AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Yaşlar ve başlar

Yaşlanıyor olmak işte böyle bir şey: Vaktiyle senden büyüklerde görüp de beğenmediğin davranışları kendin yapmaya başlıyorsun... Ben ve daha ileri yaşlarda olanlar kendilerini bu bakımdan sorguladıklarında tespitime hak verdiklerini göreceklerdir...

Eskiden, niye yalan söyleyeyim, bazı yazarların dil konusunda aşırı titizlenmeleri hiç hoşuma gitmezdi. Hani 'yalnız' ile 'yanlış' sözcüklerinin birbirine karıştırılmasını veya 'dahi' anlamına gelen 'de' ve 'da'nın bitişik değil ayrı yazılmasından öte hassasiyetleri kast ediyorum. Basın basit yazım hataları yapanları uzun süreli içinde tutmaz zaten...

Okuduğum metinlerde karşılaştığım bazı ifadelere kızdığımı son zamanlarda iyice fark etmeye başladım. Yazım hataları yapanlar mı çoğaldı, yoksa ben mi pimpirik oldum? Çoğu kişi ise, deyimleri yanlış yerde kullanıyor, ya da doğru yerde kullansa bile yanlış sözcüklerle ifade ediyor. Elimde kalem, habere veya yazıya dalıp kalıyorum...

Geçen gün, benden daha genç olmadığını sandığım bir gazete yazarı, 'sözüm meclisten dışarı' deyimine dayalı bir yazıyla çıktı okurlarının karşısına. Yazının girişi şu: "Bir adam, 'sözüm meclisten dışarı' diye lâfa girmişse, anlayın ki mecliste bulunmayanların arkasından atıp tutmaya başlayacaktır. / Bunun da Türkçesi şudur: Şimdi ben burada bulunmayan kimseler hakkında dedikodu yapacağım. / Bu giriş aynı zamanda şu anlama gelir: Bir başka zaman sizin de arkanızdan konuşabilirim."

"Sözüm meclisten dışarı" dedikten sonra orada bulunmayan birileri hakkında atıp tutabilirsiniz elbette; ancak öyle yapacaksanız, "Sözüm meclisten dışarı" demenize ne gerek var? Herkes, istediği hakkında, aklına geleni söyler bizde; ancak, "Sözüm meclisten dışarı" uyarısıyla başlayan bir cümle duyarsam, "Herhalde içimizden birini kast ediyor" diye düşünürüm. Bence siz de alınganlık gösterseniz o deyimi duyduğunuzda, daha akıllı davranmış olursunuz...

Dün gazetelerde, pazar gününü TBMM'de görevli gazetecilerle sohbet ederek geçirmiş CHP lideri Deniz Baykal'ın anlattıkları geniş biçimde yer alıyordu. CHP iktidarın bazı tavırlarından rahatsız; CHP grubu o yüzden Meclis çalışmalarını terk etti. Deniz Baykal da, Ak Parti ve lider kadrosu için bayağı sert ifadeler kullanmış o sohbet sırasında; anlattıklarını halk deyişleri ve deyimlerle zenginleştirerek...

Gazetenin biri, "Helva dövücünün hık deyicisi değiliz" cümlesini başlığa çekmişti sohbeti aktarırken... Helva yapılırken dövme fiilini hak eden bir işlem yapılır mı, bilemiyorum; hele o dövme işlemi sırasında birileri 'hık' sesi çıkartır mı, haberim yok... Esasen, benim dağarcığımda o deyim "Kahve dövücünün hık deyicisi..." olarak yer alıyor... Kahvenin çekirdek halindeyken dövüldüğü makina-öncesi dönemden kalma bir deyimdir o... Ya da ben öyle biliyorum. Fakat, CHP liderinin de deyimin doğrusunu en az benim kadar bilmesi gerektiğini düşündüğüm için de fazla iddialı olamıyorum...

İddia ile iddiasızlık arasında gidip gelmemin en önemli sebebi, parlamento hayatı şu anda orada görev yapan herkesten daha uzun bir politikacı olan Deniz Baykal'ın son zamanlarda sergilediği tavrı anlamakta zorlanmam... Deniz Bey, halkı göreve çağırmanın zihinlerde hangi düşünceler uyandıracağını bilmez mi? O tür çağrıların hangi dönemlerde yapıldığını, o çağrılar yapıldıktan sonra meydana gelen gelişmelerin neler olduğunu? Hepsini bilecek kadar politik deneyime sahip CHP lideri; ama işte görüyoruz, hiç gereği yokken, birden bire, "Halk görev başına" borusunu çalabildi...

Deniz Baykal parlamento çalışmaları bakımından ne kadar deneyimliyse, Tayyip Erdoğan da aynı derecede deneyimsiz. Evet, neredeyse bütün gençliği politik çalışmalarla geçmiş biri o, ilçe örgütünden başlayarak liderliğe kadar yükseldi; iki dönem de İstanbul büyükşehir belediye başkanlığını yaptı. Ancak, Meclis'e gireli iki yılı bile bulmadığı için iktidar-muhalefet dengelerini tam bilemiyor Tayyip Bey... Muhalefet sertleştiğinde ve yasaları yokuşa sürmeye başladığında bunu kolayından -yani içtüzükle oynayarak- çözmeye kalkması, Meclis içinde muhalefet olmayı yaşayarak öğrenmediği için...

Elbette kimse muhalefetten 'kahve dövücünün hık deyicisi' olmayı bekleyemez; ancak bir an için kahvenin yeterince dövülmediğini veya kahve diye yanlış bir şeyin dövüldüğünü farz edelim... Muhalefet bunu kahve dövücüye hatırlatmanın görevi olduğuna inansın... Acaba, dövülen kahvenin kaliteli olmasını isteyen biri bunu şimdilerde Deniz Baykal'ın benimsediği üslupla mı yapar, o üslupla mı yapmalı?

Lâfı buraya kadar getirip ortada bırakmak olmaz; bu yüzden en başa dönerek siyasî hayatta olup bitenler ile bu süreç içerisinde yer alanların yaşları arasında bir ilişki kurmam gerekiyor... Geçmişte okuduğum yazılarda Türkçe konusunda aşırı titizlenmelere verdiğim tepki ile özensiz ve yanlış dil kullanımından bugün duyduğum rahatsızlığın dozu çok farklı... Eminim, Deniz Baykal da politikaya girdiğinde lider bulduğu İsmet İnönü'nün sert tavırlarını onaylamazken şimdi benzer davranışları kendisinin sergilemeye başladığını fark ediyordur... Yaşlanmak hepimizi değiştiriyor, tavırlarımızı derinden etkiliyor...

Değişim iyi yönde olursa değerli, öyle değil mi?


5 Temmuz 2005
Salı
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED