|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hepimiz, büyük kentlerde yaşayan herkes istisnasız terörün hedefiyiz. Şu ya da bu nedenle, şu ya da bu bedeli ödemek adına... Şu ya da bu devletin ya da devletlerin izlediği yanlış politikalar nedeniyle... Ya da çok başka nedenlerle... O yanlış politikalara karşı olsak ve adaletsizliklere karşı çıksak bile, gerekirse bir gün o bedeli ödemek durumunda kalıyoruz... Buna yanlış bir isim verip 'Kör terör' diyorlar. Mesela ben, Londra'da yaşayan ve bombaların patladığı güzergahlarda sıkça dolaşan milyonlarca yolcudan biri olarak o bombalara hedef olabilirdim. Üstelik de bombalardan birinin patladığı Liverpool Street İstasyonu'nda patlamadan 24 saat önce dolaşmış ve bir trene binmiştim. 24 saat sonra da o trene binebilirdim. Evet, çok lânet olası bir durum. Ama terör denilen bela, lanetlemekle yok edilebilecek bir şey değil. Güç kullanarak da terörün kökünü kazımanın mümkün olmadığı artık biliniyor. İngiltere Başbakanı Blair, patlamalardan sonra yaptığı açıklamaların birinde bakın ne diyor: "Terörün kökenlerine inmeliyiz." "Yok edeceğiz, kökünü kurutacağız" falan demiyor. Blair, bu gibi olayları önlemek için asıl, "İslam'ın gerçek inançlarından korkunç bir sapkınlık" olarak ifade ettiği eğilimlerin altında yatan sebeplere karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bunları, Orta Doğu'daki sorunların çözümü ve daha adil bir dünya düzeni oluşturulması olarak ifade ediyor. Demek ki, dünya çapındaki adaletsizliğin ve Ortadoğu'daki malum sorunlardan kaynaklanan nedenlerin bu global terör dalgasında rolü olduğunu düşünüyor. Teröre hedef olmuş acılı ve tepki içindeki bir ülkenin başbakanı olarak bunları söylüyor. Bizim politikacılar ve yöneticiler gibi bol keseden atıp tutmak yerine, terörün nedenlerine eğiliyor. Buna rağmen eleştirilmekten de kurtulamıyor. Mesela Respect Cephesinin temsilcisi milletvekili George Galloway ülkesinin Irak savaşına katıldığı için terörün hedefi olduğunu söylemekten çekinmiyor. Durum Türkiye'deki gibi değil. Herkes bir ağızdan aynı şeyi söylemiyor. "Terörün tek bir çözümü var o da askeri çözüm" demiyor. Farklı görüşlere sahip gazeteciler de var. Onlardan biri Independent Gazetesi'nin Orta Doğu muhabiri Robert Fisk. Tony Blair'in, saldırıları 'barbarca' nitelendirerek kınaması üzerine şunları yazabiliyor: "İngiliz halkı neyin barbarca olduğunu bir kez daha oturup düşünmelidir." Fisk, 'Londra'yı vuran bombalar için "evet, barbarcaydı" diyor. "Ama" diye soruyor, "Irak'ta sivillerin öldürülmesi, Iraklı çocukların atılan misket bombalarıyla paramparça olması, Amerikan ordusunun kontrol noktalarında masum Iraklıların vurulması da barbarca değil mi?" Ve ekliyor: "Bu bir çelişkidir. Onlar öldüğü zaman savaş zaiyatı oluyor, biz öldüğümüz zaman barbarca bir terörün kurbanı oluyoruz." Fisk devam ediyor: "Irak'ta direnişle çarpışıyorsak, direniş de çarpışmak için neden bizim ülkemize gelmesin? Bu nedenle Usame Bin Ladin'in video kayıtlarında söylediklerinin şimdi gerçekleşiyor olmasından şaşkınlık duymadım." Böyle bir değerlendirmeyi Türkiye'de kaç kişi yapabilir. Son zamanlarda yoğunlaşan çatışmalar ve PKK'nın uzaktan kumandalı patlayıcıları nedeniyle bazı demokrat görünümlü yazarların yaptıkları tamamen devlet güdümlü tahlillerle Fisk'in tahlilleri arasında dünya kadar fark var. O, meseleyi çok yönlü ele alabilecek kadar gerçekçi bir aydın. Bizimkiler ise terörü hala tek boyutlu düşünüyor. Vurulunca yok olabilen bir şey sanıyor. Üstelik de çok unutkanlar... İngilizlerin teröre rağmen IRA ile görüşmeler yoluyla bir sonuca gitme kararlılığını, İspanyolların, onca geniş bir özerkliğe rağmen Bask ülkesinin bağımsızlığı için ETA ile görüşmelere başlama kararı aldığını görmezden geliyorlar. 'Terör'ün de bir karşı tarafı olduğunu, haki renk gözlükler taktıkları için göremiyorlar. Yeniden İngiltere'ye dönersek; Blair'ın Irak politikasına daha başından karşı çıkan eski Dışişleri Bakanı Robin Cook'un Guardan'da yazdığı makalenin başlığı şöyle: "Terörle mücadele askerle kazanılacak bir savaş değildir" Cook özetle şunları söylüyor: "Başbakan dün, bombalamaları toplumsal değerlerimize saldırı olarak tanımladı. Gelecek günlerde bu değerler arasında, farklı kültürlerden ve etnik kökenlerden gelenlere karşı hoşgörü ve karşılıklı saygının da olduğunu hatırlamalıyız. (...) Teröristleri alt etmek, aynı zamanda farklı inançlara ve etnik kökenlere sahip insanların bir arada var olamayacağı inancını da alt etmek demektir. (...) Bin Ladin, Batılı güvenlik birimlerinin vahim hesap yanlışlarının bir ürünüydü. Bugünkü tehlike şu: Batı'nın terörist tehdide verdiği mevcut tepki o en baştaki hataya rahmet okutabilir. Terörizmle mücadele askerlerle kazanılabilecek bir savaş gibi algılandığı sürece, başarısızlığa mahkûmdur. Batı çatışmayı vurguladıkça, Müslüman dünyada işbirliğinden konuşmak isteyen ılımlı sesleri de susturuyor." Terörden canı yananlar terörü ya da çatışmaları önlemek için meselenin kökenlerine inmek gerektiğini söylüyorlar. Türkiye'de de bunun yolu meseleyi çok yönlü ele almaktan geçecek. Başka çaresi yok. Tek boyutlu çağrılar olsa olsa şiddete destek olur.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |