AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Hicaz muhafızının torunu

Şimdilerde pek görmediğim eski bir dostum, kafayı Türkiye’nin iki önemli politikacısına takmıştı. Birinin ismi ne zaman geçse hemen atılır, “Mafya’yı kenar mahallelerde aramasınlar, en büyük mafya o” der, bir diğeri için ise, “Hayatı yalan üzerine kurulu” tespitinde bulunurdu. Bir keresinde, “Ne biliyorsun?” diyecek oldum, her ikisinin günah galerisinden saydıklarını buraya aktarmaya utanırım.

O eski dostumu şimdi aklıma getiren, ünlü bir politikacının geçmişiyle ilgili gün ışığına çıkan bilgiler oldu. “Turgut Özal’ın dedesi Osmanlı sülâlesinden” deselerdi bu kadar şaşırmazdım, meğer Bülent Ecevit’in birkaç kuşak gerideki dedesi Hicaz bölgesi muhafızıymış...

Bizim solcuların yıllarca “Karaoğlan, karaoğlan” diye arkasından koştukları Bülent Ecevit ile Osmanlı asili bir dedeyi aynı hayat ağacı altında görmek çok şaşırtıcı. Daha da şaşırtıcı olan, bu bilgiyi kendisinin açıklaması... Ülkemizde çeşitli kereler başbakanlık makamını işgal etmiş Bülent Bey, ailesinin kollarının Libya ve Hicaz’a kadar uzandığını biliyormuş, Hicaz’da kendisine yüklü bir miras kaldığından da haberdarmış; ama bugüne kadar bu bilgiyi iyi saklamış...

Ülkemizi yöneten az sayıdaki ailenin şecere kayıtları üzerinde ısrarla duran araştırmacı Mahmut Çetin, “Boğaz’daki Aşiret” kitabıyla başlattığı sorgulamayı şu yakınlarda çıkan “Teyze ile Prenses” adlı eserinde (Biyografi: Tel.: 212- 519 9691; Faks: 212- 514 1833) sürdürüyor. Bülent ve Rahşan Ecevit çifti son kitabın ana kahramanları...

Kitabın 40. sayfasında yer alan ‘hayat ağacı’ Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit’i Mehmet Emin Bey ve Adviye Hanım üzerinden Ali Kıratlı Paşa ve Hasene Hanım’a, oradan da Hacı Emin Paşa’ya bağlar... Önce Serdar Arseven tarafından elde edildiği anlaşılan bu bilgilerin DSP’liler tarafından da araştırıldığını öğreniriz.

Daha önce bilinse de, şimdi kendisinin verdiği bilgilerle artık kesinlik kazanan bu ‘şecere’ Bülent Ecevit’i, hiç değilse benim gözümde, farklı bir yere oturtuyor. Babasının tek parti dönemi CHP’sinin milletvekili olmasından hareketle, ‘Cumhuriyet şehzadesi’ saydığım Bülent Ecevit, meğer, biri Sultan 2. Abdülhamid’in yâver-i hası, diğeri Hicaz bölgesi muhafızı olmak üzere iki dedesi sayesinde aslında bir ‘Osmanlı asilzadesi’ imiş...

Şu bilgi Bülent Ecevit tarafından onaylandığı anlaşılan bir yazıda yer aldı önceki gün: “Bülent Ecevit Kastamonu'nun İnebolu bucağında dünyaya gelmiştir, babası Prof. Dr. Ahmet Fahri Ecevit, annesi Nazlı Ecevit (Libya'nın Bingazi şehrinde dünyaya gelmiştir), dedesi Ali Kıratlı Paşa (Sultan Abdülhamit'in yaveri - aynı zamanda general), büyük dedesi Kastamonu'nun eşrafından müderris Mustafa Efendi, ikinci dedesi Hacı Emin Paşa (17 sene Mekke'nin şeyhülislamlığını yapmıştır. Mekke'de 5 adet vakfı vardır. Bu vakıflarda hâlâ talebeleri okumaktadır).” Çetin’in kitabında ve pek çok başka kaynakta, Ecevit’in İstanbul doğumlu olduğu bilgisi yer alır.

Bu ailevî bağlar, Bülent Ecevit’i, Hicaz bölgesinde mal mülk sahibi büyük dedesinin mirasçısı da yapıyor doğal olarak... Zaten, daha önce sadece rivayet olarak dolaşan bilgileri şimdi kendisinin açıklaması biraz da bu yüzden... Bülent Ecevit dede mirasını Türk hacıların yararlanmasına tahsis etmiş... Okuyalım:

“Şişli 3. Sulh Hukuk Hâkimliği, 1992'de açılan veraset davasında, Hacı Emin Paşa'nın mirasçıları arasında bölüşüm yaptı. Mahkemenin kararında, Hacı Emin Paşa'nın vefatından sonra mirasının karısı Emine Şerife, çocukları Vehbi Paşa, Saliha Şadiye, Fatma Nazire, Havva Seher, Ayşe, Hilmiye, Hasene ve Medeniye'ye geçtiği belirtildi.

“Kararda, Hacı Emin Paşa kızı Hasene'nin ölümünden sonra mirasının kızları Ferhande Okday, Fatma Zehra Öztan ve Adviye'ye kaldığı, Adviye'nin 1971'de vefatıyla hissesinin kızı Nazlı Ecevit'e geçtiği belirtildi. Nazlı Ecevit'in de vefat etmesiyle mirasının oğlu Bülent Ecevit'e intikal ettiği vurgulandı.

“Kararda, Hacı Emin Paşa'nın tüm çocuklarının miraslarının kime kaldığı ve günümüzde kime intikal ettiği de Ecevit'e kalan payın anlatıldığı gibi anlatıldı.” Keşke o bilgilere de sahip olsak...

Bu hikâye benim hoşuma gitti gitmesine, ama hayli garip karşıladığımı da bilmenizi isterim. Kendisini yakından tanımış ünlü arkadaşları var Bülent Ecevit’in; bazıları anılarını da yazdılar... Ahmet İsvan, Nezih Neyzi, şu yakınlarda Altemur Kılıç her şeyden söz ediyorlar anılarında, ama ‘Osmanlı asilzadesi’ olduğundan haberleri bulunması gereken Bülent Ecevit’in o yönüne hiç değinmiyorlar...

Altemur Kılıç sözgelimi; bir döneme tanıklık etme iddiasındaki “Kılıç’tan Kılıç’a” adlı anılarında (Remzi Kitabevi), 1940’ların sonunda yolunu düşürdüğü Londra’da Ecevitler’e misafir oluşunu anlatırken bakın neler yazmış: “Yeni evliler Londra civarında çok mütevazı şartlarda hatta açlık sınırında yaşıyorlardı. (..) Paraları yoktu, ama çok mutlu idiler, bol çay içebiliyorlardı.” (s. 153)

Soyunda sadrazamlar, padişah yâverleri, Hicaz muhafızları bulunan biri, bu sayede mutlu-müreffeh bir hayat yaşamak dururken, neden fakir-fukara edebiyatı yapması gereken ‘sol’ cenahta politikayı tercih eder? O eski dostum olsaydı, “Deli misin sen?” diye sorardı.

Yok, deli değilim de safım...


12 Temmuz 2005
Salı
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED