelerin de tek sütunda olsun görmediği öyle haberler vardır ki, haberi hiç görmeyen gazeteleri "haber gizleme" pratiği içinde olmakla suçlayamazsınız... Bunlar, "haber değeri" gerçekten de tartışmalı konulardır. Ayrıca her gazetenin "gerçek"i değerlendirmesinde belirli farklılıklar olabilir; böyle durumlarda "gazetenin editoryal tercihi" der geçersiniz...

Fakat öyle "gerçek"ler vardır ki, bildiğiniz hangi "haber değerleri" kriterine vurursanız vurun, onun, okurlara duyurulmasından kaçınılamayacak bir "haber" olduğunun hilafına tek laf edemezsiniz...

Gelin mesela bu açıdan Çarşamba günkü Emek Platformu'nun yurt çapında gerçekleştirdiği "Genel grev öncesi uyarı eylemleri"ni değerlendirelim... Dile getirilen taleplere katılıp katılmamanız hiç önemli değil, fakat Türkiye'nin bütün işçi konfederasyonlarının çağrı yaptığı, muhalefet partisi ve çok sayıda meslek örgütünün de destek verdiği bir eylemden söz ediyoruz... Evet, gösterilerin cılız geçtiği anlaşılıyor, ama sonuçta yüzbinlerce kişiyi temsil eden kuruluşların bir eyleminden söz ediyoruz... Şimdi bunun haberine hangi gerekçeyle "yok" muamelesi yapılabilir? Gazetecilik-habercilik diliyle konuşacak biri bunu açıklayabilir mi?

Sözünü ettiğimiz eylemlere "yok" muamelesi yapan gazetelerimiz (inceleme imkânı bulamadıklarımız müstesna): Hürriyet, Sabah, Milliyet, Zaman, Akşam, Dünden Bugüne Tercüman... İçerde, "küçük haber" olarak görenler: Akşam, Vakit, Radikal, Gözcü... Sürmanşetten duyuranlar: Cumhuriyet, Birgün, Gündem... (A.G.)


20 Şubat 2005
Pazar
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED