AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Bu mesele de AB normları çerçevesinde tartışılsın

Ülkedeki sendikal hayatın eksikleri-yanlışları bilinmeyen şeyler değil... Bu eksiklikler-yanlışların başında da, herhalde, kolu sendikal hayata kadar uzanmış "oligarşik" yapılanma tarzı geliyor... Bu konuda hangimizin anlatacak gözlemi-hikayesi yok ki? Mensup olduğu işkolunda çok kısa bir süre çalışmanın ardından "profesyonel sendikacılık"a terfi edip ele geçirdiği koltuğunu onyıllarca kimseye kaptırmayanların sayısı kaçtır acaba? Çoğu zaman, içinden çıktığı sınıfın dertleriyle kısa sürede hiçbir ilişkisi kalmamış, küçümsenmeyecek bir bütçeye neredeyse canının istediği gibi hükmetmeye alışmış bir "kadro"dan söz ediyoruz. Yani özetle genelinde öyle bir yapı ki, "Sendikalar da olmasa çalışma hayatını ne güzel idare ederdim!" diye homurdananlara neredeyse hak verdiriyor...

Yine bildiğiniz gibi, ülkemizdeki bu hantal sendikal hareket, genelinde, Türkiye'nin AB'ye yönelik girişimlerinden de memnun değil. AB mevzuatı yönünde yapılacak düzenlemelerin işin tadını kaçıracağı düşünülüyor. Sonunun geldiği öyle ya da böyle açıkça görünmüş olsa da, bir bakıma "Ne kadar direnirsek kârdır" anlayışı içinde "Eski Rejim"e var gücüyle sahip çıkmaya çalışıyor.

Ama şanslıyız ki, bu kritik dönemde Kristal-İş Sendikası Eğitim Müdürü Aziz Çelik gibi az sayıda isimler var da, özel olarak sendikal genel olarak çalışma hayatımıza ilişkin sap ile samanın birbirine karıştırılmadığı aydınlatıcı yorumlarla karşılaşabiliyoruz.

Aziz Çelik'in dünkü (21 Şubat) Radikal'de yer alan "Asosyal devlet çözüm değil" başlıklı yazısını okumadan önce, pazar günü İspanya'da yapılan referanduma ilişkin İspanyol sendikalarının açıklamalarını okudum. Biliyorsunuz; AB Anayasası ilk olarak İspanya'da görücüye çıktı ve yüzde 70'in üzerinde "evet"le kabul gördü. İspanya'nın iki büyük sendikası da (CCOO ve UGT) referandum ile önlerine getirilen metne olumlu yaklaştı. Bu iki büyük sendika, AB Anayasası'nı "fazla liberal" bulan görüşe yanaşmadı. CCOO Genel Sekreteri Fidalgo, Anayasa'nın diğer birçok Avrupa sözleşmesine kıyasla, önemli ilerlemeler barındırdığını söylüyordu. UGT Genel Sekreteri Mendez ise, "Anayasa bizim sosyal Avrupa modelimizi savunmamız için büyük bir araç" diyordu.

Bu bilgileri aktarmamın nedeni basit: Bu iki büyük İspanyol sendikasının da belirttiği gibi, AB Anayasası Sosyal Avrupa'yı kurmak için de müsait bir zemin hazırlamaktadır. Ve dolayısıyla, eğer bir gün kısmet olur da Türkiye'de bu birliğe girerse, bu "sosyal" rüzgâr ülkemizdeki çalışanları da serinletecektir. Yani, kimi sendikaların yaptığı gibi AB'yi daha baştan düşman belleyip mevcut yapıyı savunmak (çalışanlar açısından tabii ki!) hiç de akılcı bir tercih değildir.

AB Anayasası'nın ve hatta ona varmadan AB ülkelerinde bugün yürürlükte bulunan sosyal politikaların Türkiye'deki ile karşılaştırıldığında apaçık olarak ortaya çıkan erdemlerini Aziz Çelik çok güzel özetlemiş. Çelik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan "Sosyal Güvenlik Sisteminde Reform Önerisi" başlıklı raporu "AB kriterleri" çerçevesinde öyle güzel analiz etmiş ki, bu raporun ruhuna uygun olarak hazırlanan dört yasanın yürürlüğe girmesi durumunda söz konusu bakanlığın adından "Sosyal"in çıkarılarak kendisinden "Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı" olarak söz etmemiz çok yerinde olacaktır doğrusu!

Aziz Çelik'in şu değerlendirmesini özellikle beğendim: "Ülkemizde yasal olarak devletin sosyal güvenliğe katkısı öngörülmemiştir. Ancak, 1990'lı yılların ortasından itibaren sosyal güvenlik sisteminin mali sorunlarının artmasıyla birlikte bütçeden sosyal güvenliğe kaynak aktarılmaya başlanmıştır. Bu trasferler 'açık' ve 'kara delik' olarak nitelenmiştir. Oysa devletin sosyal güvenliğe aktardığı kaynaklar neden açık olarak değerlendirilsin?"

Çok güzel değil mi? Hatırlayın; bu transferlerden yıllardır sadece "devlet"in değil, hemen herkesin "açık" ya da "kara delik" olarak söz ettiğine şahit olmadık mı?

En iyisi yazıyı burada keseyim ve Çelik'in söz konusu "Reform Önerisi"ne ilişkin eleştirilerini biraz daha etraflıca aktarabilmek için yarınki yazının başına oturayım.


22 Şubat 2005
Salı
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED