|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
![]() |
|
Hiç de merak etmediğimiz halde, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, bizleri "çeşitli konularda" bilgilendirmeye devam ediyor. Mesela, "katsayı meselesi" hakkında konuşuyor, kendince bazı teknik izahatlar yapıyor, sonra da hiç merak etmediğimiz ve aslında kendisini de ilgilendirmeyen konulara girip bazı siyasi değerlendirmelerde bulunuyor. Meslek lisesi mezunlarına eşitlik tanıyan katsayı değişikliği, evet "teknik olarak" mümkün görünmekle birlikte, başka açılardan tavsiyeye değer bulunmuyor. Oysa Teziç, mesleği ve konumu gereği, katsayı değişikliğinin niçin teknik açıdan mümkün görülmediğini anlatmalı, bizi ikna etmeli. O, başka açılardan bakmayı tercih ediyor. Mesela, "gerginlik çıkar" diyor. Kim gerginlik çıkaracak? Mevcut katsayı uygulamasından istifade eden ve işbu adaletsiz yarışı avantaja dönüştürüp üniversitelere kapağı atan "düz lise" mensupları mı? Muhalefet mi? "Ordu göreve" pankartlarının altında yürümeyi alışkanlık haline getirmiş rektörler mi? Hesapta olmayan başka güç odakları mı? Kim? Düz lise mensuplarının sesi çıkmadığına göre, gerçekte kim? Yoksa, YÖK Başkanı'nın açıklamasını bir "istihbarat uyarısı" olarak mı almalıyız? Diyorum ya, Teziç, bizleri bilgilendirmeye çok meraklı. Mesela, kendisini Başbakan'ı cevaplamakla yükümlü saydığı dönemlerde iktidar-muhalefet dengesine el atmış, bir de akıllara ziyan "iktidar" tanımlaması yapmıştı. Teziç'e göre, "Parlamenter sistemin, zayıf muhalefet karşısında iktidar-muhalefet dengesi bozulmuştu. Bu denge devlet iktidarıyla parti iktidarı arasındaki dengeye dönüşmüştü..." Bu açıklamaya verilebilecek en güzel cevap şuydu: Sana ne? İktidar-muhalefet dengesinin nasıl kurulduğu seni (hususen YÖK'ü) ne ilgilendiriyor? Muhalefetin boşluğunu demokrasi dışı güçler mi doldursun istiyorsun? Elbette bu açıklamada ufak da olsa gerçeklik payı vardı. Çünkü, Türkiye gibi demokrasiyle sorunlu ülkelerde "iktidar-muhalefet dengesi" bizzat (kağıt üzerinde görülmeyen) devlet iktidarı tarafından oluşturulmaktadır. Hatta, denilebilirse, ülkemizde siyasal mücadelenin tarihi, devlet iktidarıyla parti iktidarı arasındaki mücadelenin tarihidir. Hepsi iyi hoş da, neden Teziç bu konularla ilgileniyordu? Başka işi yok muydu? İşte Avrupa Üniversiteler Birliği'nin (EUA) raporu... Bu rapora göre, Türk yükseköğretimi "kalite" konusunda yeterli güvence sistemlerine sahip değil. 77 üniversitemizden yalnızca 10 tanesi uluslararası akreditasyon ve kurumsal değerlendirmeden geçer not alabilmiş. Türk üniversitelerinin verdiği diplomaların uluslararası geçerlilik notu ise 5 üzerinden 3... Daha anlaşılabilir olması için bir kez de yazıyla verelim; beş üzerinden üç. Özerklik konusunda da, ne yazık ki, Avrupa'nın en gerisindeyiz... Peki, her fırsatta devletin, hükümetin, siyasetin işleyişiyle ilgili açıklamalar yapan değerli profesör Teziç'in, değerli görüşlerini kendine saklayıp (gerçekten hiçbirini merak etmiyoruz), bir an önce asıl işi olan eğitim-öğretim meselelerine dönmesi daha "doğru", daha "yerinde" bir davranış olmaz mı?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |