|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türkiye yaşadığı köklü değişim sürecinde kâh sıkıntılı kâh güneşli günler yaşıyor. İçinde bulunduğumuz şu günler belli ki sıkıntı günleri. ABD-Türkiye ilişkilerinin gerginlik belirtileri göstermesi, kamuoyunun sadece Bush yönetimini temsil eden gazetecilerin kaleminden değil, siyasi sorumluların ağzından açık bir şekilde Türkiye'deki Amerika karşıtı olmakla suçlanması tedirginlik yaratıyor. Bir ülkenin siyasi sorumlularının diğer bir ülkeye yönelik olarak siyasi iktidarı, kurumları, politikaları ikinci plana iterek toplumla ilgili tespitlerde bulunması, talepler dile getirmesi müttefikler arası ilişkilerde pek sık rastlanan bir durum değildir. Bush yönetimin çalışma yöntemleri dikkate alınacak olursa, bu gelişmeler muhtemelen ABD'nin Ankara'dan yeni taleplerde bulunmak üzere olduğuna ve Ankara'nın kıvama getirilme operasyonlarına işaret etmektedir. Türkiye'deki değişim süreci açısından bakıldığında bu tür gelişmeler madalyonun bir yüzünü oluşturuyor. Madalyonun diğer yüzü her şeye, özellikle siyasi iktidarın yaşadığı rehavete rağmen ışıklıdır. Değişim sürecine, değişim talebine yönelik dirençler ve onun etrafındaki kara çatışmalar ne denli hız kazanırsa kazansın; önümüzdeki yılların anahtar sözcüğü artan bir şekilde "açık toplum" talebi olacaktır. Bugün Türkiye'nin durduğu yer 28 Şubat depreminin süzgecinden geçmiş, devlet-birey ilişkisini somuta indirmiş, demokrasinin yaşamsal önemini farketmiş, sosyal, ekonomik, kültürel beklentilerin temel hak ve özgürlüklerle yakın ilişkisini görmüş, talepkâr ve "tersinmez" bir noktadır. Evrensel gözlükle bakıldığı zaman ise ortaya şu görüntü çıkar: Bireyin kendisini yeniden tanımlamasında, toplumsal tasavvurlarda, kültürel talep ve hareketlerde "gelecek zaman merkezli 20. Yüzyıl"dan "şimdiki zaman merkezli 21. Yüzyıl"geçiş ile Türkiye'nin Batı'yla ikinci sıcak tarihi karşılaşması ilginç bir şekilde, biraz da zorunlu olarak kesişmiştir. Bu durum, zihinsel ve kültürel nitelikli köklü değişim gerçeğinin toplumsal kaynağını oluşturur; buna şüphe yok. Nitekim bugünü feda ederek, bugünü ihmal ederek yarına yatırım yapmak, yarını inşa etmek, yarını kurmak hedefi her geçen gün bir değer olmaktan çıkıyor. Gelecek hedefli kalkınma adına toplumsalın, adaletin gözden ırak tutulmasının ölümcül faturası da ortada. Bugün ruhumuza hâlâ kısmen egemen olan, "siyaseti dışlayan değişim şiarı, "sizofrenik depolitisazyon" hali, "travmatik kimlik yırtılmaları", buradan yükselen "milliyetçilik dalgası" bu durumun sadece geçiçi alt ayrıntılarını oluşturuyor. Nitekim bu ülkedeki açık toplum talebi, gelişkin temel hak ve özgürlükler arayışı gücünü "şimdiki zamanın siyasallaşması"ndan, bu siyasallaşmanın karşı koyulmaz rüzgarından alıyor. Şimdiki zaman üzerine kurulu olan, ekonomik ile kültüreli iç içe sokan, mikro sorunları makro sorunlar kadar tayin edici hale getiren, toplumsalın yeniden ve bugüne yönelik keşfini hayati kılan bu değişim gerçeği; her şeyden önce "toplumsal siyaset"in kazanması gereken ve kazanacağı önemi ifade eder. Etik, katılım, adalet kavramlarının yenilenen gücüne ve önemine gönderme yapar. Şüphe yok; bu koşullarda Türkiye'nin sorunu; değişime, değişmeden uyum sağlamaya çalışan, yarın adına bugünü feda etme çabasını elden bırakmayan, bu çerçevede bir yandan siyaseti diğer yandan toplumu ve onların ayrılmaz parçaları temel hak ve özgürlükleri gasp eden yönetim zihniyeti ve ataerkil siyaset gerçeğidir. Türkiye bir süre daha bu direnç ile tersinmez değişme talebinin çatışmasını yaşayacak… Bilin ki, etikten estetiğe, devletten topluma, insandan özgürlüğe her yeri ve her şeyi içinden kuşatan köklü değişim dalgası, gün gelecek "kağıttan kuleleri" yerle bir edecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |