|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
![]() |
|
göz atide olmalı
Kültür tarihçisi Dursun Gürlek son kitabı Maziye Bir Bakıver'de 'eski' İstanbul'u bilinmeyen yönleriyle anlatıyor. "Kökü mazide olan ati" olmayı önemseyen yazara göre, geleceğe hazırlanmak için önce geçmişe sahip çıkmak gerekiyor.
HALE KAPLAN ÖZ
Büyük bir kültür ve medeniyet tarihinden, özenle seçilerek derlenen bu hikayeleri bir araya toplama sebebini Gürlek, şöyle açıklıyor: "İstikbale iyi bir gözle bakabilmek için maziye bakmak gerekiyor. Çünkü içinde bulunduğumuz durum: hal, gelecek: istikbal. Bunları sağlam temellere oturtmak için maziyi çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Ziya Gökalp Yahya Kemal'i eleştiriyor, diyor ki: "Sen hep maziden bahsediyorsun dünkü Osmanlı eserleri camiler, çeşmeler vs. Harabisin harabatisin." Yahya Kemal de cevap veriyor: "Ne harabiyim ne harabatiyim / kökü mazide olan atiyim." Bugünü değerlendirmek için dünü bilmemiz gerekiyor. Nitekim şu anda İstanbul'u gezdiğimizde önümüze gelen eserlere bakalım; bunların hepsinin bir hikayesi var. Bunların hikayelerini bilmeden bu eserleri nasıl değerlendireceğiz? Kitapta bu yapıların hikayelerini veya onlara ilişkin anekdotları öne çıkarmaya çalıştım." Bu şehri, sevenlerinden dinledim Gürlek daha önce yayımladığı kitaplarında da benzer konuları ele almıştı. 30 yıldır İstanbul üzerine araştırmalar yapan yazar, kitaptaki hikayeleri sadece arşivlerden bulmadığını söylüyor. "Otuz yıldır İstanbul kültürünün içindeyim. Kütüphanelere gitmeyi, İstanbul'u gezmeyi, İstanbul'u gezenlerle gezmeyi, İstanbul'u bilenleri dinlemeyi severim. Eski İstanbul hayatını çok iyi bilen Necip Fazıl, Samiha Ayverdi, Münevver Ayaşlı gibi kültür insanlarını tanıma fırsatı buldum" diyen Gürlek gezileri esnasında karşısına çıkan hemen her eserin peşine düşerek hikayelerine ulaşmış. Hazinelerimizle irtibatımızı kestik Üzerinde yaşayan her medeniyetin büyük eserler bıraktığı nadir şehirlerden olan İstanbul'un bugünkü durumu ve insanının duyarsızlığı Gürlek'i en fazla üzen konuların başında geliyor. "Biz çeşitli, ekonomik, siyasi, sosyolojik sebeplerden dolayı dünkü hazinelerimizle irtibatımızı kestik. Kültür, ilim bir seviye ve merak işidir. Evvela insan kendinde böyle bir ihtiyaç duyacak, çevresine alaka gösterecek. 600 sene ayakta duran bir medeniyetin çocuklarının bunu nasıl başardığını kendi kendine sorması lazım" diyen Gürlek İstanbulluları tarihini araştırabilmek için öncelikle Osmanlıca öğrenmeye ve etrafındaki eserleri tanımaya çağırıyor. Belediyeler şehir turu düzenlemeli Gürlek, bu kapsamda yerel yönetimlere de oldukça önemli görevler düştüğünü söylüyor. "Belediyeler özellikle seyahat turlarıyla İstanbul'un tanıtımına önem verilmeli. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni dünyanın incisi olan bu şehri, bu kültür hazinesini tanıtma konusunda yetersiz buluyorum. Dünyada ikinci İstanbul yok. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ifadesiyle İstanbul Mekke, Medine ve Kudüs'ten sonra dördüncü kutsal şehirdir. Peygamberimiz'i evinde misafir eden Eyüp Sultan'ı biz yıllardır misafir ediyoruz. İstanbul kutsaldır. O nedenle istanbul'a hizmet etmek, onun özelliğini ve güzelliğini anlatmak ibadettir." Geçmişe dokunmak için Hangi eserlere, niçin küp kapağı denildiğini, bazı kitapların nasıl zincire vurulduğunu, Ahmet Methat Efendi'ye neden dolayı 'On İki Beygir Kuvvetinde Yazı Makinesi' unvanının verildiğini, eski İstanbul hamamlarının renkli müşterilerini, Galata Mevlevihanesi'nin hikayesini ve geçmişe dair bir çok ilginç hikayeyi Maziye Bir Bakıver'de okuyup hayrete düşecek, üzülecek, geçmiş yaşantıların inceliğine küçük bir tebessümle karşılık vereceksiniz. Galata'nın KÖPEKLERİ NİYE MUTSUZDU?
Maziye Bir Bakıver çok ilginç anekdotları barındırıyor. İşte bunlardan biri: "Bugün Boğaz Köprüsü'nde olduğu gibi, Abdülmecit döneminde Galata Köprüsü'nden geçişler paralıydı. Bu köprüden parasız geçme ayrıcalığına sadece köpekler sahipti. Ama onlar da bu imtiyazı çok az kullanıyorlardı. Eminönü köpekleri Galata tarafına gitmedikleri gibi, Galata köpeklerini de Eminönü tarafına geçirmiyorlardı. Galata, Beyoğlu, Taksim gibi Frenk semtlerinde yaşayan köpekler rahat edemiyor ve yeteri kadar beslenemiyorlardı. Fatih, Beyazıt, Aksaray ve Eminönü köpekleri ise, Müslüman halktan büyük bir şefkat ve merhamet gördükleri için kendilerini mutlu hissediyorlardı. Bu manzarayı Avrupalı seyyahlar da eserlerinde dile getiriyorlar. Edmondo de Amicis "İstanbul" adındaki kitabında konuya genişçe yer veriyor, ezcümle şunları söylüyor:"Bilhassa Pera'da ve Galata'da zavallı hayvanlar o kadar hırpalanırlar ve dövülmeye o kadar alışmışlardır ki, bir değnek gördükleri anda kaçarlar ya da kaçmaya hazırlanırlar"
|
|
|
|
|
|
|
|