|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Dün Srebrenitsa katliamının 10. yıl dönümüydü. On binlerce Bosnalı Müslüman Srebrenitsa katliamının yıldönümünde şehitleri anmak için toplandı. Binlercesi o günün acılarını bir kez daha hatırlayıp, göz yaşı döktü. Dökülen gözyaşları sadece ölenler için miydi? Dökülen göz yaşları apaçık bir haksızlığa maruz kalmanın verdiği çaresizliğe, aldatılmışlığa ve katillerin adeta ödüllendirilişine karşı isyandı aslında. Katliamın doğrudan sorumluları olan Karadiç ve Mladiç'in hala serbestçe dolaşıyor olmalarının ifade ettiği 'ödüllendirme'nin kahredici acısı toprağa düşünlerin acısından daha ağır bir azap içindi aslında akan gözyaşları… Hayatta kalmayı başaran Boşnaklar, adeta katliama maruz kaldıkları, yaşama hakkını ve insanlık onurunu savundukları, teslim olmadıkları için 'cezalandırıldı.' Srebrenitsa'da yaptıkları türden onlarca kitle katliamını gerçekleştiren Sırplar bunu gerçekleştirme başarısını gösterdikleri için adeta 'ödüllendirildi.' Bu satırların hamasi duygularla, Boşnaklara duyulan yakınlık nedeniyle hissiyatın galebe çalmasıyla kaleme alındığını düşünebilirsiniz. Oysa tam tersine uluslar arası gücün Bosna savaşı sırasında takındığı tavır, oynadığı rol ve bu arada Boşnakların bu oyun için nasıl kurban edildiklerini analiz etmeden böylesi hükme varmak mümkün olamazdı. Dünkü anma törenlerine çok sayıda ülkenin lideri ve temsilcileri katıldı. Bunlar arasında Bosna'da savaşı sona erdiren Dayton anlaşmasının mimarı olarak biline Holbrooke da vardı. Anma törenlerine katılanlar arasında Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç'in de bulunması gelecek açısından önemle altının çizilmesi gereken bir husus. Ancak katılımcılar arasında bulunana İngiltere Dışişleri bakanın bulunmasının anlamı çok farklı. İngiltere Dışişleri bakanı Jack Strow törende yaptığı konuşmada, "gözlerimizin önünde bu facianın gerçekleşmiş olması ve önlemek için yeterli adımların atılmaması uluslararası camia için bir ayıptır. Bu nedenle derin bir üzüntü duyuyorum" diyerek sorumluların sadece bu cinayeti işleyenlerden ibaret olmadığını itiraf etmiş oldu. Ancak bu tespit kadar tespiti yapan İngiliz hükümetinin temsilcisi olması da hayli anlamlıdır. En az Sırp devlet başkanın katliamın kurbanlarını anmak üzere Srebnitsa'ya gelmesi kadar anlamlıdır. Bosna savaşı sırasında Bosna Cumhurbaşkanı olan Aliya İzzetbegoviç'in anılarında aktardığı bir anektot uluslar arası oyunun perde arkasını göstermesi bakımından ibret vericidir. Savaşın henüz başladığı Saraybosna'nın kuşatıldığı, Bosna'nın her tarafında toplama kamplarında insanlık dışı uygulamaların sürdüğü ve işgal edilen savunmasız Boşnak kentlerinde sivillerin topluca katledildiği aylarda, BM'ce tanınmış bir devletin başkanı olarak uluslararası camiadan katliamı durdurması için diplomatik girişimlerde bulunmaktadır. Bilge kralın çalmadığı kapı kalmamıştır adeta. Yapılan toplantılarda sadece şu telkin edilmektedir: boşuna direnmeyin, teslim olun. Dönemin İngiltere Dışişleri bakanı bir ara Aliya İzzetbegoviç'e açıkca şöyle diyecektir: size yardım edeceğimizi aklınızın ucundan bile geçirmeyin; hiçbir şansınız yok; Sırpların şartlarını kabul edin. Bugün katliamdan dolayı derin teessürlerini belirten ve uluslararası camiayı ayıplayan bakanın o çaresizlik günlerinde telkinde bulunan ülkenin temsilcisi olması anlamlıdır. Avrupa'nın açık biçimde Sırp taraftarlığı yaparak, işlenen cinayetlere dolaylı değil açık destek verdiğini bilmek için gizli belgelere, diplomatik görüşmelere bakmaya da gerek yok artık. Amerika'nının Balkanları kuşatma planı çerçevesinde üç yıl boyunca 200 binden fazla insanın katledilmesine seyirci kaldığını artık anlamayan yok.
İki tür katliam
Bosna savaşında iki türlü katliam yapıldı. İlki: Sırpları adeta teşvik edercesine, Boşnaklara silah ambargosu uygulayarak, işlenen cinayetlere seyirci kalarak, uluslar arası yükümlülüklerini yerine getirmeyerek. Katili teşvik edercesine Boşnakların elini bağlayan yaptırımlarla hem Avrupa hem Amerika Sırplarla suç ortaklığı yapmışlardır. Uluslar arası camianın Bosna'da gerçekleştirdiği ikinci katliam ise: hayatta kalmayı başaran Boşnaklara karşı işlenen ahlaki ve hukuki cinayettir. Dayton'da işgal ve katliamı ödüllendirircesine, adil olmayan bir barışı Boşnaklara dayatan Amerika'nın sorumluluğu üç yıl boyunca kendi kıtasındaki cinayetlere gözünü kapatan Avrupalılardan daha hafif değildir. Günlerdir CNN ve BBC Srebrenitsa katliamıyla ilgili haberlere geniş yer veriyor. Bir tür günah çıkarma serenomisine dönüşen bu haberler, tersinden Amerika'nın Müslüman Boşnakları nasıl bir katliamdan kurtardığı masalına dönüşüyor. Müslümanları, Hristiyan Sırplardan kurtaran Amerika imajı. Aynı dönemde, yakından takip ettiğim için iyi biliyorum; basın geleneği açısından daha objektif ve liberal tavırlarıyla bilinen İngiliz basının tavrı hayli ilginçti. Bosna savaşı sırasında taraf olmasa bile kültürel olarak Sırpları kendine daha yakın hissettiğini yazacak kadar stratejik duruş sergileyebilmişlerdir. Aliya'yı radikal dinci gördükleri için hiçbir zaman sempatik bulmayan Amerikalı ve Avurpalılar; adeta Aliya'nın şahsında 'Müslüman' Boşnakları cezalandırdılar. Srebrenitsa katliamının Londra'daki metro bombalanmasıyla ilgisi ne olabilir? Metrodaki patlamaların sorumlularının kim olduğu bir yana, faili olduğuna inandırılan, İslam coğrafyasına yönelik bir mesaj içermektedir. Sırpları kültürel olarak kendine yakın hisseden İngiliz entelektüelleri gibi, İslam dünyasını, o dünyanın insanlarını kendine hedef seçen bir stratejiyi perdeleyen maskeye dönüşmektedir Jack Strow'un konuşması.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |