AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Başörtülü beyin cerrahı ne yapar?

Başörtülü bir beyin cerrahı ne yapar? Başörtülü bir beyin cerrahını ne yapmalı? Başörtüsü tartışmasının bir boyutu "Hizmet alan - Hizmet veren" ayrımına uzanıyor. Bir kesim, hizmet alana da verene de "kamusal alan"ı dar etmeye uğraşırken, bir başka kesim ise, "Hizmet veren konumunda başörtüsü yasak olsun ama hizmet alan için yasağı savunmak imkansız" diyor. Bu ikinci yaklaşım, başörtüsü yasağının kalkmasından yana gibi görünse de, "hizmet veren" konumundaki bayanlar için yine de "yasakçı" bir tavır sergilemiş oluyor. İşin ilginç yanı, "kökten yasakçılık" yanında bu yaklaşım, daha insaflı gibi gözüküyor ve gittikçe "hizmet veren kamu görevlisi" için başörtüsü yasağı doğruluğu tartışılmaz bir yargı haline geliyor.

Ayrıca "Hizmet verene yasak olsun" görüşü, bir noktada, "hizmet alana da yasak olsun" görüşü ile buluşuyor. Çünkü "kökten yasakçı" çizgi, "Hizmet alanlar okulu bitirince ne yapacaklar? Bu defa karşımıza başörtülü hâkim, avukat, doktor adayları çıkmayacak mı?" sorusunu soruyor. Ve ekliyor: O zaman uğraşacağımıza baştan önlerini keselim!

Evet, aynen böyle... Bir yerde iki çizgi buluşuyor: Bir kesim diyor ki kökten boğalım, büyümelerine hiç izin vermeyelim. Diğer bir kesim ise "Hizmet veren konumuna getirmeyelim" diyerek yol kesmek için ilerdeki kilometreleri işaretliyor.

Burada her iki yasakçı kesimin paylaştığı gerekçe şöyle:

Laik bir devlet, hizmet verdiği tüm inanç kesimlerine karşı eşit davranmak zorundadır, herhangi bir inanca ait sembol, kamu görevlisini taraf haline getirir ve laik devletin her inanca karşı eşit mesafede olması ilkesini zedeler.

"Yasakçı çizgi", Batı ülkelerinde de bu mantık içinde "hizmet veren"lere inanç sembollerini (Başörtüsü, haç, kipa) kullanmama kuralı uygulandığını ifade ediyor.

Bu yaklaşımın bir hayli sorunlu olduğunu ifade etmek istiyorum bu yazıda. Düşüncelerimi şöyle özetleyebilirim:

1. Öncelikle "Hizmet verene yasak" uygulamasının Batı'daki her ülke için genel geçer nitelikte olmadığını belirtmek gerekiyor. Kimi Batı ülkeleri, peşin yasaktan yola çıkmak yerine, inanç özgürlüğüne gösterilen saygı gereği, ve o alanda bir ihlale sebebiyet vermemek için dini sembollerin, yapılan kamu hizmetinin niteliğini etkileyip etkilemediği değerlendirmesini yapıyor öncelikle. Ve, yapılan hizmetin inançla hiçbir bağlantısı yoksa, burada yasakçılığa yönelmiyor. Mesela, "Bir bilgisayar operatörünün veya trafik polisinin başörtülü olması veya olmaması, boynunda haç bulunması veya bulunmaması o hizmetin niteliğini etkilemez" deniliyor ve benzeri konularda herhangi bir yasakçı tavra gidilmiyor.

2. Aslında "başörtüsü" hadisesinde meseleye temelden bakıldığında şöyle bir mantığa oturduğu gözleniyor: Kadınların ve erkeklerin hiçbir ideolojik nitelik taşımayan genel bir giyim tarzı vardır. O giyim çağdaştır, evrenseldir. O giyim içindeki insanların ideolojik yönelişleri de ortadan kalkmış olur. Bunlar, asla kamu hizmetinde yanlı tavır sergilemez. Oysa İslam'ın tesettürü bu genel ve nötr giyimden farklıdır. Bir aykırılıktır. O giyim içinde insanlar mutlaka yanlı tavır sergilerler. Onun için de laik devlet bu yanlılığa izin vermez.

Bu yaklaşımda bir hayli sorunlu alan mevcuttur.

-Bir kere evrensel, çağdaş giyim diye, tüm insanlık için ortak bir giyim çerçevesinden, bunun da "Batılı giyim tarzı" olduğundan söz etmek hiçbir biçimde doğrulanamayacak ve sadece Batı'nın kültür emperyalizmini içselleştirmekle izah edilebilecek bir yaklaşımdır.

-Bir İslam ülkesinde, "Batılı giyim tarzı"nı devlet eliyle topluma empoze etmeye kalkışmak da, başlı başına bir ideolojik yaklaşımdır ve eğer öyleyse laikliğin nötr duruşu ile bağdaştırılamaz. Böyle bakıldığında, militan bir laik yargıçın başörtülü, çarşaflı, hatta sakallı bir insanı yargılamasında da, basbayağı bir tarafgirlik ihtimalinden söz etmek mümkündür.

-Buna ilaveten, hiçbir insanı düşünceden - inançtan soyutlamak mümkün değildir. İnsanlar Müslüman olmayabilir, ama başka inançlar içinde olmaları pek tabiidir. Bu farklı inançların fanatikleri de, diyelim Batı'da bir yabancı karşıtı devlet görevlisi, Amerika'da fanatik bir evanjelist, Türkiye'de İslam'a karşı misyon üstlenmiş bir ateist... Ne bileyim, "İslam düşmanı" bir öğretim üyesi... Bunlar mümkün olamaz mı? Doçentlikten profesörlüğe yıllarca yükseltilmeyen insanlar var, doçentlikleri mülakatlarda tıkanan nice insanlar var... "Taraflı kamu hizmeti" için, illa semboller kullanmak mı gerekiyor?

-Ve tersinden bakalım olaya... Başörtülü bir insan, mutlaka inanç ayrımı mı yapar? Ondan mutlaka inanç ayrımı yapacağı mı beklenir? Başlığa "Başörtülü beyin cerrahı ne yapar?" sorusunu koydum. Hakkari'ye tayin edilen başörtülü beyin cerrahı Emine Demir'e getirmek istiyorum sözü... Emine Hanım Hakkari'de, hizmet verirken nasıl bir ayrımcılık uygular? Onun önüne gelen hasta Emine Hanım'ın başörtüsünden niçin tedirgin olur? Niçin olsun ki? Diyelim başörtülü bir diş doktoru başörtüsüz bir hanımın dişini çekerken, ona özel ıstırap mı çektirir? Diyelim Doğu'da - Güneydoğu'da halka açık okuma - yazma seferberliği uygulanıyor ve katılan bayanların yüzde yüzü başörtülü... Burada başörtülü bir öğretmen neden yadırgansın ki? Hatta belki daha verimli olmaz mı? Bu örnekler çoğaltılabilir ve şu hiç fütursuz söylenebilir ki: Türkiye gibi bir ülkede, en azından hayatın çok geniş bir bölümünde başörtülü kamu görevlisi hiç de devletin tarafsızlığı ilkesi ile çelişmeyecektir. Tabii, eğer inanç özgürlüğünü önemsiyorsak... Bu alandaki ihlal, devletin toplumla ilişkileri açısından ciddi bir sorun olarak görülüyorsa. Ve tabii ki ülkemizin birim insanına saygı duyuyorsak. Yok, insan değil tabular önemliyse, kime neyi anlatacaksınız ki?


5 Temmuz 2005
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED