|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
"Türk aydınları", ardından "Kürt aydınları" bildiri yayınladılar. Bildiriler medyaya "PKK silahı bıraksın" boyutu öne çıkarılarak yansıdı. Oysa bildiride, "tarafların çatışmayı bırakması"ndan bahsediliyor ve "herkese demokratik temsil imkanı sağlanması" isteniyordu. Bildirinin imzalanması için bana da başvuruldu. Bildiri metnini okudum ve "kendi düşüncelerimin kendi sütunumda ve özgün yapısı içinde sunulmasını tercih ettiğimi" belirterek imzamalayı reddettim. İmza için bana telefon eden kişiye de "Bildirinin PKK ile Ankara'yı nerede ise aynı kefeye koyduğunu, dağdakilere hem af hem de demokratik temsil yolu açmayı amaçladığını, bunun bir süre önce Ankara ve İstanbul'da temaslarda bulunan HADEP'li Belediye başkanlarının "3. Ses arayışı" girişimi ile paralel bir nitelik arzettiğini, onun da muhtemelen Öcalan çizgisi ile paralel olduğunu, böyle bir girişimin hiçbir sonuç vermeyeceğini" söyledim. Bir şey daha söyledim: "HADEP'li belediye başkanları ile yaptığımız toplantıda bir başkan 'Bölgede Öcalansız siyaset olmaz! Ben şimdi Öcalan'a karşı çıksam yarın beni başkanı bulunduğum şehre sokmazlar.' demişti. Bu durumda PKK ile devlet güçlerini dengeleyerek bir söz üretilmek isteniyor. Bu mümkün mü? Kaldı ki bunu ben, Belediye Başkanlarına da 'Siz Ankara olsanız isyancı bir güçle aynı konumda gözükmek ister, böyle bir şeye evet der misiniz?' demiştim. PKK eylemleri Ankara'yı terbiye edici bir unsur olarak kullanılmak isteniyor. Bu bildiri yanlış!" Bildiriler yayınlandı, ama o günden bu güne PKK'nın uzaktan kumandalı eylemleri devam ediyor ve geçen süre içinde onlarca asker hayatını kaybetmiş bulunuyor. Demek ki bildirilerin "PKK silahları kayıtsız şartsız bıraksın" çağrısının hiçbir anlamı olmadı. Ve demek ki bildirinin "öteki boyutu"nda olanlar, yani "askeri operasyonların da durdurulması" ve "herkese demokratik temsil hakkı verilmesi - ki bu genel af çıkarılmasını ve PKK'nın siyasi mücadeleye girebilmesini kapsıyor-" talebi yerine getirilmedikçe PKK silahları bırakmayacak. Kaldı ki bölgede, bir süredir bir şey daha yapılıyor; çatışmalarda ölen militanlara halk kitleleri adına sahip çıkıp, törenler düzenleniyor. Bu planın bir parçasında "serbest bırakıldığı takdirde ölen militanlara şehit statüsü verilmesi", diğer parçasında ise, müdahale edildiği takdirde güvenlik güçleri ile halk kitlelerinin çatışması ve dünya kamuoyuna "Doğu Güneydoğu'daki çatışmanın dağdan şehire indiği ve güvenlik güçlerinin halkla çatıştığı izlenimi verilmesi" hesabı yatıyor. Yani mücadele hem sıcak çatışmalar boyutunda hem psikolojik savaş boyutunda sürüyor. Böyle bir noktada "çatışmalar dursun" çağrısı yapmak, ya çok safdilce bir duruş ya da psikolojik savaşa bilinçli bir katkı anlamı taşır. Çatışmalar sürsün mü peki? Daha çok asker, hatta daha çok militan ölsün mü? Daha çok asker de ölmesin, daha çok militan da... Evet, dağdaki militan da sonuçta bu ülkenin insan potansiyeli içine giriyor. Ölmesin. Hiçbir ananın yüreği yanmasın. Ama... Yol oyun oynama yolu değil. İsyan etmişsin, dağa çıkmışsın, dünyanın bin türlü pisliğine batmışsın, kaç küresel gücün hesabına alet olup, kendi canınla birlikte memleketin canını yakmışsın. Seni dağ yollarına süren liderin teslim alındığında yakalayanlara arz-ı ubudiyyet etmiş ve sen hala "Ben böyle bir liderin arkasından mı gittim?" diye özeleştiri yapıp silahları bırakmamışsın, şimdi de, "Yollar açılsın, geleyim siyaset yapayım" istiyorsun. Dünyanın hangi ülkesinde bir isyanın eli kana bulanmış çetelerine "Gel de siyaset yap" derler. Umut var hala dünya merkezlerinde değil mi? Boyun eğdireceksin ülkeye imkan olursa değil mi? Bu olmaz. "PKK silahları kayıtsız şartsız bıraksın!" Bu doğru bir çağrı. "Militanlar gelsin ve teslim olsun." Bu da doğru bir çağrı, ama henüz "Türk ve Kürt aydınları" böyle bir çağrı yapmış değil. DEHAP'lı, HADEP'li yöneticilerin de böyle bir çağrıları yok. DEHAP - HADEP çizgisi üzerinde hala Öcalan ipoteği var. Onun için önceki yazımda "Bir Kopenhag kriterleri de Doğu- Güneydoğu'daki siyaseti PKK'nin askeri ipoteğinden kurtarmak için lazım!" diye yazmıştım. Eğer HADEP'li belediyeler "Bizi Öcalan ipoteğinden kurtarın" diye bir çağrıda bulunuyorlarsa, bu sese kulak vermek gerekir, diye düşünürüm. Ama "Siz şunu yapın, PKK da şunu yapsın" türü yaklaşımlar hep savaş mantığı içinde yaklaşımlardır ve artık pili bitmiş olan PKK'ya bir tür "zafer temin etme" arayışıdır. Bir kaç kelime de Ak Parti hükümetine: Neredesiniz? Doğu - Güneydoğu için inisiyatif kullanmaya ne zaman başlayacaksınız? Bölgede olay yeniden "güvenlik ağırlıklı" hale geliyor, 2.5 yıldır bu önlenemez miydi? Bölge halkı size önemli bir prim verdi, halkla çok daha diri bir diyalog için ne yaptınız? Bölgedeki güvenlik yoğunluğu yarın Ankara'daki kimi gelişmeler üzerinde tesir icra ederse bunun kabahati kimde olacak?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |